ŞEBNEM BURSALI AKSOY: TÜRKİYE ENERJİSİNİ GELECEĞİNE HARCASIN
Türkiye'nin yaklaşık yarım asırdır enerjisini, kaynaklarını ve insan gücünü tüketen terör belasından kalıcı olarak kurtulması, sadece güvenlik açısından değil; ekonomiden istihdama, turizmden yatırıma, gençlerimizin geleceğinden Türkiye'nin bölgesel gücüne kadar pek çok alanda yeni bir dönemin kapısını aralayacak. "Terörsüz Türkiye" hedefini bu nedenle yalnızca bir güvenlik başlığı olarak değerlendirmemek gerekir. Bu süreç; devletin bekasını, milletin huzur ve güvenliğini kalıcı biçimde güçlendirmeyi, Türkiye'nin önündeki engelleri kaldırarak Türkiye Yüzyılı hedeflerine daha güçlü şekilde ilerlemesini amaçlayan stratejik bir devlet vizyonudur. İzmir ve Ege Bölgesi açısından baktığımızda bunun anlamı çok daha geniştir. Ege; üretimin, ihracatın, turizmin, tarımın, deniz ticaretinin ve girişimciliğin en güçlü merkezlerinden biridir. Türkiye'nin terör gündeminden tamamen kurtulmasıyla birlikte, ülkemizin kaynaklarının güvenlik harcamalarının ötesinde eğitim, teknoloji, üretim, kalkınma ve gençlerimizin geleceğine daha fazla yönelmesi mümkün olacak. Bu tablo, İzmir'in sahip olduğu ekonomik ve sosyal potansiyelin daha da güçlenmesi açısından önemli bir fırsat. Daha güvenli ve istikrarlı bir Türkiye; yatırımcının önünü daha net görmesi, turizmin daha güçlü bir zeminde büyümesi, üretimin ve ticaretin daha geniş imkânlara kavuşması demektir.

ORTAK BİR GELECEK HAYALİ
Özellikle Ege'nin gençleri açısından "Terörsüz Türkiye", geleceğin şiddet ve terör tarafından belirlenmediği bir Türkiye anlamını taşır. Gençlerimizin enerjisini korkulara, çatışmalara ve güvenlik kaygılarına değil; eğitime, bilime, teknolojiye, spora, üretime ve girişimciliğe yöneltebildiği bir gelecek hedefliyoruz. Burada altını özellikle çizmek gerekir: Terörsüz Türkiye bir pazarlık, taviz veya genel af süreci değildir. Devletimizin egemenlik hakları, üniter yapısı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü konusunda hiçbir tartışma söz konusu değildir. Tam tersine, hedef terörün bütün unsurlarıyla tasfiye edilmesi, silahın tamamen devre dışı bırakılması ve terörün Türkiye'nin içinde ya da dışında bir araç olarak kullanılmasının kalıcı biçimde sona erdirilmesidir. Bu nedenle İzmir'den Şırnak'a, Edirne'den Hakkâri'ye kadar bu ülkenin bütün evlatları için ortak bir gelecek inşa ediyoruz. Türkiye'nin enerjisini artık terörle mücadeleye harcamak zorunda kalmadığı; daha fazla üreten, daha fazla yatırım yapan, daha fazla istihdam oluşturan, gençlerine daha güçlü imkânlar sunan bir Türkiye hedefliyoruz. Bu süreçte şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakârlıkları bizim en büyük hassasiyetimizdir. Terörü tamamen tasfiye etmek, onların uğruna mücadele ettiği vatanımızın ve milletimizin geleceğini daha güçlü şekilde korumak anlamına gelir. İzmir'in, Ege'nin ve Türkiye'nin ortak geleceği için ihtiyacımız olan şey; ayrışma değil kardeşlik, korku değil güven, terör değil huzur, belirsizlik değil istikrardır. Terörsüz Türkiye; güçlü devlet, güçlü millet ve güçlü gelecek demektir. Kazanan 86 milyon vatandaşımız, kazanan İzmir, kazanan Ege ve kazanan Türkiye olacaktır.
EGELİLER BİTMESİNİ İSTİYOR
İzmir'de ve Ege Bölgesi'nde gerçekleştirdiğimiz saha ziyaretlerinde hemşehrilerimizle, esnafımızla, iş dünyamızla, gençlerimizle ve farklı kesimlerden vatandaşlarımızla bir araya geliyoruz. Bu buluşmalarda "Terörsüz Türkiye" hedefi konusunda vatandaşlarımızın memnuniyetini ve umutlarını açıkça dile getirdiğini görüyoruz. Vatandaşlarımızın beklentisi çok açık: Türkiye enerjisini artık terörle mücadeleye değil; ekonomiye, üretime, istihdama, eğitime ve gençlerin geleceğine harcasın. Sahada bize en çok söylenen cümlelerden biri de şu: "Yeter ki terör bitsin, yeter ki evlatlarımızın geleceği güvence altında olsun." Elbette farklı görüşler, sorular ve hassasiyetler var. Bunların tamamını büyük bir dikkatle dinliyor, vatandaşlarımızın kaygılarını ve beklentilerini önemsiyoruz. Biz sahada vatandaşımızın sesini dinlemeye, sorularını cevaplamaya ve süreci doğru bilgilerle anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü bu süreç milletimizin iradesi ve ortak geleceği esas alınarak yürütülmektedir.

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI: ANNELERİN DUASI DA TALEPLERİ DE ORTAK
Kardeşliğimizi daha da güçlendirmek için artık bazı meseleleri günlük siyasetin üzerinde konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Özellikle Türkiye'nin ortak geleceğini ilgilendiren konularda hepimizin aynı dili konuşabilmesi, ortak bir zeminde buluşabilmesi çok kıymetli. Çünkü dünya gerçekten başka bir dile doğru evriliyor. Bu dilin adı barış. Bugün Türkiye, sadece kendi sınırları içerisinde terörle mücadele eden bir ülke değil. Bölgesinde yaşanan çatışmaların çözümünde söz sahibi olan, gerektiğinde masada ağırlığını koyan bir ülke haline geldi. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye'nin bu noktaya nasıl geldiğine hep birlikte şahit olduk. Ben bu meselenin ne anlama geldiğini aslında çok erken yaşlarda, Mardin milletvekilliğim döneminde öğrendim. 2015 yılında Mardin'den milletvekili olduğumda bölgede hendek olaylarının, terör saldırılarının en ağır dönemlerinden birini yaşıyorduk. O günlerde ben orada sadece bir milletvekili değildim. Bir anneydim. Bir kadındım. Ve her şeyden önce yaşanan acıları gören bir insandım. Şehit ailelerinin evlerine gittik. Evladını vatan uğruna kaybetmiş annelerin gözlerine baktık. Eşini, çocuğunu, kardeşini teröre kurban vermiş ailelerin acılarına ortak olduk.
KALICI OLARAK KAPANMALI
Yarım kalan hayatlara, yarım kalan hayallere şahit olduk. İnanın, o dönem insanın siyasete bakışını da değiştiriyor. Çünkü karşınızda bir istatistik yok. Bir anne var. Bir baba var. Bir çocuk var. Bir ev var. O evde artık hiç dönmeyecek bir evlat var. Ve bütün bu acıların içerisinde değişmeyen tek bir şey vardı: Anneler çocuklarının ölmesini istemiyordu. Bugün Diyarbakır annelerinin yıllardır verdiği mücadeleye baktığımda da aynı duyguyu görüyorum. Onların sesi aslında sadece Diyarbakır'dan yükselen bir ses değil. Türkiye'nin dört bir yanındaki annelerin ortak sesi. "Çocuklarımız ölmesin." Bundan daha güçlü bir talep olabilir mi? Bugün Terörsüz Türkiye hedefini de ben biraz böyle okuyorum. Bu sadece siyasi bir proje ya da bir güvenlik meselesi değil. Bu, çocuklarımızın geleceğiyle ilgili bir mesele. Sayın Cumhurbaşkanımızın doğru zamanda attığı adımlar, devletimizin kararlı mücadelesi ve bu sürece destek veren annelerimizin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi partilerin ortaya koyduğu iradeyle Türkiye yeni bir dönemin kapısını araladı. Ve bunun sahada da karşılığını görüyoruz. Ben bugün İzmir'de esnaf ziyaretlerinde, pazar yerlerinde, mahalle buluşmalarında, taziyelerde vatandaşlarımızla bir araya geliyorum. Farklı siyasi görüşlerden insanlarla konuşuyoruz. Herkesin hayata bakışı, siyasete yaklaşımı farklı olabilir. Ama konu Türkiye'nin huzuru olduğunda çok ortak bir cümle duyuyoruz: "Artık terör bitsin." Vatandaşlarımız çerçeve yasa çalışmalarını da bu açıdan değerlendiriyor. İnsanlar artık yıllardır Türkiye'nin önüne konulan bu meselenin kalıcı olarak kapanmasını ve çocuklarımızın aynı acıları yaşamamasını istiyor. Ben Mardin'de yaşadığım günlerle bugün İzmir'de sahada gördüğüm tablo arasında çok güçlü bir bağ olduğunu düşünüyorum. Mardin'de şehit ailelerinin evlerinde gördüğümüz acı da, terör nedeniyle evladını kaybeden annelerin gözyaşı da, bugün İzmir'de bir annenin "Çocuklarımız huzur içinde büyüsün" demesi de aslında aynı yere çıkıyor. Hepimizin istediği şey aynı: Çocuklarımızın geleceği terörden daha büyük olsun. Dün Mardin'de anneler "Çocuklarımız ölmesin" diyordu. Bugün İzmir'de anneler "Çocuklarımız huzur içinde büyüsün" diyor. Aradan geçen yıllara rağmen değişmeyen şey bu. Annelerin duası aynı. Bizim de sorumluluğumuz aynı. Türkiye'nin bir daha evlat acılarıyla, terör saldırılarıyla, hendeklerle anılmadığı bir geleceği hep birlikte kurmak. Ben buna inanıyorum.
ÇOK ÖNEMLİ BİR FIRSAT VAR
Çünkü artık Türkiye'nin önünde çok önemli bir fırsat var. Bu fırsatı günlük siyasi tartışmaların içine hapsetmeden, birbirimizi suçlamadan, şehitlerimizin hatırasına ve ailelerinin acısına sahip çıkarak, milletimizin ortak geleceğini düşünerek değerlendirmeliyiz. Terörsüz Türkiye, hepimizin Türkiye'si olsun. Çocuklarımızın korkuyla değil umutla büyüdüğü, annelerin evlatlarının geleceği için kaygılanmadığı, farklılıklarımızın bizi birbirimizden uzaklaştırmadığı bir Türkiye olsun. Çünkü sonunda hepimizin istediği aynı şey: Huzur, kardeşlik ve çocuklarımız için güzel bir gelecek.

