Kızılderililerin ataları Türk (mü)? Cümleyi soru şekline getirsem de Kızılderililerin, atalarımız olma ihtimali bence oldukça yüksek. 'Kızılderililer Türk mü?' sorusuna, tarih araştırmacıları da yıllardır yanıt arıyor.
Benzerlikler o kadar fazla ki tıpkı Türkler gibi özgürlüklerine düşkün olan Kızılderililerin, Asya'dan, Amerika'ya Bering Boğazı üzerinden göç ettiği görüşü son yıllarda ağır basıyor. Dil ve matematiksel sayı sistemleri Orta Asya'daki atalarımızla büyük oranda örtüşüyor. Peki, bu kadar tesadüf sizce de fazla değil mi?

DİL KÖKLERİ ASYA'DAN
Kızılderililerle, Türklerin akraba olup olmadığının araştırılması sadece Türkler açısından değil dünya tarihi açısından da büyük öneme sahip. Bu yolda en büyük araçlardan biri şüphesiz Türkçe.
Araştırmalardan çıkan sonuç ise pek çok Kızılderili dilinin Ural-Altay kökenli olma ihtimalinin son derece yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Kabile ve yerleşim yeri adlarına bakıldığında ilginç veriler göze çarpıyor.
Mesela, Kızılderililerin, Uygurlarla aynı yerleşim yeri adlarını kullandıklarını biliyor muydunuz?
Hemen hemen herkes tarafından bilinen 'Apache - Apaçi' kelimesinin Asya'da kullanılan dillerde de 'savaşçı' anlamına geliyor olması şaşırtıcı değil mi?
Buna rağmen, Orta Asya'dan Bering Boğazı yoluyla Amerika'ya göçenlerin hepsinin Türk olduğunu söylemek yanlış olur. Ancak Kızılderililerin dilleri incelendiğinde Amerika'ya Bering Boğazı yoluyla göçenler arasında Türklerin atalarının da var olduğu neredeyse kesin gibi. Her ne kadar Amerikalıların hoyrat Western tarzı filmlerinde (masum!) beyaz adamın kafa derisini soyan canavarlar gibi gösterilse de gerçekte onların katliamlara maruz kaldığı da günümüzde acı bir gerçektir. Son söz;
"Her şeye rağmen özgürlüğüne düşkün olmalarıyla Kızılderililer biz Türklere çok ama çok benziyor".

ÇAĞLAYANGİL'İN ANILARINDAN
İhsan Sabri Çağlayangil, deneyimli bilgili ve bilge bir siyasetçiydi. Dışişleri Bakanlığı görevi süresince tarihe damga vuracak başarılar elde etti. Gelin rahmetli Çağlayangil'in kaleminden Kızılderilileri tanıyalım... "1956 da Bursa Valisi iken, bir inceleme için bizi Amerika'ya göndermişlerdi. Kızılderilileri merak ettim. Mevcutlarını sordum. 400 bin kişi dediler. "Hepiniz bu kadar mısınız? Daha çok olmalısınız?" dedim. Tabii bu sorunun cevabını Amerika'da almak, Amerikalıdan almak mümkün değildi. Beni o zamanlar Missisipi Nehri'nin membasında "Chippewa" aşireti diye bir Kızılderili aşiretine götürdüler. Bu Kızılderili aşireti Kızılderili olmadığı halde, o güne kadar beş kişiye Kızılderili ismi vermişler. Beni de Kızılderililiğe davet ederek aşiretlerine kaydedip, "Çiçu İsuya" ismini verdiler.
Sordum nedir bunun manası diye; dediler ki:
"Büyük Birader." Bir merasim yaptılar. Bana geyik derisinden bir elbise giydirdiler ve meşhur tüylü başlıklarını takarak bir tören yaptılar. O zamanlar 80 yaşında olan ve iki üniversite bitirmiş bir aşiret reisi vardı. Törene gelmiş olan Amerikalılara dedi ki: "Bu memleket bizimdi, siz bizden zorla aldınız.
Zulmederek aldınız. Fakat bir şikayetimiz yoktur.
Çünkü bu memleketi dünyanın en medeni, en çağdaş yurdu haline getirdiniz. Ama bu ülkeyi bizden aldığınız sıralarda, bizim medeniyetimiz sizden çok üstündü. Fakat bugün aşiretimize kabul ettiğimiz Valinin mensup olduğu millet o zamanlar bizimkinden de ileri bir medeniyet seviyesindendi.
Gerçekte Türk medeniyeti bizden de eskidir. Yaşı küçük de olsa biz bu Türk valisine, 'Büyük Birader' ismini bu yüzden verdik. Kutlu olsun!" Ben çok duygulandım ve mukabelede bulundum.
OY KULLANMA VE EVLENME HAKKI
Tören bitince Reis beni yanına alarak çayırda yürümeye başladı. "Bugünden itibaren Chippewalısınız.
Bu yeni sıfat size bazı yükümlülükler getirir. Ben ölünce yeni reis seçilecek. Siz de 'birinin şefi' sıfatıyla oy kullanma hakkına maliksiniz.
Sizi yönetimle ilgilenmeye davet ediyorum.
Bunlar işin külfet tarafı. Nimet yönü de var. Fırsat elverirse 'Zon'da gördüğünüz güzel kızlardan biriyle evlenebilirsiniz. Biz aşiretten olmayanlara kız vermeyiz. Siz kabilemize girmiş bulunuyorsunuz" dedi. Gülüştük, kendisine teşekkür ettim...

"BUNLAR BİZİM EŞYALARIMIZ!"
KIZILDERİLİ kabilesine giren İhsan Sabri Çağlayangil anılarında gittiği Kızılderili müzesini şu sözlerle anlatıyor: "Bbeni bir Kızılderili müzesine götürdüler. Gördüklerime hayret ettim. Bizim kilimlerimiz, bizim kaplarımız, cezvelerimiz, hatta Anadolu'da yün eğirmek için kullanılan bizim iğlerimiz. Ben şaşkınlıkla "bunlar bizim" dedim... Kızılderili reisi gülerek, "Biz büyük hicrette, Orta Asya'dan Alaska'ya oradan da buraya gelmişiz" dedi.
Adamın yüzüne baktım, gerçekten bizim gibiler, Amerikalıya hiç benzemiyorlar. Ben, bir defa daha gurur duydum.
Türkün cihana nasıl yayıldığını gözlerimle gördüm.
Meğer onlar bizi kendi kökleri olarak görüyorlarmış...
NADİR UYSAL

