Anadolu, tarih boyunca aslan, kaplan, çita ve leopar gibi büyük kedilere ev sahipliği yaptı. Ancak insan yerleşimlerinin genişlemesi, yaşam alanlarının daralması ve avcılık baskısı, bu türlerin bölgedeki varlığını giderek azalttı. Anadolu panteri olarak bilinen leopar da bu değişimden en fazla etkilenen türlerden biri oldu. Bu hikâyede öne çıkan isimlerden biri ise 1930'lu ve 1940'lı yıllarda panter avladığı bilinen Milaslı Hasan Bele'ydi. (Daha sonra İzmir'in Şirince Köyü'ne yerleşti)

PELERİN GİBİ KULLANDI
Hasan Bele, avladığı panterlerin postlarını üzerine pelerin gibi sararak dolaşması nedeniyle "Mantolu Hasan" adıyla tanındı. Dönemin av kültüründe büyük yırtıcıları avlamak bir başarı göstergesi olarak görülüyordu. Panter postları ise avcının başarısını ve statüsünü temsil eden önemli ganimetler arasında yer alıyordu. Hasan Bele'nin kaç panter öldürdüğüne ilişkin farklı kaynaklarda farklı rakamlar bulunuyor. Bu nedenle kesin sayı konusunda tarihsel bir uzlaşma bulunmuyor. Ancak Mantolu Hasan'ın hikâyesi, Anadolu panterinin giderek daralan yaşam alanının yanı sıra dönemin avcılık anlayışını da ortaya koyuyor.

'ZARARLI' KABUL EDİLDİ
Panterlerin karşı karşıya kaldığı baskı yalnızca bireysel avcılıkla sınırlı değildi. 1937'de çıkarılan Kara Avcılığı Kanunu döneminde leoparların "zararlı memeliler" kapsamında değerlendirilebilmesi, türün korunması açısından önemli bir sorun oluşturdu. Köylüler açısından ise panterler, özellikle hayvan sürülerine yaklaşmaları durumunda tehdit olarak görülüyordu. Böylece panterin çevresindeki çember giderek daraldı: Avcı için av, köylü için tehdit, dönemin mevzuatı açısından ise "zararlı" bir hayvan olarak değerlendirildi. Hasan Bele'nin avcılığıyla ilgili aktarılan en dikkat çekici olaylardan biri de dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile ilgili. Aktarımlara göre İnönü, Hasan Bele'nin panter avladığını öğrendikten sonra kendisine bir çifte tüfek verdi ancak panter avlamamasını istedi. Olay, dönemin avcılık anlayışındaki değişimin dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Ancak tek bir avcının durdurulması, Anadolu'daki panterler üzerindeki genel baskıyı ortadan kaldırmadı. Anadolu panterine ilişkin kayıtlar 20. yüzyılın ortalarından itibaren seyrekleşmeye başladı. 1949'da Curt Kosswig'in Malatya Gölbaşı'nda çektiği fotoğraf, türün Anadolu'daki varlığını belgeleyen önemli kayıtlardan biri oldu. Sonraki yıllarda Denizli, Bolu, Hatay, Kars, Ağrı ve Eskişehir gibi farklı bölgelerden panter gözlemleri ve öldürülmüş bireylere ilişkin kayıtlar geldi.
BENEKLİ DE ÖLDÜRÜLDÜ
ANADOLU panteri tarihinin en çok bilinen olaylarından biri 17 Ocak 1974'te Ankara'nın Beypazarı ilçesine bağlı Bağözü Köyü'nde yaşandı. Köy yakınlarında Havva Köksal'ın bir panterle karşılaşmasının ardından bölgede hayvanın peşine düşüldü. Köylülerin oluşturduğu takip sırasında panter, Kızıl Meşe mevkiinde Ahmet Çalışkan tarafından yaklaşık 150 metre mesafeden vuruldu. Yaralanan hayvanın kaçmak yerine avcının üzerine doğru ilerlediği, ardından ateş edilerek öldürüldüğü aktarıldı. Köylüler tarafından "Benekli" adı verilen panterin ölümü, Anadolu'daki panter varlığı açısından dönüm noktalarından biri oldu. Panterin korunmasına yönelik çalışmalar ilerleyen yıllarda arttı. 1987'de Anadolu panterinin avlanması resmen yasaklandı.