İzmir'in Dikili ilçesinde yaşayan fotoğrafçı Mutlu Usluer, yıllardır sürdürdüğü ahşap işçiliği ve dekoratif boyama çalışmalarında geleneksel el sanatlarını kendi yorumuyla buluşturuyor. Usluer, yalnızca hazır objeleri boyamakla kalmıyor; ahşabı işleyerek Osmanlı beşikleri ve geleneksel at arabaları üretiyor, ardından ortaya çıkardığı eserleri kendi motif ve renkleriyle süslüyor. Atölyesinde yeni eserler üretmenin yanı sıra geçmişten kalan eşyaları da restore eden Usluer, kullanılmaz durumdaki birçok objeyi yeniden hayata kazandırıyor.

USTASINDAN ÖĞRENDİ
Usluer'in bu sanatla tanışmasının hikâyesi de Dikili'de başladı. Esas mesleğinin fotoğrafçılık olduğunu belirten Usluer, ilçede yaşayan Tevfik Güngüler isimli bir ustayla tanışmasının ardından yaptığı çalışmalardan etkilendiğini söyledi. Uzun yıllar fırsat buldukça Güngüler'den bu sanatın inceliklerini öğrendiğini anlatan Usluer, zaman içerisinde öğrendiklerini kendi el becerisi ve yorumuyla geliştirdi. Usluer'in ilk çalışmalarından birinin annesinden kalan eski bir eşya olduğunu belirttiği röportajında, bu objeyi büyük bir heyecanla boyadığını ve halen atölyesinde sakladığını anlattı. Zamanla daha büyük ve zahmetli çalışmalara yönelen Usluer, ahşap üretimiyle dekoratif boyamayı aynı atölyede buluşturdu. Usluer'in üzerinde en fazla emek harcadığı eserler arasında Osmanlı beşikleri yer alıyor. Beşiğin yapımına en alt bölümünden başladığını belirten Usluer, kullanılan ahşapların oval ve yuvarlak yapısı nedeniyle parçalar arasındaki mesafelerin eşit olmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Ölçülerde yapılacak küçük bir hatanın beşiğin dengesini bozabileceğini anlatan Usluer, üretim sırasında her parçayı dikkatle hesaplayarak bir araya getiriyor. Usluer, yeni beşiklerin yanı sıra yıllar içinde ahşabı eğilmiş eski Osmanlı beşiklerini de yeniden ayağa kaldırıyor. Restorasyonda eşyanın karakterini ve geçmişini korumaya özen gösterdiğini belirten Usluer, gerekli durumlarda objeyi özgün yapısına sadık kalarak yeniden tasarlıyor.

TOLE BOYAMA TEKNİĞİ
Usluer'in en zahmetli çalışmalarından birini ise geleneksel at arabaları oluşturuyor. Ahşabı ölçüp biçerek parçaları hazırlayan Usluer, arabanın yapımını tamamladıktan sonra dekoratif boyama aşamasına geçiyor. Arabanın kasasından tekerleklerine kadar farklı bölümleri çeşitli renklerde çiçek ve geometrik motiflerle süsleyen Usluer, üretim ve boyama aşamalarını el emeğiyle gerçekleştiriyor. Bir at arabasının tamamlanmasının yaklaşık bir ay sürdüğünü belirten Usluer, özellikle boyama işleminin uzun ve zahmetli olduğunu ifade etti. Usluer, eserlerinin dekoratif süslemesinde tole boyama geleneğinden yararlanıyor. Röportajında tole boyamayı metal ve ahşap ev eşyaları üzerine yapılan dekoratif bir halk sanatı olarak tanımlayan Usluer, bu sanatın geçmişinin yüzyıllar öncesine uzandığını belirtiyor. "Tole" sözcüğünün Fransızcadan geldiğini anlatan Usluer, "tôle peinte" ifadesinin boyalı metal eşyalara ilişkin kullanılan bir terim olduğunu ifade ediyor. Geleneksel olarak metal yüzeylerin dekoratif motiflerle süslenmesine dayanan bu anlayış, zaman içerisinde farklı objeler üzerinde de uygulanmaya başladı. Usluer, Türkiye'de bu sanatın yeterince tanınmadığını düşünüyor. Sanat ve sanat dallarının eğitim içerisinde daha fazla yer alması gerektiğine dikkat çeken Usluer, geleneksel el sanatlarının yeni kuşaklara aktarılmasının önemini vurguluyor.

DİKİLİ'DEN HOLLANDA VE ABD'YE
Usluer'in Dikili'de ürettiği çalışmalar Türkiye sınırlarını da aşmış durumda. Ağırlıklı olarak Hollanda'ya çalıştığını belirten Usluer, ABD'den de müşterilerinin bulunduğunu söyledi. Yabancı müşterilerin özellikle sehpa modelleri ve sandıklara ilgi gösterdiğini anlatan Usluer, sipariş verenlerin çoğunlukla belirli bir desen istemediğini söyledi. Usluer, müşterilerinin kendi tarzını beğenerek tasarımı kendisine bıraktığını ifade etti. Usluer'in atölyesinde yalnızca yeni eserler üretilmiyor. Yıllardır kullanılmayan ve ailelerin geçmişinden izler taşıyan eşyalar da restore edilerek yeniden hayata kazandırılıyor. Bugüne kadar birçok eski eşya ve mobilyayı restore ettiğini belirten Usluer, aile yadigârı bir ayna çerçevesi, eski bir dikiş makinesi ve 1871 yılından kalan duvar saatini yeniden kullanılabilir hale getirdiğini anlattı. Eski bir eşyanın yeniden hayat bulmasının kendisini mutlu ettiğini söyleyen Usluer, bu dönüşümün yeni çalışmalar üretmesi için de kendisine motivasyon verdiğini belirtti.
GENÇLERE AKTARMAK İSTİYOR
Usluer'in en önemli hedeflerinden biri yaptığı işin kendisiyle sınırlı kalmaması. Yeni kuşakların geleneksel el sanatlarına daha fazla ilgi göstermesini isteyen Usluer, bugüne kadar gençlerden beklediği ilgiyi göremediğini söyledi. Şu an için bir kurs açmayı düşünmediğini belirten Usluer, öğrenmek isteyenlerin çıkması halinde yıllar içerisinde edindiği bilgi ve deneyimini paylaşmaya hazır olduğunu ifade etti. Usluer'in hayallerinden biri de yaptığı çalışmaları Dikili'nin tanıtımıyla buluşturmak. İlçenin denizi, koyları, kumsalları ve doğal güzelliklerinin yanında sanatla da öne çıkabileceğini düşünen Usluer, geleneksel el sanatlarının bir arada görülebileceği bir alan oluşturulmasını istiyor. Yağcıbedir halıları başta olmak üzere bölgenin el sanatları ve kültürel değerlerinin sergilenebileceği bir "sanat sokağı" fikrini önemseyen Usluer, Dikili Belediye Başkanı'nın bu yönde bir başlangıç yaptığını belirterek ilçede bir sokağın zaman içerisinde sanatla özdeşleşmesini arzuladığını söyledi. Usluer için yaptığı çalışmaların asıl değeri ise geride bırakacağı eserlerde yatıyor. İsminin yaptığı eserlerle anılmasının kendisini gururlandıracağını belirten Usluer, insanların ve isimlerin zamanla unutulabileceğini ancak sanatın nesiller boyunca yaşayabileceğini söyledi. "İsimler zamanla unutulur... Ama sanat ve eserler daha kalıcıdır ve yüzyıllar boyu sürer" diyen Usluer, ahşaba verdiği şekli ve fırçasıyla kattığı renkleri gelecek kuşaklara bırakmak istiyor.