BAZI günler her şey yerli yerinde görünüyor ama içinizde dolaşan o dağınıklık hissi kaybolmuyor. Masa toplu, ev düzenli ama zihnin bir köşesinde biriken, adını koyamadığınız bir ağırlık var. Japonların osouji dediği ritüel tam da bu görünmeyen fazlalıkla ilgileniyor. İlk bakışta sadece temizlik yapmak gibi duruyor ama aslında mekanla kurduğunuz ilişkiyi ve o mekanın içinizde yarattığı karşılığı dönüştüren daha derin bir yerden çalışıyor. Osouji, 'yıl sonu'na gelinmesiyle alakalı bir fikir ama konu takvimden çok daha fazlası. Bu pratik, eski yılın yükünü geride bıraktırırken "ben hâlâ neyi taşıyorum?" sorusunu da beraberinde getiriyor. Bir dolabın içinden çıkan kullanılmayan bir parça ya da uzun zamandır ertelenen küçük bir karar, aynı yerde buluşuyor. 'Temizlik', bu noktada fiziksel bir ihtiyaç olmaktan çıkıyor; bir şeyleri fark etme ve tamamlanmamış olanla ilişki kurma alanına dönüşüyor.
MERKEZDE SÜREÇ VAR
Osouji'yi farklı kılan şey, sonucu değil süreci merkeze alması oluyor. Hızlıca bitirilmesi gereken bir iş gibi ilerlemiyor; aksine, yavaşladıkça derinleşen bir ritim kuruyor. Bir yüzeyi silerken, o yüzeyle birlikte birikmiş zaman da görünür hâle geliyor. Bir çekmeceyi boşaltırken elinizden geçen her nesne geçmişte verilmiş küçük bir kararı hatırlatıyor. Beden tekrar eden hareketlerle bir akış yakalıyor, zihin de bu akışa eşlik ediyor. Temizlik, farkında olunan bir deneyime dönüşüyor. Açılan pencereler, içeri giren temiz hava ve değişen ışık, bu ritmi daha da görünür kılıyor. Ritüelin akışı genellikle en az görülen yerlerden başlıyor. Tavan köşeleri, dolap üstleri, ulaşılması zor alanlar... Gözün en az değdiği bu noktalar zamanla en çok biriken yerler oluyor. Bu tercih sembolik bir anlam da taşıyor. "Görmezden gelinenle temas etmek, ertelenmiş olanı fark etmek" gibi. Süreç, aşağıya doğru indikçe daha görünür alanlara ulaşıyor ama asıl mesele kusursuz bir düzen kurmak olmuyor. Her temas noktasında küçük bir karar veriliyor: Bu kalıyor mu, yoksa artık gitmesi mi gerekiyor?

