Pakize Sükan yazdı...
New York'ta bazen başınızı kaldırdığınızda size binlerce kilometre uzaktaki evinizi hatırlatan bir görüntüyle karşılaşıyorsunuz.
Benim için o görüntülerden biri, dünyanın en önemli diplomasi merkezlerinden Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nin tam karşısında, Manhattan'ın gökyüzüne uzanan binaları arasında gururla dalgalanan Türk bayrağımız...
Ve hemen altında bütün görkemiyle Türkevi.
İnsan ülkesinden binlerce kilometre uzaktayken ay yıldızı gördüğünde zaten başka hissediyor. Ama dünyanın dört bir yanından devlet başkanlarının, diplomatların ve uluslararası kuruluşların temsilcilerinin gelip geçtiği böylesine önemli bir noktada Türkiye'nin bu kadar güçlü bir yapıyla temsil edildiğini görmek gerçekten gurur verici.
Gökyüzüne doğru açılan bir laleden esinlenen mimarisiyle Türkevi, 36 kat ve 171 metre yüksekliğiyle Manhattan siluetinde hemen fark ediliyor.
Osmanlı ve Selçuklu mimarisinden izler taşıyan bugünkü Türkevi'nin temeli 18 Eylül 2017'de atıldı. Yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ardından tamamlanan bina, 20 Eylül 2021'de kapılarını açtı. Ama Türkiye'nin New York'taki hikâyesi elbette çok daha eski.

TEMSIL MERKEZI
New York Başkonsolosluğumuz, Cumhuriyetimizin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ilk konsolosluk temsilciliği olarak 1925 yılında kuruldu. Türkiye, bugün Türkevi'nin bulunduğu çok değerli noktadaki eski binayı ise 1977 yılında satın aldı. Yıllar sonra aynı yerde yükselen bugünkü Türkevi, Türkiye'nin New York'taki bir asrı aşan temsilinin modern simgesi haline geldi. Üstelik burası yalnızca görkemli bir bina değil. Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ile New York Başkonsolosluğumuz aynı çatı altında faaliyet gösteriyor. Pasaport, nüfus, vatandaşlık ve noterlik gibi konsolosluk hizmetlerinin yanı sıra eğitimden kültüre, turizmden ticaret ve ekonomiye kadar pek çok alanda Türkiye ile Amerika arasında köprü kuruluyor.
Kısacası Türkevi, Manhattan'ın kalbinde hepimiz için gurur veren bir temsil ve buluşma merkezi.
BASKONSOLOS ILE
Geçtiğimiz günlerde New York Başkonsolosumuz Büyükelçi Muhittin Ahmet Yazal ile Türkevi'nde bir araya geldik.
Kendisini dinlerken beni en çok etkileyen, klasik diplomasi anlayışının ötesinde son derece aktif, iletişime açık ve insanlarla güçlü bağ kuran yaklaşımı oldu. New York gibi dünyanın iletişim merkezlerinden birinde Türkiye'yi temsil ederken iş dünyasından kültür ve sanata, eğitimden toplumsal ilişkilere kadar farklı çevrelerle kurduğu güçlü iletişimin son derece değerli olduğunu düşünüyorum. Sohbetimiz sırasında kendisine benim için çok önemli olan bir soruyu sordum: "Ben nasıl destek olabilirim?" Çünkü yıllardır gazetecilik ve iletişim dünyasının içinde olan biri olarak New York'taki yeni hayatımı yalnızca kendi profesyonel yolculuğum olarak görmüyorum.
Türkiye'nin anlatılacak çok hikâyesi, dünyaya tanıtılacak çok değeri var. Bundan sonraki süreçte bir gazeteci ve iletişimci olarak yıllar içinde edindiğim deneyimi ve iletişim ağını; Türk kültürünün, gastronomisinin, sanatının ve ülkemizin değerlerinin New York'ta daha geniş kitlelere ulaşması için gönüllü olarak kullanmak istiyorum. Türkevi'nde gerçekleştirilecek kültür, sanat, gastronomi ve iletişim projelerine katkı sunmak, Türkiye'den gelen değerli isimleri New York'la buluşturacak çalışmalarda yer almak ve burada yaşayan Türklerin başarı hikâyelerini görünür kılmak da bu yeni yolculuğumun en heyecan verici taraflarından biri olacak. New York zaman zaman insana dünyanın öbür ucunda olduğunu fazlasıyla hissettiriyor. Ama Birleşmiş Milletler'in tam karşısında başınızı kaldırıp o görkemli binanın üzerinde bayrağımızın gururla dalgalandığını gördüğünüzde mesafeler bir anda kısalıyor.
BINANIN ÖTESINDE...
Orası artık sadece bir bina değil. New York'taki evimiz, hepimizin Türkevi. Belki de benim bundan sonraki New York hikâyemin en anlamlı cümlelerinden biri de burada doğdu:
Manhattan'dan Türkiye'ye bakmak değil, Türkiye'yi Manhattan'da daha çok anlatmak... Bir sonraki mektubumda ise biraz daha sokaklara karışacağız.
Sabahın altısında çoktan çalışmaya başlamış New York'un emekçilerinden, elinde kahvesiyle koşturan New Yorklulardan, şehrin rooftop kültüründen ve dünyanın en pahalı metropollerinden birinde aslında ücretsiz yapabileceğiniz ne kadar çok şey olduğundan bahsedeceğim.

