Son dönemde kilo verme amacıyla kullanımının yaygınlaşmasıyla gündeme gelen GLP-1 temelli ilaçlar, beraberinde kullanımına ilişkin birçok soruyu da getiriyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muammer Karadeniz, bu tedavilerin etkili olabildiğini ancak yalnızca kilo verme amacıyla ve kontrolsüz biçimde kullanılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz, "Bu tedaviler oldukça etkili olabilmekle birlikte zayıflama iğnesi olarak görülmemeli, kişinin sağlık durumu, kullandığı diğer ilaçlar ve olası riskleri değerlendirilerek hekim kontrolünde uygulanmalıdır" dedi.

GLP-1 TEMELLİ İLAÇLAR
GLP-1'in doğal bir hormon olduğunu belirten Karadeniz, "GLP-1, yemek yedikten sonra bağırsaklardan salgılanan doğal bir hormondur. Beyin, mide, pankreas ve diğer organlar üzerinde etkileri vardır. GLP-1 reseptör agonisti ilaçlar bu doğal hormonun etkilerini taklit eder. Semaglutid ve liraglutid bu gruptadır. Tirzepatid ise hem GIP hem de GLP-1 reseptörleri üzerinden etki gösteren çift etkili bir ilaçtır" ifadelerini kullandı. İlaçların kilo verme mekanizmasını da anlatan Karadeniz, şöyle konuştu: "Tek bir mekanizmayla değil, birkaç farklı yolla etki ederler. Beyindeki iştah merkezlerini etkileyerek açlık hissini ve yeme isteğini azaltabilir, daha erken doymayı sağlayabilir ve mide boşalmasını yavaşlatabilirler. Diyabeti olan kişilerde kan şekeri yükseldiğinde insülin salgılanmasını artırırken glukagon salgısını azaltarak kan şekeri kontrolüne de yardımcı olurlar. Sonuç olarak kişi genellikle daha küçük porsiyonlarla doymaya başlar ve günlük enerji alımı azalır. Ancak ilaç sağlıklı beslenmenin ve hareketin yerine geçmez. En başarılı sonuç, tedavinin uygun beslenme, egzersiz ve davranış değişikliğiyle birlikte yürütülmesiyle elde edilir."

Karadeniz, bazı belirtilerin beklenmeden sağlık kuruluşuna başvurmayı gerektirdiğini belirterek şu uyarıda bulundu: "Şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı, şiddetli veya tekrarlayan kusma nedeniyle sıvı alamama, belirgin sağ üst karın ağrısı, ateş veya sarılık, ani ya da hızla kötüleşen görme, ciddi ve tekrarlayan hipoglisemi ile belirgin karın şişliğiyle birlikte şiddetli kabızlık veya kusma gibi belirtiler beklenmeden sağlık kuruluşuna başvurmayı gerektiriyor. Alerjik reaksiyon belirtileri de acil değerlendirme gerektiren durumlar arasındadır." GLP-1 temelli ilaçların yalnızca tip 2 diyabet hastalarıyla sınırlı olmadığını belirten Karadeniz, bazı ilaçların obezite tedavisinde de farklı doz ve kullanım endikasyonlarına sahip olduğunu söyledi. Karadeniz, "Hangi ilacın, hangi dozda kullanılacağı belirlenirken kişinin kilosu, vücut kitle indeksi, diyabet durumu, eşlik eden hastalıkları ve kullandığı diğer ilaçların birlikte değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. Tedavinin özellikle başlangıcında ve doz artırımlarında mide ve bağırsak sistemiyle ilgili yan etkilerin görülebileceğini belirten Karadeniz, her karın ağrısının normal yan etki olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. "En sık görülen yan etkiler mide ve bağırsak sistemiyle ilgili. Bulantı, erken doyma, iştah azalması, şişkinlik, hazımsızlık, reflü, geğirme, ishal, kabızlık, karın ağrısı ve kusma görülebiliyor. Bu yakınmalar özellikle tedavinin ilk dönemlerinde ve doz yükseltildiğinde daha belirgin olabiliyor, zaman içinde ise azalabiliyor. Daha küçük porsiyonlar tüketmek, yavaş yemek, doyulduğunda yemeyi bırakmak ve yağlı-ağır öğünlerden kaçınmak şikâyetlerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Şiddetli ya da geçmeyen karın ağrısı, tekrarlayan kusma, sıvı alamama ve belirgin halsizlik gibi durumlarda tıbbi değerlendirme gerekiyor. Bunlar 'ilacın normal yan etkisidir' denilerek geçiştirilmemelidir."

DİKKAT EDİLMELİ
Tedavi öncesinde bazı kişilerin özellikle ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Karadeniz, şu gruplara dikkat çekti: "Özellikle daha önce pankreatit geçirenler, safra taşı veya safra kesesi hastalığı bulunanlar, ciddi mide boşalması problemi yaşayanlar, ileri diyabetik retinopatisi olanlar ile kişisel veya ailesel medüller tiroid kanseri ya da MEN-2 öyküsü bulunanların tedavi öncesinde ayrıntılı değerlendirilmesi gerekiyor. Gebelik veya gebelik planının da mutlaka hekimle paylaşılması önem taşıyor." GLP-1 temelli tedavilerde pankreatit ve safra kesesi sorunlarına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Karadeniz, "GLP-1 temelli tedavilerle akut pankreatit vakaları bildirilmiştir. Özellikle daha önce pankreatit geçirmiş kişilerde tedavi kararı bireysel olarak değerlendirilmelidir. Şiddetli ve devamlı karın ağrısı ortaya çıkarsa pankreatit olasılığı açısından gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Safra taşı ve safra kesesi iltihabı riskine de değinen Karadeniz, "GLP-1 temelli tedaviler sırasında safra taşı ve safra kesesi iltihabı görülme riskinde artış olabilir. Burada yalnızca ilacın etkisi değil, hızlı kilo kaybının kendisi de safra taşı oluşumunu kolaylaştırabilir. Sağ üst karın bölgesinde belirgin ağrı, özellikle yemeklerden sonra tekrarlayan ağrı, ateş veya sarılık gelişirse değerlendirme yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.
TİROİD VE GÖRME SORUNLARI
Tiroid riskleriyle ilgili de açıklamalarda bulunan Karadeniz, bazı GLP-1 reseptör agonistleriyle ilgili hayvan çalışmalarına dikkat çekti: "Bazı GLP-1 reseptör agonistlerinin hayvan çalışmalarında tiroidin C hücrelerinden kaynaklanan tümörlerle ilişkisi gösterilmiştir. Bunun insanlarda aynı şekilde gerçekleştiği kesin olarak gösterilmiş değildir. Bununla birlikte özellikle medüller tiroid kanseri veya MEN-2 kişisel ya da aile öyküsü bulunan kişilerde bazı GLP-1 ilaçları kullanılmamalıdır. Her tiroid nodülü veya her Hashimoto hastalığı 'GLP- 1 kullanılamaz' anlamına gelmez." Görme sorunları konusunda ise iki farklı duruma dikkat çeken Karadeniz, "Uzun süredir kan şekeri yüksek olan ve diyabetik retinopatisi bulunan bazı hastalarda kan şekerinin çok hızlı düzelmesi sırasında retinopati geçici olarak kötüleşebilir. Ani görme kaybı veya görmede hızla gelişen belirgin azalma olması durumunda beklenmeden göz hekimine başvurulmalıdır" dedi.
İĞNEYİ YAP KİLO VER MANTIĞI ÇOK YANLIŞ
TEDAVİNİN "iğneyi yap ve kilo ver" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Karadeniz, doz artışı konusunda da önemli uyarılarda bulundu: "Tedavide dozun kısa sürede yükseltilmesinin daha iyi sonuç vereceği düşüncesi doğru değil. Hızlı doz artışı mide-bağırsak yan etkilerini artırabiliyor. Hedef, herkes için en yüksek doza ulaşmak değil, kişinin tolere edebildiği ve etkili olan dozun belirlenmesidir. Tedavinin bırakılması sonrasında bazı kişilerde yeniden kilo alımı görülebiliyor. Bunun temel nedenlerinden biri iştahın yeniden artabilmesidir. Obezitenin kronik ve tekrarlayabilen bir hastalık olması nedeniyle uzun vadeli başarıda yalnızca ilaca değil, beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarının sürdürülmesine de önem veriliyor." Karadeniz, sözlerini tedavinin bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini vurgulayarak tamamladı: "Tedavide yalnızca tartıdaki değişimin değil, yağ kaybının sağlanması, kas kütlesinin korunması, kan şekeri kontrolünün iyileştirilmesi, kalp-damar ve metabolik risklerin azaltılması ve elde edilen kilonun uzun vadede korunmasının hedeflenmesi gerekiyor."
BESLENME VE EGZERSİZ
TEDAVİDE amacın yalnızca tartıda daha düşük bir rakam görmek olmadığını vurgulayan Karadeniz, yeterli ve kaliteli beslenmenin önemine dikkat çekti: "Amaç mümkün olduğunca az yemek değil, kilo verirken yeterli ve kaliteli beslenmektir. Özellikle hızlı kilo kaybında yağ dokusuyla birlikte kas dokusu da kaybedilebilir. Bu nedenle yeterli protein alımı önemlidir. Yumurta, yoğurt/kefir, balık, tavuk, yağsız et ve baklagiller gibi protein kaynaklarına yer verilmelidir. Çok yağlı yemekler bazı kişilerde bulantı, reflü ve karın rahatsızlığını artırabilir." Egzersizin de yalnızca kilo vermek amacıyla yapılmadığını belirten Karadeniz, "Egzersiz özellikle kas dokusunu korumak için önemlidir. Genel hedef haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite olmalıdır" dedi.