ONUR ÇAKIR (HABER MERKEZİ)
Bugüne kadar gazete sayfalarına ve televizyonlara pek çıkmayan AK Parti İzmir milletvekili adaylarından İlhan İşbilen Yeni Asır'a konuştu. Fethullah Gülen'e yakınlığı ile tanınan İşbilen, İzmir'e çocukken geldiğini, okuduğunu ve iş hayatına atıldığını söyledi.
'40 yıllık arkadaşım' dediği Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın davetiyle partiye katılan İşbilen, deniz tutkunu olduğunu ve yatını kendisinin kullandığını söyledi. İşbilen, yemeklerde deniz ürünleri ve zeytinyağlılardan vazgeçemediğini belirtti.
* Adaylık süreciniz nasıl başladı?
Devlet Bakanımız ve Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç Bey'le uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz ve arkadaşlığımız bulunuyor. Bülent Arınç Bey, yıllar içerisinde AK Parti bünyesinde görev almamı istemekteydi. Bülent Bey, son birkaç yılda ise bu konuyu daha da ciddi dile getirdi. Ben de iş dünyası arkadaşlarımın olurunu aldım ve bu süreci başlattım. İzmir'den adaylığım sürpriz olmadı. 1950'den, çocukluk yıllarımdan bu tarafa İzmir'deyim. Babamın 1957 yılında emekli olmasıyla Ballıkuyu semtine yerleştik. Ortaokul, lise, üniversite tahsili yıllarım İzmir'de geçti. İş hayatımı ve devlet deneyimimi de İzmir'de tamamladım.
* İzmir ile ilgili düşünceleriniz?
İzmir, keşke benim çocukluk yıllarımdaki gibi temiz ve duru kalabilseydi. Ama ne yazık ki çarpık bir kentleşme, keşmekeş bir trafik, yeşili tükenmiş bir şehir olarak İzmir'i görmek beni rahatsız ediyor. Partimizin Türkiye'nin değişik illerinde uyguladığı şehircilik planlarını İzmir'de de hayata geçirmek için çaba sarf edeceğiz. Bildiğiniz üzere, partimizin Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey'in seçim beyannamesindeki 2.5 sayfalık İzmir özel projeleri ile şehri yatırım yapılan modern ve istihdam oluşturan bir konuma getireceğiz. İzmir'de maalesef yerel yönetimler sınıfta kalmıştır.
* İzmir'in geri kaldığını düşünüyor musunuz?
Bu soruyu bana değil, sokakta herhangi bir vatandaşımıza sorsanız, aynı cevabını alırdınız. Çünkü İzmir, hem kültürel, hem ekonomik, hem çevre, hem spor, hem de daha birçok konuda ikinci lige düşmüştür. Maalesef İzmir'in ufkunu geliştirecek yöneticiler göremedim. İzmir'i ancak bizim projelerimizi uygulayarak hak ettiği yere getirebiliriz. Uzun zamandan beri meslektaşım ve arkadaşım olan Ulaştırma eski Bakanı Sayın Binali Yıldırım Bey'in ve Kültür Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay Bey'in İzmir'den aday gösterilmeleri İzmir'e ne kadar önem verdiğimizin bir göstergesidir.
* Adaylığınızla birlikte Fethullah Gülen ile yakınlığınız,gündeme geldi? Kendisiyle sürekli görüşür müsünüz?
Sayın Fethullah Gülen Hoca Efendi ile İzmir'e ilk geldiği yıllarda tanıştık. Bu süreç bu günlere kadar devam etti. Hoca Efendi, herkesle olduğu gibi benimle de görüşüyor.
* Papa ziyaretinde Fethullah Gülen'in yanında siz de vardınız. O günü biraz anlatabilir misiniz?
O günlerde Samanyolu Televizyonu Yönetim Kurulu üyesiydim. Medyada belli sürelerde üst düzey yöneticilik yaptım. Bu görüşme o yıllara tesadüf etmektedir. O görüşmede hem gazeteci hem de Fethullah Gülen Hoca Efendi'ye yakın isimler arasındaydım. Sayın Maroviç, bizim vasıtamızla Hoca Efendi'ye bu ziyaretle alakalı davet gönderiyordu. Hoca Efendi de kabul etti. Ben de Vatikan'a daha önce defalarca giden birisiydim. Heyette ben de yer aldım. Bu görüşmenin Avrupa Birliği adaylığına önemli katkılar sağladığını düşüncesiyle, iş adamı olarak beni de memnun etmiştir. Daha sonra Papa da ilk kez Türkiye'ye ziyarette bulundu. Bu görüşme Türkiye'de belli ölçüde zaten var olan dinler arası diyalogun pekişmesine katkı sağlamıştır. Bugünkü süreçte de bunları görmekteyiz.
* Gülen'e olan bu yakınlığınızın, rakipleriniz tarafından kullanılacağını düşünüyor musunuz?
Hayır düşünmüyorum. Fethullah Gülen Hoca Efendi, dünyada kabul görmüş bir isim. Hoca Efendi'ye dünya barışına yaptığı katkı sebebiyle geçen günlerde East-West Institute (Doğu-Batı Enstitüsü) 2011 Yılı "Barış Ödülü" verildi. Adına dünyada enstitüler kurulmuş bir isim. Şu ana kadar kendisiyle alakalı çıkan her türlü menfi söylentiler, mahşeri vicdanda çok büyük bir tepkiyle karşılaşmıştır.
Dokuz Eylül'ün kurucularından
"Ben, Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Yüksekokulu'nu bitirdikten sonra aynı üniversiteye muhasebe kontrolörü oldum. Bu görevim devam ederken fakülte sekreterliği yaptım. 1981-1982 yıllarında, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin kurulmasında başkanlığını Prof. Dr. Ömer Yiğitbaş'ın yaptığı 15 kişilik kurucu sekretaryada görev aldım. Daha sonra kendi özel iş hayatımı kurdum."
"Bir ayağımız Ankara'da bir ayağımız İzmir'de"
* Ankara'ya giderseniz, nasıl bir profil çizeceksiniz?
Genel Başkanımız ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bizlerden beklentileri doğrultusunda, iş hayatımdaki deneyim ve tecrübelerimi İzmir'e, ülkeme yansıtılması şeklinde olacaktır. Başbakanımızın bizden beklediği maksimim performansı göstereceğiz. Bir ayağımız İzmir'de bir ayağımız da Başkentte olacak. Teşkilatlarımızla bir bütünlük içerisinde olacağız.
* Evli misiniz? Eşiniz ne iş yapar?
Evliyim. Eşim Nebahat Hanım da iş kadını. Evyap Holding'in 8 şirketinde yönetim kurulu üyesidir.
* Hobileriniz nelerdir?
Denizi çok seviyorum. Deniz tutkunuyum. Amatör kaptanım.
* En sevdiğiniz yemek?
Deniz ürünleri tercihimdir. Bir de İzmir'in zeytinyağlıları var tabii ki.
* Teknoloji ile aranız nasıl?
Teknoloji ile aram çok iyidir. Teknolojiyi yakından takip ederim. Çocukluğumdan beri, her türlü yeniliğe açığım ve teknoloji kullanıcılarındanım. Belki de Türkiye'de ilk mobil telefon kullananlardan birisiyimdir.
