Adalet Partisi cephesinde "Gümüşpala sendromu" yaşanırken, Yorgancıoğlu bir fikir ortaya attı: Adayımız Gürsel olsun
ÇANKAYA SATRANCI / ERKİN USMAN
İhtilalcilere karşı çıktı ve Üçüncü Ordu ihtilalcileri reddetti. Bu yüzden de Gümüşpala'yı ordudan attılar" sloganı, başsız kalmış Demokrat Partililer arasında tuttu. Demokrat Parti'nin sembolü Adnan Menderes'in idamı, Adalet Partisi'ndeki siyasal dayanışmayı öylesine kemikleştirmişti ki; eski Başbakan'ın oğlu Yüksel Menderes'i de aralarına alan Yeni Türkiye Partililer bir süre sonra siyasi arenanın tozlu yollarında silinip gittiler.
İhtilal ve İnönü
Çünkü YTP'nin başında ihtilal hükümetinin Maliye Bakanı Ekrem Alican vardı. Demokrat Partili kitle, Yüksel Menderes'e rağmen YTP'yi ve Ekrem Alican'ı benimsememişti. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı yine İsmet İnönü. Paşa, meraklı gazetecilerin sorularına verdiği cevaplarda "ihtilalin ne içindeyiz, ne dışında" diyordu.
15 Ekim 1961 seçimleri
1961 Eylül'ünde Türkiye'nin üç devlet adamı sehpada can vermişti. Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun idam edilmeleri; siyasi arenada Demokrat Partilileri ve tabiatıyla destekledikleri Adalet Partisi'ni mağdur duruma getirmişti. Türkiye, demokrasiye açılan kapı sayılacak 15 Ekim 1961 seçimlerine işte bu hava içinde gitti. Seçim sonuçları, Milli Birlik Komitesi üyeleri ile o günlerde Ordu içinde filiz veren radikal gruplar arasında "soğuk duş" etkisi yaptı.
Sandıktan özellikle "radikal askerlerin" beklediği CHP çıkmamıştı. Umutlar yıkılmıştı. Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde Adalet Partisi 70, Cumhuriyet Halk Partisi 36 sandalye kazanmıştı. Yeni Türkiye Partisi 28, Osman Bölükbaşı'nın Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) de 16 senatörlük almıştı. Millet Meclisi'nde CHP'nin 173, AP'nin 158, YTP'nin 65, CKMP'nin 54 üyesi vardı. Bu bir bakıma "27 Mayıs hareketinin, millet tarafından tasfiyesi" demekti.
Çünkü her iki mecliste çoğunluk "27 Mayıs'a karşı olanların" elindeydi. İktidar onlarındı. Türkiye'yi yeniden bunalımlı günler bekliyordu. Ve de cumhurbaşkanlığı seçimi gelip çatmıştı. Gürsel, Devlet Başkanı'ydı. Ülkede seçimler yapılmış ve artık "devlet başkanlığının" da "cumhurbaşkanlığına" dönüştürülmesinin sırası gelmişti.
Türkiye, cumhurbaşkanlığı seçimine doğru yol alıyordu. O tarihlerde, Türkiye siyaseti, Ankara'daki Bulvar Palas'ta harman olurdu. İşte serin bir Ekim sabahında Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala, partinin "her şeyi olarak bilinen" Mehmet Yorgancıoğlu'na "Mehmet.." dedi, "ben cumhurbaşkanlığına aday olsam..."
Yorgancıoğlu, Adalet Partisi'ni perde arkasından yöneten kişiydi. Özellikle, o yıllara kadar her klasik asker gibi, siyasetle pek ilgilenmemiş Gümüşpala'yı da, Yorgancıoğlu yönlendiriyordu. Paşa'nın bu isteğini hayretle karşıladı. "Paşam.." dedi, "Çankaya'ya çıkıp ne yapacaksın?" Gümüşpala, İzmir'e geldiği günlerde Karaoğlu Oteli'nde kalırdı. Paşa'ya bir gelişinde sordum: "Paşam..." dedim. "Cumhurbaşkanlığı için ne düşünüyorsunuz?.." Gümüşpala samimi bir adamdı. "Şu Mehmet kafamı karıştırıyor" dedi ve ekledi: "Halbuki, ben seçilirsem parti ona kalacak. Bunun farkında değil."
Simitçiden al haberi
1960'lı yılların bunalım günlerinde, gazeteciler önemli bir haber kaynağı (!) keşfettiler. Çankaya Köşkü çevresindeki simitçiler, boyacılar. Çünkü "Cemal Aga" halkın arasına karışan bir kişiydi ve içerde olup bitenleri onlara anlatabiliyordu. Bir kürsü ve ardında Atatürk posteri. Çankaya'ya her çıkan konuğun konuştuğu kürsüdür o... Göremeseniz de karşısında bir "medya orman?" vardır. 1960'lı yılların başlarında buralarda Cemal Gürsel vardı, Çankaya Köşkü'nü önce "İhtilal Lideri", sonraları da "Devlet Başkanı" olarak kullanmıştı. Demokrasi sancılarının çekildiği, bunalımlı yıllardı. Ordu kışlasına dönmemiş ve hatta bir bölümü, denilebilir ki, gırtlağına kadar siyasete bulaşmıştı.
Haberciliğin zor günleri
Her dönemde olduğu gibi, o günlerde de elbette sorumsuz siyasetçiler vardı. Bunların "güya kahramanlıkmış gibi" ikide bir giriştikleri tahrikler, Ordu içindeki maceracıların ekmeğine yağ gibi geliyordu. İşte böylesi ortamlarda da Çankaya Köşkü'nde sık sık "huzur toplantıları" yapılırdı. Siyasi partilerin genel başkanları bir "yuvarlak masa" etrafında toplanır, birbiri ardına patlayan bunalımlardan nasıl çıkılacağını tartışırlardı. Toplantıların içeriği hakkındaki açıklama, genellikle üç satırlık bir metin olurdu. Gazeteciler, böyle toplantılarde neler konuşulduğunu öğrenmek için partilerin genel merkezlerine üşüşür, çoğu kez "dişe dokunur bir haber" çıkaramazlardı. Buna bir de ihtilal yönetiminin katılığını eklerseniz, o günlerdeki haberciliğin ne denli zor bir iş olduğunu fark edebilirdiniz. Teleks makinelerinin, telefoto cihazlarının "müthiş bir lüks" sayıldığı günlerdi o günler üstelik. İşte, böyle bir ortamda, bazı gazetelerin manşetlerinde birdenbire "Çankaya kaynaklı" haberler yer almaya başladı. "Gürsel, eski Demokratların affına taraftar." "Çankaya toplantısında Bölükbaşı mızıkçılık yaptı" "Gürsel Gümüşpala'yı azarladı." Bunlar o günlerin gazete manşetleriydi... Sonradan mesele anlaşıldı. Rahmetli Gürsel'in lakabı "Aga" idi. Paşa'nın "aga"lığı, zaman zaman her türlü mevki ve makamı bir yana atıp her kesimden vatandaşla içli dışlı olmasından geliyordu. Bu isim ona daha Ordu'dayken takılmıştı. Ara sıra elinde bastonu Çankaya Parkı'na çıkar, ayakkabı boyacılarıyla, simitçilerle de sohbet ederdi.
Değişen boyacılar
Gürsel'in Köşk'e dönmesinden sonra; gazeteciler boyacıların, simitçilerin tezgahlarının başına üşüşür, "Paşa neler anlattı?" diye sorar, aldıkları yanıtları haber halinde yer alan bu haberlerin kaynağı, Çankaya Parkı'ndaki bu simitçilerden, boyacılardan veya gazozculardan başkası değildi.
Bu işbirliği bir ara öyle bir noktaya geldi ki; bizim uyanık bazı arkadaşlar, gazozcuların, simitçilerin ellerine üç-beş kuruş sıkıştırıp "Paşaya şunu da sorun, bunu da sorun!.." gibi siparişler vermeye başladılar. Ne var ki; "Çankaya simitçileri ile gazetecilerin ortaklaşa çalışması" bir süre sonra, "birileri" tarafından kesilecek, gerçek simitçilerin yerini bu defa "yeni simitçiler" alacaktı. İşe o günlerde, Adalet Partisi'nin Kurucular Kurulu ilk toplantısını yaptıktan sonra 20 Şubat 1961 günü parti kurucularından Mehmet Yorgancıoğlu ile Genel Başkan Ragıp Gümüşpala motorlu trenle Ankara'dan İzmir'e hareket etti. Yorgancıoğlu birlikte gelen gazetecilerin sorularına verdiği demeçte "Biz AP olarak iktidara gidiyoruz. İktidar AP'nindir" dedi. Ertesi gün gazeteleri okuyan Gümüşpala, Yorgancıoğlu'nun evine telefon ederek "Gazeteleri okudun mu? İktidara geliyoruz, demişsin..." diye konuşunca şu cavabı aldı: "Evet Paşam.. İktidara geleceğiz. Partiyi çelikçomak oynamak için kurmadık ki..." Yorgancıoğlu ile Gümüşpala İstanbul'a otomobille gidiyordu. Mustafa Kemal Paşa kazasının Hara'lara giden yolunda yine "reisicumhurluk meselesi" açıldı.
Gümüşpala'ya tavsiyeler
Yorgancıoğlu, otomobili kenara çekerek; MBK'nın durumunu, Paşa'nın ve kendisinin geçmişlerini, Yassıada'daki eski demokratları, AP'nin durumunu görüştüler. Yorgancıoğlu, AP'nin Genel Başkanı ve Genel Başkan Vekili olarak ikisinin de çok basiretli hareket etmeye, eski sıfat ve hüviyetlerinden sıyrılmaya çalışmaları lazım geldiğini; ihtiraslı ve yanlış hareketlerin milleti karamsarlığa sürükleyeceğini hatırlatarak şöyle konuştu: "Sizin cumhurbaşkanlığı hevesiniz, çok pahalıya patlar. Hatalardan dönmek, ihtilalcilerin de huzurunu sağlayarak hırçınlıklarını ve endişelerini izole etmekle mümkün olabilir. 40 milyonun huzuru kadar, 40 haraminin de huzura ihtiyacı olacaktır. AP iktidarının tek cumhurbaşkanı adayı, her ikimizin de değişik sebeplerle sevmediğimiz Cemal Gürsel olmalı..." Yorgancıoğlu, Gümüşpala'dan Ankara'ya geçtiğinde, Cemal Gürsel'den randevu istemesini. AP iktidarının tek cumhurbaşkanı adayının kendisi olacağını bildirmesini tavsiye etti. Mehmet Yorgancığlu'nun dinleyelim: "Son andaki baskı ve silahlar Yassıada'da 500 küsur DP'li arkadaşımın bulunduğunu, kendimi, onların durumlarını hafifletmek için elimden geleni yapmakla vazifeli saydığımı, Ada'dan çıkarken de bu sözü verdiğimi anlattım."
YARIN: Gürsel olmazsa Meclis açılmaz..
