Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Yüce Allah (CC) Hz. Peygamberimizi ilk vahiyden önce ümmilikte tutarak, onu Vehbi ve mükemmel bir ilim için ve Kur'an için muhafaza etmiştir... Ümmi bir Zatın Cebrail (as) ile kucaklaşması akademik kürsü olmuş ve adeta ilk vahiyle beraber hızlı bir eğitimden geçirilmiştir. Karanlıkları aydınlatan şimşek gibi Vehbi ilmiyle insanlık âlemini her türlü karanlıklardan kurtarmıştır. Gelelim asıl mevzua... Bozulmamış ve asırların tarihi ve kültürel izini taşıyan diller ancak iktidar olurlar... Milletler devletler saldırıya uğrar ve yok olabilirler. Fakat dili ölmeyenler tekrar dirilirler, derin hafıza ile yeniden kültür inşa edebilirler... Bozuk mezhep ve batıl fikirlerden İslam'ın esaslarını korumaya azmetmiş Türk milleti, eski kültürüne sahip çıktığı gibi hafızasına ulaşacak diline de sahip çıkmalıdır. Kültüre ve dile sahip çıkmanın kazancı da: Ecdat gibi orijinal kalıp, köklerden yeniden beslenmek olacaktır. İşte bunu bilen İslam düşmanı şeytani yapılar, bizi manevi değerlerimizden uzaklaştırmakla kalmadılar; dilimizin de ayaklarına taş bağlayıp, uydurma ve özentilerin derin çukurlarına attılar...
DİLİN MUHAFAZASI
Kendisini Müslüman Türk milletinin hizmetinde gören ve binler canım olsa Türk milletine fedaya hazırım diyen Bediüzzaman, delikanlılık döneminde öğrenmiş olduğu Türkçeyi Risale-i Nurların resmi dili haline getirmiştir. Bu gün sözde bazı milliyetçiler, özellikle binlerce yıllık bir dilin ve özellikle İslam'la şereflendikten sonra zenginliği artan dilin yani Türkçenin muhafızlığını yapan Risale-i Nurlara düşman olmak yerine sahip çıkmaları gerekmektedir! Mezar taşlarını okuyamayan ecdat çocukları şimdi Risale-i Nurların özbeöz ve anamızın ak sütü gibi tertemiz diliyle, hem mevcudatı, hem yıldızları, hem de zengin kelimelerle sadece mezar taşlarını değil, ecdadımızı İslam'a bayraktar eden ruhu okuyorlar... Müslüman Kürt kardeşlerimizin yoğun yaşadığı yerde, Kürt olarak dünyaya gelen ve Kürtçe düşünen Bediüzzaman, Arapça ilim öğrenmiş, Kürtçe düşünmüş ve Eski Said dönemindeki eserlerini Arapça yazmıştır. Sanki Kader-i ilahi Türkçe yazmasını da Risale-i Nurlar için saklamıştır ve bunun da birçok hikmeti vardır. Bazılarını misal vermek gerekirse: Kur'an'ın muhafızlığını ve Sünnet-i Seniyye'nin ihyasını şiar edinmiş kahraman Türk milletine adeta bir iltifat-ı Rahmânî ve tahrip edilmeye çalışılan dilin muhafazası içindir. "Allahu a'lemu bi's-savâb" Risale-i Nurlar, Türkçe'nin dünya dili hatta bir numaralı dil olmasının da temellerini atmıştır. Zaten Risale-i Nurların ellinin üzerinde dile çevrilmesi ve okunması da Türkçenin bir numaralı dil olma yolunda olduğunun sinyalleridir... Kürtçe, Haçlı zulümleri görmüş, Moğol saldırıları yaşamış Anadolu'nun ve tüm zulümlere ve de ihanetlere karşı ağıt olmuştur... Türkçe ise hak ve hakikati haykıran, şanlı bir tarihin ve de yeniden dirilişin ve küfrün inkârın belini kıran Risale-i Nurların dili olmuştur...
KUVVETLİ İMAN
Yeri gelmişken, 12 yıl önce yayınlanmış, "Kırmızı Kitabın Demini Bozmayalım" başlıklı yazımdan bir alıntı yapmak istiyorum: Risale-i Nurlar sadece zayıf düşürülmüş ruhi bedenimizi kuvvetleştirmekle kalmıyor, güçten takatten düşmüş dilimizi de kuvvetleştiriyor, vitamin oluyor... Güçsüz diller, Allah'ı güçlü bir dil ile anlatamaz! Peygamberi güçlü anlatamaz! Hiçbir sevgiyi güçlü anlatamaz! Ancak eskimeyen ve çok güçlü eski dilimiz anlatabilir. İnsan beyninin hızına, çabuk müteessir olan ruh haline, güçlü ve sanatsal, şiir gibi bir dil lazım ki, ahvalini meramını güçlü anlatsın... Bediüzzaman sadece İman kurtarma işini üstlenmemiş, bilinçli şekilde kolu kanadı kırılan dilin de, yeniden hayat bulmasına emek vermiştir... Güçlü diller ancak düşünceleri geliştirir, sanatın edebiyatın felsefenin güçlü olmasını sağlar. Bütün bunlar da düşünen üreten topluluklar demektir. İşte bu da farklı amelleri olan sistemlerin hoşuna gitmez! Az kelime ile konuş, az kelime ile düşün, az kelime ile yaşa... Bir iman kahramanı da çıkar öyle bir eser kaleme alır ki; yazdığı eserler, imanın esaslarını gönüllere kazımakla kalmaz, konuşma dilinin ve yazma dilinin tarihle barışmasını, dilin ayağa kalkmasını sağlar... Son söz: Konuşmak yalnız dille değildir, öyle çok konuşma şekilleri vardır ki misal: Bir gülün birden fazla lehçesi; bir ağacın yüzlerce şivesi vardır... Bunları anlamayı da tefekkürle kuvvetli iman sağlar. İşte Risale-i Nurların gayesi de o imanı sağlamaktır...

