Beslenme ve diyet uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Modern yaşamın hızına yetişmeye çalışırken, sofralarımıza giren yiyeceklerin doğasını ne kadar sorguluyoruz? 1980'lerden itibaren gelişen gıda endüstrisi, bize zamandan tasarruf sağlayan, uzun raf ömrüne sahip, parlak ambalajlı ve hazır tüketim için ideal görünen ürünler sundu. "Hazır çorbalar", "paketli atıştırmalıklar", "gazlı içecekler", "mikrodalga yemekler" kısa sürede günlük hayatın vazgeçilmezleri haline geldi. Ancak bu pratikliğin bedeli sandığımızdan çok daha ağır olabilir mi? Bugün bilim dünyasında bu ürünler ultra işlenmiş gıdalar (Ultra-Processed Foods, UPFs) olarak adlandırılıyor. Peki ultra işlenmiş gıda tam olarak ne demek? Basitçe, mutfakta kullanmadığınız katkı maddeleriyle yoğun endüstriyel işlemlerden geçen ve çoğunlukla doğallığını kaybeden ürünlerdir. İçindekiler listesinde uzun isimler, kodlarla ifade edilen katkılar, renklendiriciler ve koruyucular varsa büyük ihtimalle elinizdeki ürün bir ultra işlenmiş gıdadır. Bu gıdalar yalnızca enerji değil, yüksek oranda doymuş yağ, rafine şeker ve tuz içerir. Besin ögesi çeşitliliği düşüktür; yani doyurucu hissettirebilirler ama vücudunuzu gerçek anlamda beslemezler.
GÜNLÜK KALORİ MİKTARI
Amerikan Kalp Derneği'nin (AHA) bu yıl yayımladığı bilimsel rapora göre, ABD'de tüketilen kalorilerin %50'den fazlası ultra işlenmiş gıdalardan sağlanıyor. Benzer şekilde, İngiltere'de bu oran %57'ye ulaşmış durumdadır. Bunu şöyle özetleyebiliriz eğer bir kişi günlük 2000 kalori alıyorsa bunun yaklaşık 1000 kalorisini bu ultra işlenmiş paketli ürünlerden alıyor. Yani toplumların yarısından fazlası günlük enerji ihtiyacını, tarladan tabağa değil, fabrikadan pakete giren ürünlerle karşılıyor. Türkiye'deki duruma baktığımızda en son 2017'de yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması verilerine göre o dönem için insanların ortalama günlük enerjilerinin %30.6'sı ultra işlenmiş gıdalardan geldiği tespit edilmiş. Maalesef bu durumu sadece bir beslenme tercihi olarak değerlendiremeyiz çünkü birazdan ele alacağım sağlık üzerindeki olumsuz etkileri yüzünden ultra işlenmiş gıdalar aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı meselesidir. Araştırmalar, ultra işlenmiş gıda tüketimi arttıkça obezite, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve erken ölüm riskinin de arttığını ortaya koyuyor. Yapılan bir meta-analizde ultra işlenmiş gıdaların tüketimindeki her %10'luk artışın yetişkinler arasında %15 daha yüksek tip 2 diyabet riski ile ilişkili olduğunu gösterilmiştir.
Nedeni çok boyutlu: bu ürünler hem yüksek enerji içeriyor hem de bağırsak mikrobiyotamızı olumsuz etkileyen katkı maddeleri barındırabiliyor. Sadece kiloyu artırmakla kalmıyor, hücre düzeyinde iltihaplanmayı tetikleyebiliyorlar. Bu aran inflamasyon durumu kronik hastalıkların giderek genç yaşlarda karşımıza çıkmasının da önemli sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
TÜM PAKETLER AYNI DEĞİL
Elbette her paketli ürün aynı kefeye konulmamalı. Tam tahıllı, az şekerli ya da düşük yağlı bazı ürünler nispeten daha sağlıklı seçenekler olabilir.
Ancak burada kritik nokta, günlük beslenmede bu ürünlerin payını minimumda tutmaktır. Bir diyetisyen olarak danışanlarıma her zaman şu soruyu sorarım: "Bu ürünün içinde mutfağınızda bulunmayan kaç malzeme var?" Cevap üçten fazlaysa, sağlıklı bir seçim olmayabilir.
Peki, bilinçli tüketici olmak için neler yapılabilir? Öncelikle etiket okumayı alışkanlık haline getirin: içerik listesinde ilk sıralarda şeker, glikoz şurubu, palm yağı ya da sayısını bile bilmediğiniz katkı maddeleri varsa dikkatli olun. Bunun yerine, tam tahıllı ekmek, sade yoğurt, %100 fındık ezmesi, tuzsuz kuruyemiş, dondurulmuş sebze-meyve gibi ürünleri tercih edin. Paketli kategorisinde bile daha iyi seçimler var; mesele bunları seçmeyi öğrenmek ve başlıkları iyi irdelemekte saklıdır. Ayrıca alışveriş yaparken şu küçük adım bile büyük fark yaratabilir: Önce "taze bölümden" yani sebze, meyve, et, süt ürünleri gibi temel gıdalardan sepetinizi doldurun; işlenmiş ürünler en sonda kalsın. Böylece paketli gıdanın hayatınızdaki yeri doğal olarak azalacaktır.
ÇÖZÜM TOPLUMSAL OLMALI
Bilim insanları yalnızca bireysel farkındalığın değil, politika düzeyinde değişikliklerin de şart olduğunu söylüyor. AHA raporu, ultra işlenmiş gıdaların net bir şekilde tanımlanması, besleyici ürünlerle düşük kaliteli olanların ayırt edilmesi ve katkı maddelerinin uzun vadeli sağlık etkilerinin incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü bugünün çocukları, market raflarında rengârenk paketlerle büyüyor; damak tatları şeker ve tuzla şekilleniyor.
Eğer bu döngüyü kırmazsak, yarının yetişkinleri daha hasta ve daha kırılgan olacak.
Sonuç olarak, hayatımızın yarısını paketli gıdalara teslim etmiş durumdayız. Ancak unutmamalıyız ki sağlıklı bir beslenme, sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve doğal protein kaynaklarına dayalıdır. Ultra işlenmiş gıdaları tamamen hayatımızdan çıkarmak belki gerçekçi değil; ama onları azaltmak ve yerine daha doğal seçenekleri koymak elimizdedir. Toplum olarak daha bilinçli tercihler yapar, politika düzeyinde daha güçlü adımlar atarsak, gelecekte daha sağlıklı nesiller mümkün olabilir. Ambalajın cazibesine değil, içeriğin doğallığına bakarak seçim yapma zamanı çoktan geldi.

