ÖZKAN BİNOL
Şenay Gürler, hayatın değmediği, zarif kadınlardan bir tanesi. Onca üne rağmen hala okul yıllarımızdaki kadar mütevazı. İstanbul'daki ilk yıllarından görme yeteneğini kaybeden babasıyla nasıl "Casablanca" filmini seyrettiklerine kadar her sorumu tüm kalbiyle yanıtladı. Hem bir Egeli hem de okul arkadaşı olarak Şenay ile gurur duyuyorum.
Nasıl başladın oyunculuğa?
İlk İzmir'de başladı her şey. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğrenciyken "İzmir Sanat Tiyatrosu"nda oyunculuk yapmaya başladım. Tiyatroda Şener Kökkaya, Cihangir Turantaş, Ali Rıza Özbilgiç gibi değerli isimlerle çalıştım. O yıllarda bir de TRT İzmir TV'sinde bir çok programda sunuculuk yaptım.
Ya İstanbul macerası?
Sinema bölümünden mezun olduğum için İstanbul'a yönetmen olmak amacıyla geldim. Gerçi okuldaki bütün hocalarım özellikle Oktay Kutluğ, "Sen oyuncu ol" diyordu. Çünkü bir tez filmi çekmiştim ve çok beğenilmişti. İstanbul'a geldiğimde tanıdığım hiç kimse yoktu. Para kazanmak için bende seslendirme yapmaya başladım. Uzun süre seslendirme yaptıktan sonra TV dizileri ve tiyatro başladı.
Kimleri seslendirdin?
Juliette Binoche, Elizabeth Taylor, Meg Ryan, Julia Roberts, Susan Saronden, Sharon Stone aklıma gelen ilk isimler. Şimdi önceden konuştuğum bir oyuncuyu seslendiriyorum, bir de çok sevdiğim "Desperate Housewife" daki Linet'i seslendiriyorum. Sahnenin tozunu ilk " Haluk Bilginer " ile yuttun. Evet, "Oyun Atölyesi" nin ilk oyunları olan ''Ermişler ya da Günahkarlar" ve ''Dolu Düşün, Boş Konuş'' oyununda rol aldım. Sonra değişik roller geldi.
Oyunculuğu kategorize etmiyorsun.
Aslında hepsinin oyunculuğu ve verdiği haz başka. Yani TV'de oyunculuk başka bir şey. Daha tüketime yönelik, daha popüler kültür ve daha çok insana ulaşıyorsun. O yüzden önemli görüyorum TV oyunculuğunu. Sinema oyunculuğu ise bambaşka bir şey. Yönetmenin kafasında kurduğu kareye göre var olabiliyorsun. Tiyatro ise oyuncunun er meydanı.
"Avrupa Yakası"ndaki Fatoş karakteri ile çok fazla insana ulaştın.
Bize kamera arkasını anlatır mısın?
Zekice yazılmış bir senaryonun içerisinde oyunculuk yapmak çok güzel bir şeydi. Eğleniyordum oynarken. Gülse (Birsel) her yazdığı ile oyunculara iyi malzeme veriyordu. O yüzden herhalde altı yıl izlendi dizi. Ayrıca bu kadar iyi oyuncu kadrosunun da bir araya gelmesi çok büyük bir başarıydı. Yani Gazanfer Özcan ve Hümeyra başta olmak üzere Ata (Demirer) Engin (Günaydın), Binnur (Kaya), Hasibe (Eren) ve pek çok değerli oyuncu apayrı renkti dizide. Gidenler de çok değerli oyunculardı. Herkes son derece profesyoneldi. Eğlenmek gerektiğinde eğleniyor,çalışmak gerektiğinde de çalışıyorduk.
"Fatoş" senden ne kadar iz taşıyordu?
Hep merak edilen bir şey bu. Sen beni yakından tanıyorsun.
Sence Fatoş kadar çapkın mıyım?
Seninle hiç alakası yok.
Hiç alakam yok aslında. Fatoş çok göz önünde olmayı seven, gösteriş düşkünü, haftada bir botoks yaptıran, devamlı kırışıklıklarıyla uğraşan birisi. Bense daha spor giyinmeyi ve sadeliği tercih ediyorum. Onu oynarken çok enteresan bir şey oluyordu. Sete kot pantolon ve spor ayakkabıyla gidiyordum. Sonra makyaj, saç, kirpikler derken bir anda yürüyüşüm, hareketlerim değişiyordu. Fatoş çok eğlenceli bir karakterdi. Düşündüğüm zaman; geride bıraktığım bir arkadaşım gibi geliyor bana.
Karakterin içine nasıl giriyorsun? Nasıl bir çalışma yöntemin var?
Okuduktan sonra kafamda o karakter dolaşmaya başlıyor. Önce karakterin iç dünyası benim iç dünyama ne kadar yakın onu düşünüyorum. Yakın ve uzak noktaları bulmaya çalışıyorum. Sonra günlük hayatın içinde o karakterin yürüyüşünü ve mimiklerini aramaya başlıyorum. Bir süre sonra da ayrılmaz bir parçam oluyor.
"Korkuyorum Anne"de oynadığın rolle SİYAD'ın "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" ödülünü kazandın ve ödülü babana adadın. Senin kadar ben de duygulanmıştım.
Sinema benim için babamla var olan bir şeydi. Babam, çocukluğumuzdan itibaren bizi sinemaya götürürdü. Hiç unutmam, Yılmaz Güney ve Nebahat Çehre gelmişti ve biz tüm aile onları görmeye gitmiştik. Sinemayı bu kadar sevmem de, oyuncuları bu kadar iyi bilmem de hatta oyuncu olmam da babamın büyük etkisi var. Hayatının bir döneminde babamın gözleri görmedi. O halde bile birlikte oturup film izlerdik. Casablanka'yı defalarca izlemişti. Bir gün yine oturduk ve Casablanka'yı izledik birlikte. Bak kızım şimdi burada şöyle olacak "Humphrey Bogart" şöyle bakacak diye filmi kare kare anlattı.
Baban oyuncu olduğunu görebildi mi?
Yok, annem de babam da göremedi maalesef.
Yeni bir proje yok mu?
Ş.G. :Uzun süre çok yoğun çalıştım.Bu nedenle altı yedi aydır keyif yapıyorum. Yalnız, önümüzdeki günlerde bir sürpriz yapıp yurt dışında çekilecek bir diziye evet diyebilirim.
Ne zaman nereye gidiyorsun?
New York'a gideceğim büyük olasılıkla ve orada bir dizide oynayacağım.
Henüz sözleşmeyi imzalamadığım için çok net bir şey söyleyemiyorum. Olmasa bile zaten birkaç ay yurtdışında yaşamak istiyorum. Biraz dışarıdan bakayım istiyorum her şeye.
İzmir deyince aklına ne geliyor?
Annem Ayşe Gürler ve babam Nazım Gürler ile birlikte yaşadığım ev geliyor aklıma. Annemin börekleri, boyoz, Kordon, Fuar, açık hava sineması, Güzel Sanatlar Fakültesi, okuldaki hocalarımız İzmir çok güzel bir şehir.
Ya İzmirli deyince?
Hayattan keyif almasını bilen insanlar geliyor aklıma.
Gerçekten, İzmir'de paran olmasa bile eğlenmenin bin bir yolunu bulursun. Bir simit alırsın, Kordon'da oturursun ve denizi seyredersin.
İzmirliler eğlenceye düşkündürler, eğlenmeyi çok iyi bilirler.
Nuri Bilge'yle çalışmak isterim Yeni yüzleri, genç oyuncuları nasıl değerlendiriyorsun?
Aralarında çok iyi oyuncular var. Mesela Hanımın Çiftliği'nde "Zaloğlu" nu oynayan Necip Memili. Karakteri ne kadar ayrıntılı oynuyor. Bence çok iyi bir dönem yaşıyor Türk sineması. Ticari sinema dışında gerçekten derdi olan yönetmenler ve oyuncular var. Bu da bana mutluluk ve sinemanın geleceği için umut veriyor.
Sinemada hangi yönetmenlerle çalışmayı arzu ediyorsun?
Nuri Bilge Ceylan'ın "Üç Maymun"unu çok beğendim. Onunla çalışmayı çok arzu ederim. Zeki Demirkubuz da favori yönetmenlerimden. Ayrıca ilk filmini çeken genç yönetmenleri takip ediyorum. Çünkü onlar yeni bir sinema dili oluşturabilecek yetenekteler. Bunu hissedebiliyorum.
Sinemamızda büyük bir değişim yaşanıyor. Hatta nur topu gibi ödüle boğulan bir Kürt filmimiz bile oldu.
Şu anda oynayan "İki Dil Bir Bavul" filminden bahsediyorsun. Hala seyredemedim ama çok merak ettiğim bir film. En kısa zamanda seyredeceğim. Sıcak gelişmeler için ne düşünüyorsun?
Ayrımcılığın karşısındayım. Açılımın şimdiye kadar zaten olması gerekliydi diye düşünüyorum. Bunlara yol açan bu yasakçı tavır. Ben sonuna kadar destekliyorum.
İzmir'den buraya genç bir kadın olarak geldin ve çelik gibi durup bugünlere ulaştın. Sanat dünyası çok pırıltılı gözüküyor ve bu dünyaya girmeye çalışan bir çok genç var. Onlara ne söylemek istersin?
O pırıltılara fazla kapılmayın. Tanınmak çok kolay. Bir anda meşhur olabilirsin fakat kişiliğin oturmamışsa bir anda yok olabilirsin. Bu pırıltılı dünyanın içerisinde kaybolup gidebilirsin. Hayatta ne istediğinle çok ilgili. Yani ben tanınmak istiyorum diyorsan başka bir şey bu. O pırıltının içerisinde kendini gündeme getirecek her şekilde yaşayabilirsin. Oyunculuk yapmak istiyorum diyorsan bu da bambaşka bir duruş gerektirir.
Bir de tam donanımlı olmaları gerekiyor
Açık fikirli olmak gerekiyor. Oyunculuk tekniği çok önemli ama bir yandan da dünyayla, insanla, hayatla kendinle uğraşman gerekiyor.Bütün bunlarla ilgili olman ve kendini geliştirmen gerekiyor. O yüzden çok iyi oyuncu oldum diye bir şey yok, kendine eleştirel yaklaşmazsan kendini tekrarlayan biri haline dönüşürsün.O yüzden kendini yenilemen gerekiyor. Kendini hep o dinamizm içerisinde tutman gerekiyor. Her zaman heyecanlanman gerekiyor.
Hüzün hayatın büyüsüdür Kızın ile nasıl bir ilişkin var? Onu yetiştirirken öğrenciydin.
Zor dediğim bu dönemin bir şans olduğunu düşünüyorum şimdi. benim için. Şu sözü çok severim ''Gücüm güçsüzlüğümden geliyor ''. Yani, güçlü olmak, öyle durmak zorundasın. Sadece kızımın herhangi bir şeyi beni üzebilir. Onun dışında bir çok şeye dayanıklı hala geliyorsun, çok şey öğreniyorsun hayattan. Aynı zamanda da hala kirlenmemiş ve bir yanını koruyarak kalırsan ne mutlu sana. Hayatı bunlarla değerli kılıyorsun.
Hayatı sunduklarını gülümseyerek mi kabul ediyorsun.
O çok mümkün olan bir şey değil. Hüzün, güzel bir şey aslında,. Gözlerinin kenarına belki çizgiler ekliyor zamanla. Hayat dediğiniz şey de böyle büyülü zaten.
