GÜLENGÜL USLU
19 yıl boyunca İzmir milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi'nde İzmir'i temsil eden ve Avrupa Konseyi'nde 11 yıl görev alan Süha Tanık ve eşi Deniz Tanık bu Pazar sohbetimizin konuğu oldular. Sohbetimiz elbette İzmir ve İzmirli üzerine döndü.
- Süha Bey, önce iş hayatı sonrasında siyasetin içinde geçen bir ömür..Geriye doğru baktığınızda nasıl bir hayat yaşadım diyorsun?
Her zaman onur duyduğum ve iftihar ettiğim güzel bir hayatım oldu. Tanık ailesinin bir ferdi olmaktan fevkalade mutluyum. İkincisi eşim Deniz'le olan evliliğim ve çocuklarımız benim her zaman iftiharım oldular. Üçüncüsü İzmirli olmaktan gurur duyuyorum. Doğma büyüme fanatik bir İzmirli olduğum için hep İzmir için neler yapabilirim düncesindeydim. 1983 senesinde rahmetli Turgut Özal'ın kurduğu Anavatan Partisi'nin kuruluşunda İzmir İl Başkanı olarak göreve başladım. O zaman etrafımda ki tüm arkadaşlarım bana öylesine sahip çıktılar ki sonrasında yapılan milletvekili seçimlerde beni parlamentoya İzmir Milletvekili olarak yolladılar. 17. dönem İzmir Milletvekili olarak İzmir'i parlamentoda temsil etme şerefini aldım. Ondan sonraki süreçte 19 sene yani 4 dönem milletvekilliği yaptım. Aynı zamanda o süre boyunca 11 sene Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde görev aldım.
İTHAL VEKİLLER - Birde ithal milletvekili adaylarımız oluyor..
Milletvekili seçildiği ilin adamı olması lazım. Dışarıdan gelen aday seçildikten sonra alıp çantasını gitsin sonra bir diğer seçimde İzmir'e gelsin bunlar fevkalade yanlış. 20 seneye yakın siyasetteyim. Eşimi ve çocuklarımı aldım gittim. Begüm o zaman ilkokuldaydı, Hakan daha okula gitmiyordu. Sonrasında ailemi İzmir'e getirdim. Ben Salı günleri Ankara'ya gidiyordum, Perşembe akşamı İzmir'e dönüyordum. Ve her Cuma ANAP'ın bağlı olduğum İlçe teşkilatlarında halk günü yapıyordum. Bir milletvekilinin öncelikle vatandaşı tarafından ulaşılabilir olması çok önemli. Burada iftiharla söylüyorum; benim milletvekilliği sürecimde ve halen cebimde kent kartla dolaşırım. İzmir'in her yerine otobüsle giderim. Vatandaşların beni gördüklerinde bana duydukları saygı ile onur duyuyorum. Bunun karşılığında insana hazineler bağışlasan yerini tutmaz. Şimdi artık olgunluk ve emeklilik yaşıma geldim ve Allah da bana üç tane torun verdi. Bunlardan ilki kızım Begüm'ün çocukları Alp Ali Şen, onun küçüğü Süha Can Şen, sevgili damadım Adnan Şen ve prenses kızım Begüm.. Çok şükür oğlum Hakan da güzel bir evlilik yaptı. Gelinim Şafak'ı çok seviyorum ve onların kızı en küçük torunum Defne.
Deniz Hanım eşinizin siyasette olduğu yıllarda geçirdiğiniz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
D.T- Zor yıllardı. Çok yalnızlık çektim. Bazı problemleri Süha'ya iletmedim. Birçok sorumluluğu kendi üstüme aldım. Fakat hayatımızın çok iyi yanları da oldu, çok farklı insanlarla tanışma fırsatımız oldu. Yurt dışında ve Türkiye'de çok iyi dostlarımız oldu. Semra Özal'la birlikte çalışmalarım oldu. Rahmetli Özal dönemi Türkiye'nin çağ atladığı bir dönemdi..
D.T- Gerçekten Turgut Bey vizyonu çok açık bir insandı. Mesut Yılmaz ve eşi Berna hanımla da birlikte çok çalıştık.
S.T- Çok dolu dolu geçen yıllardı. Anne babalar evlatlarına miras bırakırlar. Bu her zaman maddi bir miras olmayabilir. Manevi miraslar da çok önemli. Ben Hakan'la Begüm'e söylüyorum.. Ülkeye çağ atlatmış bir liderle bir çok resimleri ve hatıraları var. Hakan'ın Turgut Bey'in kucağında resimleri çok.. Begüm hep Semra Hanım'ın yanındaydı. Yani o dönemi yaşadılar ve gördüler. Bu da bir nevi mirastır. Anılar çok önemli mirastır. Yıllar sonra Begüm ve Hakan bu yaşadıkları dönemi ve hatıraları çıkıp anlatacaklardır.
SANATA İLGİM VAR Sanata olan ilginizi biliyoruz. Birkaç dizide rol de aldınız..
Evet. Daha lise talebesiyken İzmir Devlet Tiyatrosu çocuk oyunlarında çocuk oyuncu olarak beni imtihana aldılar. Ve orada rol almaya başladım. Bütün lise hayatımda haftada üç gün tiyatroda oynadım. Ve ilk paramı oradan kazandım. İngiltere'de Haluk Bilginer'in gittiği tiyatro okuluna gitmek istiyordum. Ağabeyim rahmetli Haluk Tanık gitmemi istemedi. Benim hobim olarak kaldı oyunculuk. Dizi teklifleri gelince reddedemiyorum. Ama diziler nedense hep Mardin'de Urfa'da çekiliyor. Oysa biraz da Ege'ye gelseler.. Sinemacı arkadaşları hep buraya teşvik ediyorum.Oynadığım dizilerden hiçbir ücret almadığımı da belirtmek isterim.
- İzmir'le ilgili görüşleriniz nedir?
S. T - İzmir'i çok seviyorum. Bu kente aşığım. Aynı zamanda uzun zaman İzmir milletvekilliği yaptığım için konuları bilen ve sahip çıkmış bir insanım. Bundan sonrada siyasi ve özel hayatımda İzmirli olmanın ve İzmir'e hizmet etmenin gereklerini yerine getirmeye ant içtim. Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin en ağır bedelini İzmir ödemiştir. Çünkü İzmir genelde küçük esnaf ve emeklinin yaşadığı bir şehir. Ankara bir memur şehridir. İnsanlar aybaşında gider maaşını alır. İstanbul ise büyük paraların ve harcamaların döndüğü şehir. Altını çizerek söylüyorum; havasıyla, suyuyla güzel kızları, yakışıklı delikanlılarıyla İzmir Türkiye'nin butik bir şehri.
- İzmir'in geleceği nasıl olmalı?
İzmir'e hizmet etmiş birçok belediye başkanımız var. Şu anda Aziz Kocaoğlu arkadaşımız görevde. Ama bundan sonra göreve gelecek belediye başkanı seçiminde İzmirli'ye daha iyi hizmet edecek ve hükümetle uyum içinde olabilecek bir belediye başkanın seçilmesine fayda var. Çünkü neticede hükümet desteği olmadan belediye başkanı arkadaşımız ağzıyla kuş tutsa burada hiçbir yere gelemez. Aziz Başkan çok sevdiğim bir arkadaşım. Çalışkan bir sosyal demokrat. İzmirlilerin neredeyse tamamı böyle ama merkezi hükümetin bir yaptırım politikası, belediyeye bir katkı programı var. Bu çerçevede ben tek başıma yola devam edeyim dersen olmuyor. Bir metro konusunda hükümetin desteği gerekiyor. Ankara ve İstanbul Belediyesi'nin neler yaptığını görüyoruz. Önümüzde fevkalade örnekler var. Önemli olan hükümetle diyalogu sağlayıp ekonomik yatırımlarını sempatiyle ve iyi ilişkilerde ilerletmek. Mesela; Ahmet Piriştina'nın başarısı bundan kaynaklanıyordu. Burhan Özfatura aynı şekilde.. İktidar partisinin adamı olmaktan çok iktidar partisiyle iyi ilişkiler içinde olmak çok önemli. İnatlaşmayla hiçbir yere varamazsınız.
- İzmir ekonomisi ve İzmirli iş adamları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben bunun faturasını İzmirli iş adamlarına çıkarmanın fevkalade yanlış olacağı inancındayım. Denizli Türkiye'nin tekstil sektöründe öncü olduğu bir şehrimiz. Örneğin Denizli'de Sivri Ailesinin yaşadığı ekonomik sıkışıklık ortada. Mesela eskiden İzmir'de Şark Sanayi, Sümerbank, Kula Mensucat vardı. Bunlar kapandı. İzmir'de bir Metaş vardı, bir Piyale fabrikası vardı.. İzmir'de sanayici olmak kolay değil. Allah yardımcıları olsun. İzmirli sanayiciler geçmişte başarılı olmuşlarda, şimdi gelen nesiller mi başarısız? Hayır. Ekonominin büyük ağırlığını İzmir kenti kaldıramıyor. İzmir sanayicisi, esnafı, tüccarı, bakkalı hepsi dürüst ticaret peşinde olan insanlar. Yaz gelince Çeşme'ye gidişimiz bile konu oluyor. Ne olacak, artık Çeşme İzmir'in bir mahallesi gibi oldu.
ELEŞTİRMEYELİM... - Deniz Hanım, sizin İzmir'le ilgili düşünceleriniz alalım..
S. T - Biliyorsunuz; biz bir Efes Otelimize bile sahip çıkamadık. İstanbullulara kaptırdık orayı da.. Onun dışında Efes Oteli'nde çalışanları bile neredeyse İstanbul'dan getirdiler. İzmir'de büyük alışveriş merkezleri yapılıyor gidin bakın alışveriş merkezlerinde güvenliğinden temizlik firmasına kadar hepsi İstanbullu firmalara verilmiş. Allah bir gün nasip ederde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olursam öncelikle İzmirli firmalara öncelik vereceğim. Ben bir İzmirli olarak bu konularda fevkalade hassasım.
- Deniz Hanım çok genç yaşta anneanne ve iki yıl önce de babaanne oldunuz?
D. T - Evet 40'lı yaşlarda anneanne oldum. Alp şimdi boyumda.. Alp de Can da bana ''Deniz''diye hitap ediyorlar. Oğlum'dan olan torunum Defne ise henüz çok küçük. Dünürlerimizle birbirimizi çok severiz. Benta Şen Danimarkalı ama bir Türk'ten daha fazla Türk. Geleneklerine bizden daha bağlıdır. Ali Bey çocuklarına, torunlarına çok düşkündür.
