Yeni kızlara bir bakıyorsun bebek bir bakıyorsun şebek! Hande Ataizi, Ebru Gündeş, Demet Akalın.. Makyajsız gördüm onları. Hande Yener garip giyinen çarpuk çurpuk bir kız
RÖPORTAJ: YÜCEL ÖZİÇER
"Zoraki fotoğrafçı oldum, fotoğrafı hiç sevmedim..." Bu samimi itirafı bir dönem ünlülerin, siyasi liderlerin objektifi önünde kuyruk olduğu Erol Atar yaptı ve beni çok şaşırttı. Özel nedenler yüzünden ODTÜ'deki eğitimini yarım bırakıp baba mesleği fotoğraçılığa soyunan Atar, "Saygın bir meslek değildi. Şipşakçılar vardı. Stüdyolar yoktu. Saygınlığı ben yarattım" diyor. On yıl önce İzmir'e yerleşen Atar'la evinde sohbet ettik:
- Meslekten neden uzak düştünüz?
Meslekten uzak düşmedim kendimi taca attım. Herkes benim ünlü olduktan sonraki yıllarımı biliyo ama ben 40 yılın üzerinde fotoğrafçılık yaptım. Manevi olarak yoruldum. Mesleğin kaliteli zamanlarında bu işi yaptım. Dijital gelişim ile uygulamalar farklılaştı. Meslek sanat olmaktan çıktı. Teknik eleman olun, bilgisayarı kullanın yeter. Devam etseydim sanat yapıyorum diye iddiada bulunamayacaktım.
GÜNDE 30 BİN DOLAR - Objektifi ne zaman elinizden bıraktınız?
2000 yılında.. Dijital fotoğrafçılığın tanıtımını ben yaptım. Kolay, ucuz ve birim fiyatı olmayan bir iş. Düşündüm ki yüksek fiyatlarla çalışamayacağım. En iyisi en tepedeyken stop dedim. Tabii zor bir karardı. Kumar masasında en fazla kazandığın anda masadan kalkmak gibi. Daha fazla kazanayım derseniz elinizdeki de gidebilir. O ince noktayı bulabildiğim için şanslıyım. Bitti dediğim gün günde 30 bin dolar kazanıyordum. Beş altı ay daha kazanırdım ama bitmiş bir fotoğrafçı olarak bırakacaktım mesleği.
- Neden İzmir'e yerleştiniz?
Mesleği bıraktıktan sonra "Hatırım hiç yok mu, lütfen beni fotoğrafla" diyen diyene. Dedim ben İstanbul'dan kaçayım. Antalya çok sıcaktı. Bodrum ayyaşların olduğu bir yer, fazla marjinal geldi. İzmir fena değildir dedim, memleketimdir kanım da çekiyordu burayı. İzmir'in insanı biraz daha insan...İnsandı.. Ama çok göç aldı, değişti. Her melleketin uyanığı, üçkağıtçısı rant var diye İstanbul'da.. Bir bakıyorsun karşında bir sürü sahtekar. Herşeyi kötü.
HERKESE EŞİT MESAFE - Liderlerin fotoğrafçısıydınız. Denilir ki Ahmet Necdet Sezer Çankaya fotoğrafçısına fotoğraf çektirerek Erol Atarlı bir döneme nokta koydu.
Ben bıraktıktan sonra o göreve geldi. Kendisi değişik bi adamdı. O herkesin yaptığının dışında şeyler yapıyordu. Onlarla çalışmazdım. Ben flaş adamların flaş fotoğrafçısıyım. Üç cumhurbaşkanı 7 başbakanla çalıştım.
- Bir dönem kadın sanatçılar objektifiniz karşısında soyunmak için sıraya giriyordu. Erken şöhretin garantisi miydiniz? Soyunmayanın hiç şansı olmadı mı?
Şimdi şöhret için dizilerde oynamak gerekiyor o zaman şöhret için başlangıç soyunmaktı. Aylık dergiler, magazin dergileri hoş kadın fotoğrafları ile tiraj alıyordu. Erkek dergileri vardı. Harika Avcı, Seda Sayan, Fulden Uras, Sibel Turnagöl, Sibel Can için erkek dergileri şahrete giden yolda basamak oldu.
- Ünlülerin sadece fotoğrafçısı değil, sırdaşı, arkadaşı, akıl hocası oldunuz
Mecburen öyle oldum. Makyöz yok, menejer yok, basın danışmanı yok, asistan yok. Şarkıcı ve hizmetçisi var. Herşeyle ilgilenmek zorundaydım. Ben nasıl görmek istiyorsam onları öyle çektim. Halk benim gözümden gördü onları. Akıl da verdim, yol da gösterdim.
- Yüzünüzü en çok kim güldürdü?
Sibel Can insan bir kızdır. Oynaktır ama çok söz dinler. Herkese ayrı oynar. Çok düz kadın olursan zaten komşu kızı olarak kalırsın. Renkli ve kaygan olcaksın. Sabun gibi olcaksın ama çok da kayarsan uçar gidersin. Ajda Pekkan, Seda Sayan, Sibel Can, Hülya Avşar, Gülben Ergen sevdiğim, kolladığım insanlardı. Herkese eşit mesafede durdum.
- Hayal kırıklığına uğratanlar var mı? Yıldız Tilbe ile ilgili sert yorumlarınızı hatırlıyorum...
Yıldız enteresan bir kız. İlk kez gördüğümde kara kuruydu. Saçları makyajı kötüydü. O'nu prenses gibi yaptım fotoğraflarını çektim. Fotoğrafları almaya geldi çamaşırcı kadın gibi. Allahtan inanılmaz bir sesi vardı "Delikanlım" patladı... Çuval da giyse işi götürecekti. Ama hala estirikli... Star demek toplumdan hep bir adım önde olmak demek. Ama yeni kızlara bir bakıyorsun bebek bir bakıyorsun şebek!
- Kimler onlar?
Hande Ataizi, Ebru Gündeş, Demet Akalın.. Makyajsız gördüm onları. Hande Yener daha ne olduğunu bilemedi. Hoş bir kadın olarak çıktı sonradan garip oldu. Şarkıları da akılda kalmıyor. Zayıf garip giyinen çarpuk çurpuk bir kız oldu. Geriye dönüşüde yok artık onun. Bunlar etrafın dolduruşuna geliyor.
- Fotoğrafını çekemediğiniz için içinizde ukde kalan bir isim var mı?
Cindy Crawford'u çekmek isterdim. Zamanında oh oh oh'tu. Yabancı bir mankenle çalışmak ile yerli arasında fark var. Yabancı mankenin çirkin fotoğraf verme durumu yok çünkü ayna karşısında çalışıyor.
- Şimdiki teknoloji ile kimse çirkin değil ki...
İyi de insanlar inanmıyor o fotoğraflara. Televizyon var.. Bakıyor fotoğrafda kadın kaymak gibi, 40 kilo... Televizyonda domuz gibi! Fotoğraçılığın inandırıcılığı bitti.
- Kamera arkasında nasıl bir Erol Atar olurdu. Size tam teslimiyet mi şarttı, yoksa karşı tarafın istediğini mi çekerdiniz?
Patron bendim. Gergindim. Şöhretlerin geneli için söylüyorum; Bunlar hasbel kader bir yerlere gelmiş hafif kadınlar! Hacının kızı değiller, Mekke'den gelmiyorlar. Sokakta, pavyonda sürtmüş sürtmüş ondan sonra hasbel kader başarı kazanmış sıradan kadınlar bunlar. Bunlar biraz pohpohlanınca hemen şımaran kadınlar. Ben onun zamparası değilim onunla iş yapıyorum. Geçerken ben gideyim foto yaptırayım yok. Akşam erken yatacaksın, kuaföre gideceksin, elbiselerin hazır olacak, manikür pedükür yaptıracaksın ve bana geleceksin. O zaman ciddi bir iş yaptığını hissedeceksin. Senli benli konuşmak yok.
| Gülben Ergen: Eli yüzü düzgün ama çok güzel bulmuyorum. Sıcak olmaya çalışan bir kadın. Zorlama bir sıcaklık. Sibel Can: Çok düzgün bir kız, tek kusuru kiloları. Nasıl güzel bir kızdı dökme dökme. Hülya Avşar: Hala akıllı ve ve güzel bir kadın. Karnında bir çekim sırasında fünye patlamıştı kusuru varsa o. Seda Sayan: Kötü bir ağzı vardı. Orasıyla burasıyla o kadar çok oynandı ki eskisinden daha güzel bir kadın oldu. Seren Serengil: Güzel annenin, çirkin kızı kompleksi vardı onda. Annesi yeni estetik yaptırmış, taş gibi... |
Turgut-Semra Özal çifti "atom karınca" gibiydi
- Gün ışığına çıkmamış fotoğrafları sakladığınız arşivinizin olduğu doğru mu?
Ben profesyonelim ve kendime birşey saklamadım. Talep karşılığında çalıştım. Bunlar uydurma şeyler.
- Çankaya Köşkü'nü iyi biliyordunuz. Semra- Turgut Özal, Süleyman- Nazmiye Demirel çiftlerinin bizim bilmediğimiz yönleri nelerdi?
Süleyman- Nazmiye Demirel çifti çok şekerdi. Süleyman Bey çok yorulmuş bir adamdı. Nazmiye Hanım daha bir ev kadını. Kurabiyeler, kekler yapsın severdi. Düzgün ve fazla kadroyla yaşamıyorlardı. Büyük bir yerde küçük şey yaşayan insanlardı onlar. Turgut- Semra Özal atom karıncaydı...
Gece evde oturuyoruz Semra Hanım dikiş dikiyor. Turgut Bey bilgisayar başında çalışıyor. 10.30 gibi yatıyorlar, sabah saat 6'da evde bir telaş. Semra hanıma kuaför geliyor, Turgut Bey yürüme bandına çıkıyor. Kahvaltıdan sonra biri Samsun'a biri Adana'ya gidiyor. Öğleyin başka yerlere geçiyorlar. Akşam bir düğünde buluşuyorlar. Bu kadar yaşama asılmış insanlardı. Hayran kalmıştım onlara.
- Nihat Odabaşı 30 yıl sonra Erol Atar'ın yerinde olmak istemem çünkü ben kendimi hep yenileyeceğim demişti.
Nihat Odabaşı fotoğraflarıyla değil ismiyle sıyrılıyor. Gülben Ergen'in yanında olduğu için diğerlerinden sıyrılıyor. Onun çektiği bir fotoğrafı gördüğünde "aa bunu Nihat Odabaşı çekmiş" diyemezsin. Severim iyi çocuktur. Yumuşak bir çocuk.
- Onca yaşanmışlıktan sonra kendinizi nasıl hissediyorsunuz. Yorgun, mutlu, sıkkın, bıkkın?
Şu diyeceğim sevgilim içinde geçerli; kapıdan gitti bende bitti! Benim terkedişlerim vardır. Bu evden çıkarsam bir daha bu eve dönmem, bardak bile götürmem. Bir kapıyı kapar diğerini açarım. Fotoğrafçı Erol Atar vardı. Şimdi Erol olarak yaşıyorum.
- Şöhret olduğunuz günleri özlüyor musunuz?
Ben şöhret için değil, geleceğimi garantiye almak, para kazanmak için çalıştım.
Karşıyaka belediyesine dava açarım! - Karşıyaka Belediyesi tarafından adınız bir parka verilince tepkiler oldu, sizin tepkiniz ne oldu?
Tepkim olmadı. Benim hiç haberim yoktu. Böyle bir isteğim hele ki Karşıyaka ile ilgili hiç yok. Bir sürü cumhurbaşkanı ile başbakanla çalıştım eğer isteseydim ismimi Taksim Meydanı'na verdirirdim. Şöhretli insanlara olan gıcıklığı bir kez daha yaşadım. Bana tepki gösterenleri aradım. Benimle derdiniz nedir dedim. Sizinle derdimiz yok, biz başkanı istemiyoruz dediler. Yaşlı başlı adamlar. Karşıyaka lisesinden bir öğretmenin adını bir sokağa vermek istemişler. Başkan da bunlara bir karar var yaşayan insanların adını bir sokağa veremiyoruz demiş. Sonradan karar değişmiş. Bunlar başkan tarafından kandırıldıklarını düşünmüşler. Bundan böyle adımı herhangi bir yere verirlerse dava açarım. İzmir'den de hoşlanmamaya başladım. Böyle aptalca kasaba dedikodularıyla insanların hareket etmesi bana burda ne işim var dedirtiyor.
