AYÇA ÇALIŞKAN/NEW YORK
18 yaşında Galatasaray formasıyla tanıştı, 22 yaşına geldiğinde Galatasaray'ın kaptanı seçildi. Bugüne kadar 38 defa milli forma giymeye hak kazandı... Türk futbolunun parlayan yıldızı Arda Turan'dan bahsediyorum. Hakkında her gün onlarca haber yazılıp çiziliyor. Hayranları giderek artıyor. Karşıdan bakınca şöhret, başarı ve mutluluk Arda'yı tanımlayan sözcükler gibi görünüyor. Peki gerçekten Arda da böyle mi düşünüyor?..Milli Takım hazırlık maçları için geldikleri New Jersey'de, Hudson Nehri kıyısında kaldıkları W Hoboken Otel'in önünde gerçekleştiriyoruz röportajımızı. Arda röportaj kelimesini pek sevmiyor aslında. Ben de zaten biraz sohbet edelim diyorum, kıramıyor ve Yeni Asır'a özel samimi açıklamalarda bulunuyor.
Güneşli güzel bir New York günü, karşımızda Manhattan manzarası, nehir kıyısında başlıyoruz sohbetimize. Yağmurlu New York günlerinden sonra insan başka ne ister ki... Bu güzel hava ve bulunduğumuz parkın güzelliğine rağmen mutlu edemiyor Amerika Arda'yı. Ben sormadan o bana soruyor ve "Nasıl yaşıyorsun burada, insanlar üstüne geliyor bu şehirde" diyor, "İstanbul da çok farklı olmasa gerek" diyorum.
- Yaşıtların keyif için top oynarken sen Milli Takım formasıyla bir çeşit milli mücadele gerçekleştiriyorsun, bu yaşta bu kadar sorumluluk insanın omuzlarında bir ağırlık yapmıyor mu?
Yaşım 23 ama ben 43 yaşında gibi hissediyorum kendimi. 18 yaşında Galatasaray forması giyerek kavuştum hayallerime. Ama geçen 5 yıl, beni 20 yıl yaşlandırdı diyebilirim. İş, futbol oynamakla bitmiyor. İyi oynayınca kahraman, kötü oynayınca vatan haini ilan ediliyorsun.
ÜSTÜMÜZE GELİNİYOR - Sen çoğunlukla kahraman oluyorsun sanırım.
Kahraman olmak için mücadele ediyoruz. Ama her maçı kazan birinde kaybet, o an hayatımız tepetaklak oluyor. 15 gün sokağa çıkamıyoruz. Takımımız kaybedince o an bizden daha çok üzülen olmaz diye düşünüyorum. Hem maçın kaybedilmesine üzülüyoruz, hem de sevenlerimizi, taraftarlarımızı üzdüğümüz için 2 kat daha fazla üzülüyoruz.
- Seni hep gülen, herkesle sakalaşan mutlu biri olarak tanıdık. Ekran arkasındaki özel hayattaki Arda da böyle mi?
Ben gülmeyi, ağlamayı, yaşamayı seven bir adamım. Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Aileme çok bağlıyım, ilişkilerimi sevgi ve saygı üzerine kurarım. Özel hayatımda arkadaşlarıma nasılsam, çalışma arkadaşlarım arasında da neşeli ve konuşkanım. Ekranda nasılsam, ekranın arkasında da öyleyim. Sadece bazen çok üstümüze geliyorlar, o zaman çekip gitmek istiyorum.
- Nasıl üzerine geliyorlar?
Türkiye'de herkes futbol konuşuyor, futbolla yaşıyor. Bir kere bu yüzden attığım her adım takip ediliyor. Aldığımız her karar sorgulanıyor. Futboldaki mücadeleyi özel hayatımıza taşıyorlar. Beni eleştirsinler, futbolumu eleştirsinler ama anneme, babama, kız arkadaşıma da laf söylemeye kalkıyorlar. Bu kadar sorumluluk üstüne bir de üzerime gelinmesi beni yoruyor. Takmayayım diyorum olmuyor. Saçımda bu yüzden beyazlar çıkmaya başladı.
- Zor yanları tabii vardır mutlaka ama futbolcular dışarıdan hayatın tadını çıkartıyor gibi görünüyorsunuz?
Futbol cidden zor iş, herkesi memnun etmek daha da zor. Biz bu zoru başarabiliyorsak bizim de kazançlarımızın olması tabii ki normal. Bu yaşta hayatın tadını çıkarmayacağım da ne zaman çıkaracağım... Başarılı bir kariyerim, güzel de bir kız arkadaşım var. Herkes gibi mutlu olup, gönlümce eğlenmek benim de hakkım.
- Peki özel hayatta aşk?
Aşk hayatın her anında olmalı. Sinem (Kobal), dünya görüsü olan, 9 aydır bir şeyler paylaştığım çok özel biri benim için. Birbirimizi çok iyi tamamladığımızı düşünüyorum. İkimiz de şöhretli bir iş yaptığımız için birbirimizi anlıyoruz. İlişkimdeki mutluluğun futboldaki başarıma katkısı olduğuna inanıyorum.
- Sinem'le birlikte gününüz nasıl geçiyor?
Basınla adeta köşe kapmaca oynuyoruz. İstediğimiz yerde oturamıyoruz, beğendiğimiz restoranlara gidip yemek bile yiyemiyoruz. Bebek İstanbul'un en sevdiğim yerlerinden biri. Oraya gitmeyeli bile aylar oldu. Şehirden uzak bir yaşamı tercih etmek durumunda kaldık. Arkadaşlarımızla evimizde vakit geçirmeyi tercih ediyoruz. Tatilleri de yurtdışında geçiriyoruz. En çok orada özgür olabiliyoruz. Milli Takım kampı bitiminde Los Angeles'ta tatile gitmeye hazırlanıyoruz.
Galatasaray aşığıyım - Biraz da kaptanlıktan bahsedelim. Konum olarak Galatasaray'da en yüksek noktaya çıktın, kaptan oldun. Hayallerinin daha ötesi var mı?
Daha ötesi yöneticilik olabilir. Bunları konuşmak için erken ama yaşadığım sürece Galatasaray taraftarı olacağım kesin. Ben futbol aşığı, Galatasaray aşığı bir adamım. Kaptanlığa gelince, en büyük hayalimdi, çok seviyorum ve layıkıyla bu görevi yaptığımı düşünüyorum. Her gün pazı bandını koluma takıp, maça her çıkışımda bu günleri de gördüğüm için şükrediyorum.
