Bu yeniçerileri, peygamberin soyundan gelen, yeşil türbanları, yeşil asalarıyla, bir grup yaya adam takip ediyordu. Arkalarından ise atlarının üzerine binmiş bir şekilde daha zengin Türkler geliyordu
18. YÜZYIL'DA İZMİR'DE DÜĞÜN VE EĞLENCELER / MİNE ALACALI - KEMAL SAĞLAM
![]() BAŞLARKEN Her dinden her ırktan insanların bir arada yaşadığı, dönemin ticaret hayatı kadar eğlence hayatının da oldukça hızlı ve renkli bir şekilde yaşandığı büyülü bir kent İzmir... Farklı uluslardan insanların birbirinden değişiklik arz eden yaşam tarzlarının ya da gelenek ve göreneklerinin, söz konusu eğlence olduğunda nasıl da bir potada eriyerek, birbirini özümseyerek yaşandığını, arşivimizde bulunan yüzlerce kitap arasından derledik. Constantinalope 1828, The Oriental Herald 1826, The Penny Magazine of The Society-1832, Ismeer or Smyrna and its British Hospital in 1855 , Celebrated Travellers, A Visit To Greece and Constantinople 1827-28 isimli yayınlar, araştırmamızda bize yol gösterdi. İzmir'e ilgi duyan araştırmacılara ışık tutması umuduyla... |
Bugün, yani, 29 Ağustos, İzmir Valisi'nin kızının zengin bir Efendi ile yapacağı evliliğin şeferine nail oldu. Gelini baba evinden damat evine götüren muhteşem düğün alayına ilaveten olağan sevinç gösterileri ile bu olay kutlandı. Düğün alayı şu düzendeydi: İlk önce, resmi kıyafetleri içerisinde, silahlarını kuşanmış bir şekilde, karabina tüfekleri ve muhteşem kılıçları ile 50 yeniçeri geçti. Bunlar yayaydılar. Giydikleri kıyafetleri kelimelerle anlatmak çok da kolay değildi: Kıyafetin en büyük özelliği; altta tam başa oturacak şekilde yuvarlak ancak yukarıya doğru kare olan, ancak arkaya doğru en az 90cm uzunluğunda, ayaklarına kadar uzanan beyaz deriden başlıktı. Bu yeniçerileri, Muhammed'in yakın takipçileri olan, peygamberin soyundan gelen, yeşil türbanları, yeşil asalarıyla, bu kutsal rengi kıyafetlerinde kullanma ayrıcalığına sahip bir grup yaya adam takip ediyordu. Arkalarından atlarının üzerine binmiş bir şekilde daha zengin Türkler geliyordu. Bindikleri atlar küçüktü ancak iyi yapılıydı ve genelde boyun kıvrımları çok iyiydi. Görünüşe göre bu düğün alayında; atlı gruptakiler, ihtişamlı ziynet eşyaları ile birbirleriyle gösteriş yarışı yapar gibiydiler. Atlarının üzerindeki eyer örtüsünün zenginliği ile hiçbirşey boy ölçüşemezdi; içlerinde en kötüsü gibi duranı bile sanki Avrupa'da genel teftiş yapan bir komutan edasındaydı. Onları, sert bir deri çubukla vurdukları metal gövdeli iri davulları olan, at üzerinde yaklaşık on kişi takip ediyordu, çıkardıkları ses gemilerde kalafatçıların çıkardıkları sese benziyordu. Onların arkalarında ise avazları çıktığı kadar bağırarak son derece ahenksiz, düzensiz, melodisiz ve uyumsuz bir biçimde şarkı söyleyerek gelen yaya haldeki şarkıcılar yeralıyordu. Hintlilerin savaş çığlıkları bile bunlarla kıyaslandığında daha müzikal kalıyordu. Söyledikleri şarkının sözlerini tam olarak anlayamadım ancak sonradan öğrendiğime göre, hepsinin konusu haz duyulan ihtiraslı sevdaların memnuniyetiymiş. Onlardan sonra arkalarından gelen muazzam muhafız yeniçerilerini içinde çok kıymetli mücevherler bulunan tel bir kutu taşıyan iki kişi takip ediyordu. Taşıdıkları kutunun içinde benim seçebildiklerim, elmaslar, yakutlar ve sayısız miktarda ve büyüklükte, değişik renklerde incilerle karışık kıymetli taşlardı. Bunların yanında bol miktarda altın zincirler, bilezikler, yaka iğneleri, vs.vs. bulunuyordu. Atlar üzerinde beş erkek ve on kadın zenci köle ile birlikte, damat evinden kız evine gönderilen hediyelerle yüklü yaklaşık 20 kadar katır, arkalarında yine muhafız yeniçerileri ile birlikte onları takip ediyordu. Bunlardan sonra eyer örtüleri bol süslü katırların çektiği ve gelini taşıyan muhteşem bir tahtırevan geliyordu. Mutlu gelini taşıyan tahtırevanın kendisi altın kaplamaydı ve araç öyle iyi örtülmüştü ki gelini bir an için bile görmek neredeyse imkansızdı. Bir yeniçeri birliği tahtırevanın hemen yanında yol alıyordu, gelinin önünden yürüyen düğün alayının geri kalan kısmı ise genel olarak görgüsüzce ama bir o kadar da görkemli, soylu, değişik ve ilginç bir tablo oluşturuyordu. Limanda bulunan ve tüm ulusların bayrakları ile donatılmış haldeki bütün gemiler de limanın idarecisine olan saygılarını göstermek üzere kalelerdeki top atışlarına eşlik ettiler
URLA DÜGÜNÜ
Şehrin ana caddesine girdiğimiz sırada kulaklarımıza keskin Türk müziği sesleri geldi ve doğal olarak birkaç mil uzaklıktaki bir düğünü kutlamak üzere ihtişamla yola çıkan çok kalabalık bir süvari alayı ile karşılaştık. Alay, arkalarıda en güzel kıyafetlerini giymiş haremleriyle (erkek gibi ata binebilen hanımlar), yerli köleleriyle ve at üzerindeki hizmetlileriyle, birlikte şehrin ileri gelenlerinden oluşuyordu. Dökümlü ve değişik renklerdeki elbiseler, pahalı ve güzel türbanlar, atların doğu tarzı süslü eyer örtüleri, insanda canlı ve hoş bir etki yaratıyordu.
Ancak Türklerin dış görünüşlerinden kaynaklanan bir özellikleri olsa gerek (iki-üç erkek çocuk ve kölelerin bazıları hariç), cenazeye gidermişçesine ağırbaşlıydılar. Atların çoğunun, süslü gemleri, başlıkları ve kuyruklarının ve zengin örtülerinin yanı sıra, boyunlarını çevreleyen ipe dizili büyük mavi boncuklar ile uzun kuyruklarına bağlı parlak renkte kurdeleleri dikkatimi çekti. Boncukların süsleme amacıyla kullanılmaktan daha farklı bir özellikleri daha vardı; insanlara karşı olduğu kadar hayvanlara da değebilecek nazara karşı efsun olarak kullanılıyorlardı ve hiçbir at bu tür bir şey takılmadan yola çıkarılmıyordu. Şayet aralarına bir iki baş da sarımsak karıştırılırsa, efsununun ve koruyucu etkisinin çok daha fazla olacağı kabul ediliyordu.
Yürüyenlerin en arkasında flütlerini üfleyerek, büyük zillerini çalarak ve metal gövdeli iri davullarını yani köslerini döverek gelen atlı bir müzisyenler topluluğu ile beraber, zevk ve eğlence düşkünlerine göre para ile tutulan, hakir görülen, ahlaksız olarak kabul edilen ama ilginçtir, saygın ve erdemli bir evliliğin kutlamasında da kesinlikle vazgeçilemez olarak kabul edilen, Almes (Mısırlı dansçı kızlara verilen ad)de denen, bir grup sokak dansçısı kız geliyordu.
Yaklaşık bir yıl kadar sonra, başka bir Türk düğününde daha parayla tutulmuş olan bu kışkırtıcı bayanların şehvet dolu tahriklerine tanık olma fırsatı buldum.(Yine de orada bulunan ve gösteriye mest olan gri sakallı yaşlı Türkler de vardı ve alkışlar arttıkça bahşişler de artıyordu. Gelin, elbette, orada bulunmuyordu ama anladığım kadarı ile, bu zavallılar gelini ve arkadaşlarını eğlendirmeleri için hareme alınmışlardı.

