Büyüleyici güzellikteki Moorea adası yerlilerinin pek bir yer olmadığı için, genelde yerel restoranlarda yemek yiyip bol miktarda içip, kendi aralarında müzik yapıyorlar. Gerçekten çok gülüyor ve eğleniyorlar bence hayatın sırrını çözmüş gibiler

YENİ ASIR DÜNYA TURUNDA / ŞENOL ACAR
Derleyen:Şafak İNCE
Usta yelkenci Cumhur Gökova ve eşi Mayisa Gökova ile birlikte 12.4 metre uzunluğundaki Gökova isimli yelkenliyle Marmaris'ten "Dünya Turu"na çıkan ve yaşadıklarını, gördüklerini kaleme alan İzmirli Şenol Acar, Tahiti'nin ardından Moorea adasına çıktı. Samimi, içten ve sürekli neşeli olan yerel halk için "hayatın sırrını çözmüşler" diyen Acar, mavi sularla çevrili ada için "tarifsiz güzellikte" yorumunda bulundu. Şenol Acar, hem Moorea hem de cezaevine gerek duymayan Raiatea adası gözlemlerini Yeni Asır okuyucuları için anlattı.
Gürültü içindeki Tahiti-Papaete'den ayrılıp 16 mil uzaklıktaki Moorea Adası'na gitmeye karar verdik. Herhalde aldığımız en güzel kararlardan biriydi, adaya yaklaştığımızda güzelliği büyüledi. İnsanları ise gerçekten çok gülüyor ve eğleniyorlar. Bence hayatın sırrını çözmüş gibiler.
Moorea Adası tarifsiz bir güzellikte. Bir mercan resifi, adayı boydan boya çevreliyor ve birkaç demirleme yeri var. Bunlardan en meşhurları Cook ve Opunohu koyları, biz adanın kuzeyindeki Cook koyunu tercih ettik. Bu koya ilk defa 1767'de, tarihin en büyük denizcilerinden Kaptan James Cook demir atmış, ismi de bu nedenle böyle konmuş. Yerli lisandaki adıyla Pao Pao koyu. Ağır ağır ilerleyerek koyun ağzına geldik. Koya Avaroa denilen bir geçitten geçerek giriliyor, içeri girince de büyüleyici bir manzarayla karşılaştık. 1.5 mil uzunluğundaki koyun etrafı yüksek tepelerle çevrili. Sanki üzerileri yeşil bir halıyla kaplanmış gibi. Güneybatıdaki tepelerin diğerlerinden farklı çarpıcı bir görüntüsü var. İkisi de 1000'er metrelik Tohieva ve Mouara zirveleri bulutların arasından göğe doğru yükseliyor. Kıyıda diz boyu kum, derinlikse 5 metre sonra dikine 8-9 kulaca iniyor.
EN GÜZELİ COOK KOYU
Buraya kadar uğradığımız koyların bence en güzeli Cook koyu idi. Tahiti'nin gürültüsünden sonra hindistan cevizi palmiyeleri ve rengarenk çiçeklerle dolu cennet gibi bir koyda, 10 metrelik suya demirimizi funda ettik. Dip çamur, çok iyi demir tutuyor. Kıyıda piknik yapılabilmesi için kumlar üzerindeki ağaçların altına masa ve oturaklar konmuş. Piknik yapanların dışında birkaç balıkçı evi ve önlerinde balıkçı tekneleri var. Balıkçılar genelde resifin dışında avlanıyorlar ve yakaladıkları balıkları Tahiti'de daha iyi prim yaptığı için oraya götürüp satıyorlar. Moorea'da para harcayacakları pek bir yer yok, genelde yerel restoranlarda yemek yiyip bol miktarda içip, kendi aralarında müzik yapıyorlar. Gerçekten çok gülüyor ve eğleniyorlar bence hayatın sırrını çözmüş gibiler.
MEYVE CENNETİ
Moorea'da çok lezzetli ananaslar yetişiyor. Ben ananasın ağaçta yetiştiğini sanırdım. Ananasın patates gibi toprakta yetiştiğini öğrenmek beni çok şaşırttı. Adanın her yerinden meyve ağaçları fışkırıyor. Yoldan hindistan cevizi, mango, papaya, ekmek meyvesi ve greyfurt toplayıp yediğimiz çok oldu. Bu insanların çalışmaktan pek hoşlanmayıp daha çok yeme, içme, dans yani kısacası eğlence odaklı yaşamalarının bence en önemli nedenlerinin başında çalışmasalar da aç kalmıyor olmaları geliyor. Soğuk da yok. Böyle olunca da karınlarını doyurdular mı mutlu oluyor, müzik yapıyor, içiyor ve dans ediyorlar.
HER YERDE ÇİÇEKLER
Bu bölgelerde günde 1-5 arası yağmur yağıyor, genelde yağışlar 5-15 dakika sürüyor. Ardından hemen güneş açıyor. Birkaç dakikada üzerimizdeki şort ve tişörtler kuruyor. Adada 5 yıldızlı bir otelin dışında küçük 2-3 yıldızlı oteller mevcut. Buradaki oteller büyük bir bina içinde olmayıp geniş bir bahçe içinde bambu ve pandanüs yapraklarından yapılmış, yerli evleri tarzında. Çevreye de uyumlular. Benim Tahiti ve adalarda en çok ilgimi çeken bir diğer konu da umuma açık ve oteller, restaurantlardaki tuvaletlerin taze çiçeklerle hergün süslenmesi. Her otelin odasını, yatak ve komidin üstlerini, odaya yaptıkları yiyecek ve içecek servislerinde de tepsileri hep canlı çiçeklerle süslüyorlar. Bu da gerçekten göze çok hoş görünüyor.
Köpekbalığı saati Moorea da pizza yediğimiz ufak bir restoranın sahibi olan Fransız Michel, bitişiğindeki otel sahibinin her akşam saat 17.00'de köpek balıklarını beslediğini, istersek izleyebileceğimizi söyledi. Bu fikir bize de çok ilginç geldi. saat 17.00 olunca uzun ahşap iskelesine çıktık. Otelin sahibi ve köpeği ve otel müşterileriyle birlikte uzun ahşap iskelenin ucuna doğru gittik. Otel sahibi iskelenin ucunda ayaklarını ahşap iskeleye kuvvetlice vurarak gürültü çıkardı. 1-2 dakika içinde irili ufaklı 8 köpek balığı belirdi. En iri olanı 4,5 metre boyundaydı. Otel sahibi, deve tüyü rengindeki köpek balıklarının insana saldırmayan cins olduğunu söyledi. Hatta istersek denize girip beraber yüzebileceğimizi söylediyse de biz iskeleden izlemeyi tercih ettik.
CEZAEVİNİN OLMADIĞI ADA
Bir diğer ada ise Raiatea. Buranın merkez şehri Uturua. Diğer adalarda olduğu gibi sadece şehrin merkezi hareketli, şehir dışındaki evler tek katlı ve bahçeli. Buralarda insanların ölünce kendi bahçelerine gömülmeleri bir gelenek, evler bu nedenle hep bahçeli. Raiatea Adası'nın koyları ve denizi, diğer adalar kadar temiz ve berrak değil ama halk çok içten ve yardımsever. Adanın tümünü otostopla gezdik. Araç sahipleri otostop yapanları gördüğünde hemen alıyorlar. Bunun nedeni hırsızlık, cinayet gibi olaylar hiç yaşanmamış bu nedenle cezaevleri dahi yok. Herkes birbirine güveniyor, herkes yardımsever ve iyi niyetli.
Adalar gerçekten çok çevreci. Süpermarkette yaşadığım bir olayı anlatayım, adadayken yüklüce yaptığımız alışverişleri markette ödememizi yaparken normal olarak Türkiye'deki alışkanlığımızdan ötürü, alınanları yerleştirmek için poşet torba istedim. Kasiyer 6 naylon torba için 3 dolar istedi, mecburen ödedim. Bence çok mantıklı bir uygulama. Böylece bez torbaya teşvik ediyorlar. Türkiye'de marketler ortak karar alıp naylon torbaları 1 lira karşılığında vermeli.
Bu adada ilgimi çeken bir diğer konu da bazı evlerin bahçe duvarları ve demirlerinin üzerinde asılı olan dev balık kuyrukları oldu. Bunların ne anlama geldiğini merak ettim ve sordum. Bu büyük balık kuyrukları asılı oldukları evde yaşayan insanlar için bir gurur kaynağı oluyormuş. "Ben bu kadar büyük balık yakaladım, işte ispatı" deyip balığın etini değerlendirdikten sonra sadece kuyruk kısmını bahçe duvarlarının üzerine asıyorlar.
YARIN: BORA BORA-HUAHİNE
