FIRAT ÇELİK: Paris'te yönetmen Thierry Harcourt ile tanıştım. Bir muzu soyar gibi Harcourt da beni aldı, soydu, kazıdı ve çocukluk dönemimle yüzleştirdi. Kendimi tanımadan bir role bürünmem çok zor olduğunu biliyordu ve bunu bana da defalarca anlatarak beni bu yönde eğitti

SUAT SALGIN
Küçücük bir çocukken ailesi Fransa'ya göç eden Fırat Çelik, Paris'te yaşayan ailesini uzun yıllardır görmüyor. Oyuncu olmadan önce inşaat işçiliği, barmenlik gibi birçok iş yapan Çelik, Paris'te 28 yıl boyunca yaşaması nedeniyle Türkçe'yi hafif Fransız aksanıyla konuşuyor.
Son dönemlerde yakışıklılığıyla birçok genç kızın düşlerini süsleyen Fırat Çelik ile 18 yıl aradan sonra kamera arkasına geçen Yeşilçam'ın duayen yönetmeni Şerif Gören'in öncülüğünde çekimlerinin sürdüğü, Necati Cumalı'nın "Ay Büyürken Uyuyamam" adlı romanından uyarlanan filmin setinde söyleştik. Mütevazı tavırlarıyla dikkatleri üzerinde toplayan yakışıklı oyuncu yönelttiğim her soruyu içtenlikle yanıtladı.
- "Ay Büyürken Uyuyamam" sinema filminde 'Mert' karakterini canlandırıyorsun. 'Mert' nasıl bir karakter?
Mert, serseri ama sevimli, enerjik bir karakter... Hercai bir tip. Babası, annesini öldürüyor. Sonra kendisini öldürüyor. Bunun sonucunda da Mert çok büyük bir travma yaşıyor. Acılarını sörf ve spor yaparak unutmaya çalışıyor. Mert yaşadığı bu acı olayın ardından yurt dışına gidiyor ve yurt dışından döndüğünde de yeni bir hayata başlamak isterken, Hülya ile karşılaşıyor. Deli dolu bir karakter. Ben, 'Mert' karakterini çok beğendim. Severek ve beğenerek canlandırdım.
MERT'İ SEVİYORUM - Seninle örtüşen tarafları var mı filmde canlandırdığın 'Mert' karakterinin?
Aslında çok değil. Sportif olması benziyor bana. Çünkü ben de çok spor yaparım. Ama Mert'in bir travmatik durumu var ve bu durumu beni çok etkiledi. Mesela, Mert, kadınlara karşı için için bir nefret besliyor. Ama onlarsız da yapamıyor. Kızlarla sevişiyor, yatıyor kalkıyor ama sonrasında onlardan kaçıyor. Sonuçta bir boşluğu o da farklı semptomlarla kapatmaya çalışıyor. Bu yüzden de ben 'Mert' karakterini çok sevdim.
USTA İLE ÇALIŞMAK KEYİFLİ - Şerif Gören ile çalışmak nasıl bir duygu?
Şerif Ağabey inanılmaz bir adam. Bu filmle ilgili teklif geldiğinde, bana Şerif Gören'le çalışılacağı söylenildi. Ben 28 sene Paris'te yaşadım. Şerif Gören'de Cannes'da ödül alan bir yönetmendi. Bu yüzden de hafızamda ta o yıllar Şerif Gören ismi kaldı. Yeşilçam geleneğinden gelen Şerif Ağabey'den şu anda oyunculuğa dair inanılmaz şeyler öğreniyorum. Mesela oyunculukta bizim alıştığımız şeyleri kıran yönlerine bayılıyorum onun... Benim için bu projede yer almak çok büyük bir deneyim oldu.
- Peki, Ayvalık'ta olmak nasıl bir duygu? İlk defa mı geldin yoksa?
Evet, ilk defa geldim. Sonuçta ben Ayvalık'a turist olarak gelmedim. İş icabı buradayım. Sette çekimlerimin olmadığı günlerde Ayvalık ve Cunda adasını geziyorum. Gerçekten çok farklı ve müthiş bir yer.
9 YAŞINDA PARİS'E GİTTİK - Ayvalık mutfağıyla tanıştın mı?
Yeni şeyler yedim Ayvalık'ta. Mutfağı çok farklı ve enfes... Burada çalışırken, işim bittiğinde denize girebilme fırsatım oldu. Bu da bana doğrusu çok iyi geldi.
- Biraz senden bahsedelim. 28 yıl Fransa'da yaşadıktan sonra anayurduna dönüp de, Türk izleyicisinin gönlünde kolay kolay sarsılmayacak bir taht kuran Fırat Çelik kimdir?
Daha önce de bahsettiğim gibi, 1981 yılında Stuttgart-Almanya'da doğdum. Tuncelili bir ailenin oğluyum. Almanya-Türkiye arasında bir süre gidiş dönüşlerimin ardından 9 yaşındayken de Paris ile tanıştım. Orada çocukluğum ve gençlik yıllarımı yaşadım. Okulumu orada okudum. Babam inşaat işçisi, annem ise evde bizimle ilgilenen bir ev hanımıydı. 2 ablam, 1 tane de küçük kız kardeşimle birlikte 4 kardeşiz. Liseden mezun olduktan sonra evimizin tek gelir kaynağı olan babama destek olabilmek için ben de çalışmaya başladım. İnşaat işçiliği, barmenlik gibi birçok işe girdim, çıktım. Ayran gönüllüyüm herhalde. Çalıştığım bu işlerden her defasında sıkıldım. 20 yaşındayken ilgi duyduğum tiyatroya başladığım zamanlarda, oyunculuk hayatımın en büyük dönemeci olarak kabul ettiğim o yıllar Paris'te bizim ikamet ettiğimiz semte çok yakın bir yerde oturan yönetmen Thierry Harcourt ile tanıştım. Beni hiç tanımadığı halde, bir projesi için teklifte bulundu. Kabul ettim. Bir muzu soyar gibi Harcourt da beni aldı, soydu, kazıdı ve çocukluk dönemimle yüzleştirdi. Kendimi tanımadan bir role bürünmem çok zor olduğunu biliyordu ve bunu bana da defalarca anlatarak beni bu yönde eğitti. Bu dönemde Stanley Kubrick'in 'Otomatik Portakal' projesinde bir buçuk yıl çalıştım. Bu projeyle oyunculuğa gerçek anlamda ilk adımlarımı atmış oldum. Welcome'da Kürt Mülteci rolüyle izleyenlerin beğenisini kazanınca, Türkiye'de kalmaya karar verdim. Bunun ardında da 'Kış Masalı' projesinde yer aldım. Şimdi ise bildiğiniz gibi 'Fatmagül'ün Suçu Ne' dizisinde de Mustafa karakteriyle tanınıyorum.
POZİTİF ENERJİ ÖNEMLİ - İnsanlarla ilişkilerin nasıl? Hangi kişilikleri üzerinde tanışanlarla daha iyi anlaşabiliyorsun?
İnsan ilişkilerinin yayılan karşılıklı enerjilerle ölçülebileceğini düşünüyorum. Çünkü bu durum insan ilişkilerinin dozunu belirliyor ve söz konusu ilişkilerin akıbetini belirliyor. Bu yüzden de karşımdakinden negatif bir enerji alırsam, herhangi bir arkadaşlık ya da dostluk kurmuyorum. Bu durum sadece hemcinslerime karşı geliştirdiğim bir savunu değil. Kadınlara karşı da bu durum aynı. Karşımdaki insanları hep bir bütün olarak görüyorum. Eğer gördüğüm kişiden pozitif enerji alırsam karşımdaki kişinin benimle şöhretim için ya da benzeri bir menfaat için yakınlaşmasını önemsemem.
- Sinema da bir idolün var mı?
Çok var. Bunlardan en önemlisi Sean Peann. Onun oyun gücünü çok beğeniyorum mesela.
SAMİMİYETİ ETKİLİYOR - Görev aldığın dizi ya da filmde Sean Peann'den esinlendiğin oluyor mu?
Onun birçok filmini izledim. Onun oyunculuğundaki samimiyetinden çok etkileniyorum. Onu izlerken, 'İyi ki de bu işi yapıyorum' diyebiliyorum kendi kendime. Benim için gerçekten çok özel bir oyuncu Sean Peann. Tabii Onun dışında da keyif alarak ve beğenerek izlediğim birçok oyuncu var.
"Türk kadınları maskeyle dolaşıyor!" - Oldukça yakışıklı olduğun için genç kızların gözdesi konumundasın. Peki, Türk kadınları senin içine ne ifade ediyor?
Türk kadınları çok tatlı ve güzel... Ama rahat değiller. Üzerilerinde toplumsal baskılar nedeniyle adeta görünmeyen prangalara bağlılar. Bu yüzden de çoğunun yüzünde gerçek kimliklerini gizleyen bir maske var. Bu duruma onlar adına gerçekten çok üzülüyorum. Çünkü baskılarla yaşamak zorunda bırakılmak kabul edilebilir gibi değil.
- Buraya gelirken, seninle röportaj yapacağımı söylediğim bir genç kız senin evlenmen halinde çok üzüleceğini ve belki de sadece bu yüzden de kendisinin hiçbir zaman evlenmeyebileceğini söylemişti bana. Genç kızların fanatizm boyutundaki bu sevgisi hakkında ne düşünüyorsun?
Onlar hayranı oldukları sanatçı ya da oyuncuyu sahipleniyorlar. Evlerinden biri ve hayatlarından bir parçaymış gibi benimsiyorlar. Elbette bu bir oyuncu için çok mutluluk verici bir durum. Bunun için de bir oyuncunun özel hayatını ortalık yerde yaşayabilmesi mümkün olmasa da, böylesi büyük sevgiye de layık olmak gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde doğru zamanda doğru projelerde yer almanın oldukça önemli olduğuna inanıyorum.
Hayalim uluslararası festivaller - Gelecekte oyunculukta hedeflediğin nokta ya da zirve neresi sence?
Zirve demeyeyim de, ben hep her şeyi akışına bırakan biriyim. Bugün Şerif Ağabey ile çalışıyorum. Daha sonra başka bir yönetmenle çalışacağım. Tabii her oyuncu gibi benim de hedeflerim var. Ama ben daha çok görev aldığım projelerde işimi en iyi şekilde yapmaktan yanayım. Mesela Cannes ya da Berlin Film Festivali'ne gidebilmeye dair hayallerim yok değil. Türkiye'de başarılı bir oyuncu olarak kendimi kanıtladıktan sonra uluslararası festivallere katılmayı istiyorum. Ama bunu isterken de hiçbir şey beklemiyorum. Ben sadece işimi yapıyorum. Sonrasında rüzgar nereye sürüklerse herhalde orada olurum.
"Müze gezmeyi çok severim" - Müzikle aranın iyi olduğunu duydum. Mesela gitar çalıyormuşsun...
Evet gitar çalıyorum. Aslında sanatın her alanı beni çeker. Bu belki de Paris'te uzun süre yaşamış olmanın verdiği bir alışkanlık olmalı. Bu yüzden de sık sık sergileri gezerim. Ayvalık'ın da kültür ve sanat anlamında her geçen gün çıtasını yükselttiğini duyuyorum. Bu yüzdende Ayvalıklılar adına çok seviniyorum.
