Ada'nın denizi oldukça temiz, yosunsuz, kumluk ve sakin. Suyu biraz soğuk ama bu tertemiz suyun dirileştirici serinliğine alışmak hiç de zor değil. Ada, en rüzgarlı havada bile keyifle denize girip güneşlenebileceğiniz bir koy seçeneği sunuyor

GAMZE KURT
Denizlerin Efendisi Poseidon'un kimbilir kaç çocuğundan biri, Kyknos adında bir kralmış. Beyçayırı'nın kuzeyinde Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisi, Kolonai kentine hükmedermiş. Onun da Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes'in annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Fakat üvey ana bu ya; Tenes'e iftira etmiş. Üstelik kendisine yalancı tanık olarak bir de kavalcı bulmuş. Kral Kyknos bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık yüze yüze gitmiş, boğazdan geçerek Leukophrys adasının sahiline vurmuş. Tenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş ve ünlü coğrafyacı Strabon'a göre bazılarının Kalydna dediği Leukophrys adasının ismini "Tenes'in adası" anlamına gelen Tenedos olarak değiştirmiş. Yunan Mitolojisi'nde Tenedos adıyla bilinen Bozcaada terk edilen Tenes'i nasıl kucakladı ise bizi de aynen öyle kucakladı.
Bozcaada bizim için ne büyük bir kazanç... Geyikli Yükyeri İskelesi'nden kalkan 45 dakikalık feribot yolculuğundan sonra adaya yaklaştığınız sırada, güvenin teminatı o büyük, görkemli kaleyi gördüğünüz anda kendinizi birden müthiş güvenli kollarda hissediyorsunuz. Ve bu his, orada bulunduğunuz her saniye iliklerinize biraz daha işliyor. Hele ki merkezin en uç noktasında yaşayan, aynı zamanda son derece misafirperver olan Fatma Teyze ile tanışırsanız bu hissiyat doruklara çıkıyor...
SAMİMİ ATMOSFER
Bozcaada'yı hiç bilmiyoruz, tabir-i caizse tamamen 'bodoslama' dalıyoruz adaya... Ama burada tuhaf, samimi bir atmosfer var, hemen çekiyor bizi sıcaklığına... Sıcak, evet gerçekten Temmuz- Ağustos aylarında ada çok sıcak. Fakat o bildiğimiz İzmir sıcağı gibi yakıcı kavurucu değil, hafif rüzgarlı tatlı bir sıcak...
İlk gün Ada'da her şeyi bir günde tüketip bitirmek istercesine kendimize dopdolu bir program çiziyoruz. Önce Hafız'ın yerine gidip kendimize kuru+pilav ve dolma söylüyoruz, tadı damağımızda kalıyor bir daha istiyoruz... Hemen sonra kendimizi Ayazma'nın serin sularına atıyoruz.
Ada'nın denizi oldukça temiz, yosunsuz, kumluk ve sakin. Suyu biraz soğuk ama bu tertemiz suyun dirileştirici serinliğine alışmak hiç de zor değil. Ada'nın en güzel yanı, en rüzgarlı havada bile keyifle denize girip güneşlenebileceğiniz bir koy seçeneği sunması. Adanın irili ufaklı tüm koylarında denize girebilir, bazılarına ancak patika yollardan yürüyerek ulaşabilirsiniz. Hatta bazı koylar size özel olacak kadar küçük olabilir...
EN POPÜLER AYAZMA
Biz Ayazma'daydık, Ada'nın en popüler ve dolayısıyla en kalabalık plajı... Upuzun kumsalı ve masmavi denizi oldukça etkileyici. Duşlar ve soyunma kabinlerinin bulunduğu, ayrıca yol boyunca sıralanmış restoranlarda yemek yiyebileceğiniz eşsiz bir koy...
Ayazma'dan sonra en çok tercih edilen koylardan biri de Habbele... Ayazma'ya göre daha sakin bir yer arayanların tercihi Habbele'de de yiyecek-içecek servisi alabileceğiniz, şezlong-şemsiye kiralayabileceğiniz tesisler mevcut.
Ada'daki bir başka koy da halk arasında, etrafta yüzen çeşitli balıkların çokluğundan dolayı "Akvaryum Koyu" diye bilinen Mermer Burnu... Herhangi bir plaj tesisi olmayan bu küçük koy, aynı zamanda Ada'daki profesyonel dalış noktalarından biri...
RÜZGAR GÜLLERİ
Deniz, kum ve güneşin keyfini doyasıya yaşadıktan sonra şimdi güneşe veda vakti diyoruz ve soluğu rüzgar güllerinde alıyoruz.
2000 yılında kurulan Bozcaada Rüzgar Enerji Santrali'ne ait 17 tane rüzgar türbini, Ada'nın en batı ucunda. Özellikle gün batımında, hemen önündeki eski Polente Feneri ile oluşturduğu manzara gerçekten görülmeye değer güzellikte. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Fransızlar tarafından yapılan bu fenerin adı, batısı uçsuz bucaksız deniz olan yer anlamına geliyor. Gerçekten de güneş buradan, bir başka veda sahnesi çiziyor.
YAPRAKTA SARDALYA
Güneşi batırdık, karnımız da acıktı... Rüzgar güllerinin eşsiz manzarasının tadı damağımızda, Mahalli İdare Başkanlığı Sosyal Tesisleri'ne gidiyoruz. Güzel melodilerin eşliğinde asma yaprağında sardalya yiyoruz. Dört bir yanı denizle çevrili bu şirin adanın şirin sardalyaları da son derece leziz. Sardalya, asma yaprağında yapıldığında yağı ve tadı içinde kalıyormuş bunu da öğreniyoruz... Birbirinden güzel mezelerle bütünleşen bu enfes akşam yemeğinden sonra merkezde biraz turluyoruz ve Akdeniz Pansiyon'un yolunu tutuyoruz. Fatma Teyze bizi yine tam bir anne sıcaklığıyla karşılıyor ve yine bir anne sorgulayıcılığıyla "ee neler yaptınız, anlatın bakalım" diyor. Bozcaada Kalesi manzaralı terasında oturuyor ve hemen günün özetini çıkarıyoruz. Ertesi gün için yine adadaki her şeyi tüketmek istercesine kendimize bol gezmeli bir program yapıyoruz... Ama aslında Bozcaada hiç bitmiyor, bunu daha sonra anlıyoruz...
Osmanlı'ya, Fatih döneminde katıldı
Bazı tarihçilere göre Antik çağda Leukophrys, Yunan Mitolojisi'nde ise Tenedos adıyla bilinen Bozcaada'nın ilk sakinleri Akaların bir kolu olduğu ve M.Ö. 2000 yıllarında yerleştikleri tahmin edilen Pelasg'lar. Akalardan sonra Ada'ya sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar ve Yunanlılar hakim olmuş. Ada M.Ö. 493'de Pers istilasına uğramış, M.Ö.334 yılında ise Pers istilasına son veren Büyük İskender devri başlamış. Bergama Krallığı'ndan sonra M.Ö. 168 yılında Roma hakimiyetine girmiş. Roma İmparatorluğu'nun 395 yılında ikiye bölünmesiyle Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğuna dahil olmuş. 1203 yılından sonra Bozcaada üzerinde Bizans-Ceneviz-Venedikliler arasında egemenlik mücadelesi başlamış.
Bozcaada ilk defa 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu'na katılmış. Osmanlı ile Venedik arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş, Ada zaman zaman Venedik hakimiyetine girmiş. Bozcaada Osmanlı döneminde bir kale dizdarı ve kadı tarafından yönetilmiş, 19.yüzyılın sonlarında Merkezi Sakız ve Rodos olan Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaletinin Midilli Sancağına bağlı bir Kaymakamlık olarak teşkilatlanmış.
1912 yılında Balkan Savaşı sırasında Yunan donanmasınca işgal edilmiş ve Lozan Antlaşması sonucunda 20 Eylül 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanmış
YARIN: ÜZÜM BAĞLARI VE ŞARAP
