BESİM KAZADO
Uzunca süren bir seyahat trafiğimden sonra yine pazarları yine aynı sahifelerde sizlere yine sevdiğim bir dostumu konuk ettiğim için yine mutluluk duyuyorum. Bugün çok eski tanıdığım, çok sevdiğim tescilli bir güzeli getiriyorum sabah kahvaltınıza. İyiliği, görgüsü, özel düşünceleri ve tabii ki tartışılmaz güzelliği ile Manolya Onur...
- Tanıdığım günden saçın, giyim tarzın kısacası tipin hep aynıdır...
Doğru. Ne saçımın rengini, ne ayakkabı modelimi, ne de giyim tarzımı değiştirmemişimdir. Modanın renklerini, etek boyunu alırım. Aksesuarlarla oynarım. Ne kadar abartılı giyinirsek o kadar genç ve dinamik olduğumuzu zannederiz. Halbuki olduğumuz gibi bırakırsak kendimizi, biraz bakımla çok daha tabii olabiliriz.
-3 vazgeçilmezin?
Evladım, evladım, evladım...
-Arkadaş ve dostluklar?
İyi gün kadar kötü gününü paylaşan, sabahın 3'ünde hiç düşünmeden arayabileceğin kişi dostundur. Arkadaş herkesle olunur. Dostluk özel bir özveri ister. Hataları görmezlikten görmek vs ister. Dosta sıkı sıkıya sarılmak gerekir bulunca.
-Güzellik yarışmasına nasıl katılmıştın?
Öyle acele olmuştu ki evdekiler haberlerden öğrenmişlerdi. 1975 Milliyet gazetesi 2. Güzeli'yim. Rahmetli Ercüment Karacan ve İpekçi, Türkiye'yi temsil hakkı vermişlerdi bana. Honk Kong ve Şantaj Domenico'ya gitme hakkını alan ilk güzeldim. Ankara'da lise sonda iken Olgunlaşma Enstitüsü'nün Finlandiya'da tertiplemiş olduğu Türkiye günlerine Fahri Korutürk ülkemizi temsil etmek üzere beni yollamıştı. Necati Zincirkıran yazısında 'Leylaklar ülkesinde bir Manolya' diye bahsetmişti benden. -Sen de seyahati çok seviyorsun. Genç yaşından beri nasıl ve nerelere gittin?
Bir itirafa bulunayım sana. 13 yaşımda iken komşularımızın kapılarından 'National Geografic' dergilerini aşırırdım. Resimleri sabahlara kadar incelerdim. Anneannem her gece yatmadan dua etmemi söylerdi. Aynen yerine getirdim, aynen de yerine geldi. 17 yaşımdan beri göçebeye döndüm.
-İlk seyahatlerin?
İlki belirttiğim gibi Finlandiya, ardından Suudi Arabistan Kraliçesi'nin davetlisi olarak Suudi Arabistan, sonra İsrail, İtalya, Belçika defileler... Bu arada Mekke'ye gidip Umre yaptım. yarı Hacı oldum.
- Hatırladığıma göre içkin vs yoktu?
İçki, sigara asla. Bir de geceleri hep erken yatağımdayımdır.
-Sporları aran nasıldır?
Aklına gelen hepsini hakkını vererek yapmışımdır. Su kayağı, atçılık, tenis, aerobik...
-Spor dışında yapmak isteyip de gerçekleştirdiğin?
Lisan. İlk evliliğimde eşime lisan öğrenmek istediğimi söyleyince 5 yıl Paris'te kaldım, orada öğrenimimi bitirince İngilizce için Londra'ya geçtim. Ardından aynı sebep Almanya'ya geçmem ayrılık sebebimiz oldu. Eşim 'Ben talebe ile evli kalamam" deyip beni boşadı.
-Tanıdığım kadarıyla süper şahsiyetli ve de çok ama çok iyi kalpli bir kızın var. Onun da yüzünden gittiğin ülkelere bir de İsviçre'yi ekledin?
Öyle oldu. Hindistan'da iken bir de devamlı Avustralya'ya gidiyorduk.
-O bölümü kaçırmıştım?
Orada belki dünyanın en büyük çiftliğine sahipti eşim ve ailesi. İçinde altın mademiz vardı. Marchion Station... vahşi atlar, her türlü çiftlik hayvanı...Koyunlar kırpılıyor, atlar tımar ediliyordu, Harika bir yerdi...
-Keşken var mı?
Her insan gibi var keşkem tabii ki. Gençlikteki hatalar... İnsan yaş geçtikçe hatalarını aza indiriyor. Az acı çekiyor böylece. Maksat o acıları çekmeden başarabilmek. Gençlerin 'ben bilirim' saplantıları beni deli ediyor.
-Projen var mı?
Elbise, çanta dizayn etmek... Bu yüzden kısa süren mankenlik hayatımdan sonra içimde ukde kaldığı için bu moda bölümünü Bangkok ve Phuket'te gerçekleştireceğim, sıkı projelerim var. Kendi markamı yaratıyorum. Hindistan, Hong Kong ve Tayland'da uzun süre geçiriyorum bu yüzden.
-Süper bir hayat arkadaşın var. Eksikliğini hissetmemeni temenni ederken, bir şey sormak istiyorum: Olmasa idi yalnızlıktan korkar mıydın?
Asla, yalnızlık benim lüksümdür. Çok hayalperest bir insanım. Sürekli hayal kurarım. hayallerim çok yönlüdür. hani kitap yazsam...
-Can'dan bahseder misin, hani aşkından?
Aşktan daha üstün biri Can benim için. Onda bunu buldum. Can benim dostum, arkadaşım, sevgilim, eşim, dert ortağım, sırdaşım... Daha ne olsun, ne isterim?
"Aşkın en tatlısı orta yaşta olanı" -Peki aşk?
Aşkı dolu dolu tattım. Aşk kapıyı bir kere çalar derler. İnanma. Birkaç kez çaldığı gibi hiç de çalmayabilir. Aşkı ilk aşk diye düşünürsün, 35 yaşında gülersin. 40'ında unutursun. Her aşkın zamana, çevreye göre tesiri aynıdır. Beklentiler değişiktir çünkü. İlk görüşte aşka hiç inanmam. Bence aşkın en tatlısı orta yaşta olanı.
Kızı hem sultan hem prenses oldu -İkinci evliliğinden bahseder miyiz?
Tabii ki. Sana herşey serbest. İkinci evliliğimde ilk olarak Hindistan'a gittik. Eşim Prens Mukarrem Ali Han Jah'ın idi. Kayınvalidem (Tiflis'li) Gürcü idi. Annesi Abdülmecit'in eşi idi. Kızı Duri Şehvar, Sultan Haydar Abad'ın nizamının oğlu ile evlenmişti. Onların oğlu da benim eşimdi. Böylece benim kızım hem bizde sultan hem de Hindistan'da prenses sayıldı.
