Yeşilçam sinemasına saygı duruşu

Giriş Tarihi:28.09.2013, 15:31 Güncelleme Tarihi:28.09.2013, 19:22
Belmin Söylemez'in yönettiği "Şimdiki Zaman" başrol oyuncusu Sanem Öge'ye İstanbul ve Ankara film festivallerinde "En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nü kazandırdı. Gitmek- kalmak ve kadın olmak temalarından yola çıkan filmin yönetmeni ve başrol oyuncusu Yeni Asır'a konuk oldu
RÖPORTAJ: ÖZKAN BİNOL

- Belmin neden geçmiş ya da gelecek değil de şimdiki zaman?
Çünkü aslında var olan hep şimdiki zamandır. Geçmişi düşünürken, geleceği planlarken şu anı yaşarız hep. Ama aslında es geçtiğimiz, ıskaladığımız o anı yaşamaktır, bugünü değerlendirmektir. O yüzden de şimdiki zaman. Aynı zamanda da şimdiki zamanın kentli gençliğinden bir kesit vermek istediğimiz için, şimdiki zamanın bazı sorunlarından bahsetmek istediğimiz için, kentsel dönüşüm gibi, çıkış aramaya çalışan genç kadınlar gibi bir de ana karakterimiz İngilizce öğrendiği için... Çünkü İngilizce öğrenirken şimdiki zaman, "present tense" ilk öğrenilen şeylerden biridir.
- Sanem, "Mina" karakterini nasıl yorumlarsın okurlarımıza?
Otuzlu yaşlarının başında, belli bir sosyal, ekonomik statüyü arkasında bırakmış, boşanmış, şehir değiştiren ve tek başına ayakta kalmaya çalışan, İstanbul'da ve aynı zamanda Amerika'ya gitmek için para biriktiren, çeşitli işlerde çalışan bir genç kadın karakter.

AMERİKA'DA YENİ HAYAT
- Mina Amerika'ya gidip burada yeni bir hayat kurmak istiyor. Neden Amerika? Amerika artık dreamland olmaktan çıkmış durumda.

B.S: Doğru. Amerika bir vaatler ülkesidir ya, bir ütopyadır aslında, Amerika rüyası diye bir şey vardır, Amerika'yı yeniden keşfetmek diye bir deyim vardır. Sonuçta Amerika bir sembol ve ben yıllar önce yurtdışına gitmek istemiştim ama nesiller değişti. Yurtdışına gitme isteğinin özellikle işsiz, kendine çıkış arayan insanlarda hep var olduğunu düşünürüm. Çünkü aynı zamanda sıfırdan başlamayı yeni bir ben bulmayı da temsil eder. Yurtdışı eğitim fuarlarına gittiğiniz zaman hala Amerika'ya gitmek isteyen birçok genç insan olduğunu görüyorsunuz. Tabi ki hepsi temelli gidelim, orada kalalım düşüncesi ile değil ama bir şekilde Amerika o batı kültürünün bir temsili ve aynı zamanda da sistemde de daha başarılı olunan, dediğim gibi vaatler ülkesi.
- Sanem, Amerika'ya gitme hayalin oldu mu hiç?
Amerika dediğiniz gibi bir dreamland olmaktan çoktan çıktı galiba. Ama gitmeyi hayal ettiğim zamanlar oldu tabi ki, gitmenin acaba daha mı iyi olduğunu düşündüğüm durumlar, haller oldu. Kilometreler tabi bir noktada önem kazanıyor yeni bir şeylere başlamak için ama önemli olan içini temizlemek herhalde diye düşünüyorum buralardan gitmeyi.
- Kahve falı bakmak basit ama müthiş bir fikir. Filmdeki Mina da fal bakarak geçimini sağlıyor. Son dönemde İstanbul'da birçok kafede fal bakılmasından mı esinlediniz?
B.S: Fal, bir kere çok bize ait olan, bu bölgeye, kadınlara ait olan bir şey. Daha önce kapalı kapılar arkasında, evlerde olan bir şey ama şimdi sokağa çıkmış durumda. Ama benim çocukluğumdan beri merak ettiğim bir şey. Çünkü annem fal bakardı, arkadaşlarla fal bakarız kendi aramızda, klasik anlamda değil tabi, tamamen o an vakit geçirmek için, sohbet açmak için yapılan bir şey. Aynı zamanda iletişim kurmak, derini görmek, sırları paylaşmak için de güzel bir yöntem. Kendini ifade etmek için, hayal gücünü, sezgileri tetikleyen bir şey fal ve bütün bunlar bir araya geldi. Aynı zamanda da görsel olarak büyüleyici, o şekillere bakmak, bütün bunların bir araya gelmesi aslında.
- "Mina" fal bakarak kendini mi ifade ediyor, sırlarını mı anlatıyor?
S.Ö: Hem kendi dertlerini anlatıyor hem de karşısından algıladığı, gözlemlediği kadarıyla sezdiği şeyleri de anlatıyor. Zaten insan kendini anlamaya başlayınca bir kere karşısındakini de daha iyi anlamaya ve görmeye başlıyor diye düşünüyorum. Yani kendinde başlıyor her şey. Mina da belki bilinçli veya bilinçsiz olarak hem kendi hayatından kendiyle ilgili düşündüğü şeyleri karşısıyla ortak noktalar bulduğu sürece belki de ortaklaştığı noktaları hissettiği sürece onları anlatıyor diyebiliriz.
- "Şimdiki Zaman" kentli bir kadının hikayesi. Kadınlar "Mina" karakterini nasıl karşıladı?
B.S: Beklediğimizin üzerinde sevdiler diyebilirim. Gerçekten Mina'da ve filmde kendini bulan, buldum diyen seyirciyle karşılaştık ki; biz de çok mutlu olduk. Kendileriyle paralellikler kuran, bir söyleşide 'ben pasaportumu yeni çıkarttım ve yurtdışına gitmek için hazırlandım' diyen bir seyirci oldu. Mina'nın yaşadığı işsizliği ve mutsuzluğu yaşadığını söyleyenler oldu. Ben kendi adıma çok mutluyum, beklediğimin çok üstünde anlaşıldı diyebilirim.

DÖNÜŞÜM GEÇİRDİ
- Sanem, senin kişiliğinizden Mina'ya neler yansıdı?

Her şeyden önce role hayat veren kişi olarak herhangi bir role damganızı vuruyorsunuz. Sizin bedeniniz aracılığıyla ulaştığı için, bedeninizi ödünç vermiş oluyorsunuz. Dolayısıyla aklınızı, ruhunuzu... Tabi ki benzeri şeyler çıkıyor ama zaten özellikle çekimlerin gerçekleştiği sıralar benim de Mina gibi değişim, dönüşüm geçirdiğim, bir takım kararlar aldığım, bir şeyleri arkada bırakıp yeniden bir şeylere başlamaya çalıştığım dönemdi. Özellikle oyunculukla ilgili, en basitinden böyle bir benzerlik vardı diyebilirim. Onun dışında zaten İstanbul'da bu topraklarda tek başına ayakta kalmaya çalışan genç bir kadın karakter olarak zaten bir sürü paralellikler kurabiliyorsun.
- "Şimdiki Zaman"ın Yeşilçam Sineması'yla bir duygu birliği var mı?
B.S: Yeşilçam sinemasına bir saygı duruşu var. Arım Balım Peteğim filmini izleyen iki karakterin arasında geçen bir diyalog var. Ben Yeşilçam'la büyüdüm, her zaman çok sevdiğim filmlerdir. Bilinçli olan bir şey yok tabi ki ama o Yeşilçam'daki eski İstanbul, eski İstanbul'un karakteri...
- Ya sizin Yeşilçam'la bir gönül bağınız var mı?
B.S: Var tabi olmaz mı? Çok tuhaf bir şekilde son zamanlarda en çok izlemeyi sevdiğim şeylerden biri eski Türk filmleri diyebilirim. Küçükken daha başka türlü baktığımız, daha az ciddiye aldığımız bir alandı. Şimdi büyüdükçe daha farklı bir gözle bakıyorum. Aslında ne kadar değerli işler ve ne kadar iyi aktörler çıkmış olduğunu şimdi tekrar baktığımda daha iyi görebiliyorum. Bir yandan okulda yazdığımız ödevlerde de Türk sineması derslerinde de hissettiğim, gördüğüm bir şey çok fazla içimizde; onun kadına bakışı. Onun erkeğe bakışı, kadın- erkek ilişkisine bakışı ki Yeşilçam sinemasında önemli bir yer tutuyor bu. Ne kadar etkilendiğimizi fark ediyorum aslında. O melodrama yatkınlık var, onları da fark ediyorum. İçimize bir şeyler üflenmiş onları seyrederek. Filmde de güzel bir sahne bence.
- Etkilendiğiniz yönetmenler kim Yeşilçam Sineması'ndan?
B.S: Aslında bütün yönetmenleri çok seviyorum. Lütfü Akad mesela. "Vesikalı Yarim", "Sevmek Zamanı", bunlar eşsiz filmler. Atıf Yılmaz'ın 80'lerde yaptığı kadınlarla ilgili filmler, gerçekten eşsiz senaryolar. Şimdi birini söylemek zor, bütün yönetmenler, bütün filmler gözünüzün önünden geçit yapıyor, size sinemayı sevdiren filmler. Ben müzikal filmleri de çok severim özellikle de Türk Sanat Müziği icra edilenler. Yeşilçam Sineması'ndan Nejat Saydam'ın da ayrı bir yeri vardır bence
- Sanem, senin Yeşilçam oyuncularından favorin var mı?
Sadri Alışık var mesela. Bence çok önemli bir oyuncu. Türkan Şoray, Şener Şen, Münir Özkul, hepsi, o dönem izlediğiniz zaman belki çok fazla bunu algılamıyoruz. Son dönem yaptıkları işlerle de aslında ne kadar büyük aktörler olabileceklerini gördüğümüz aktörler.
- Yeşilçam Sineması'ndan seni etkileyen kadın yönetmen var mı?
B.S: Bilge Olgaç var, ben onunla çalıştım. Son çektiği birkaç filminde çalışma şansına erdim diyebilirim. Çok şey öğrendim kendisinden. "İpekçe"nin kurgusunda tanıştık. O kurgu yapıyordu, ben de şans eseri kendisiyle tanıştım ve ilk başta kurguda izledim. Daha sonra çalışma süreci geçirdik. Özellikle kitap okumamı, kitaplardan uyarlamalar üzerine düşünmemi sağladı. Daha sonra Artvin'e gittik," Kızın Adı Fatma" diye bir film çekti. Orada ilk defa şehir dışında bir set deneyimi yaşadım. Bilge Hanım'ı tanıdığım için gerçekten çok şanslı sayıyorum kendimi ve o kadar genç bir yaşta setin içinde kendimi buldum ve onun nasıl çalıştığını ve ne kadar disiplinli olduğunu, nasıl bir ön hazırlık yaptığını, gözlemleme sürecini yaşadım ve bana çok faydalı oldu.

KADIN-ERKEK MESELESİ DEĞİL
- Sanem, kadın yönetmenle çalışmak nasıldı?

Öncelikle ben kadın yönetmen, erkek yönetmen ayrımına pek paye vermiyorum. Neil Jordan film yönettiğinde, erkek filmi diye konuşmadığımız gibi Belmin Söylemez film yönettiğinde de kadın yönetmen ve kadın filmi diye direkt sınıflanmasında ben problem yaşıyorum kavramsal olarak, gerek görmüyorum. Kadın-erkek meselesi değil, insanlık meselesi diye düşünüyorum. Bir erkek yönetmenle de problem yaşayabilirsiniz. Ama Belmin için söyleyebileceğim kadın ya da erkek olmasından öte kafa dengi, makul istekleri olan, olaylara mantıkla, soğukkanlı bakan, dolayısıyla rahat çalışabildiğim bir yönetmendi.
- "Şimdiki Zaman" festivallerde nasıl karşılandı?
B.S: Çok güzel tepkiler aldık. Epey dolaştık Avrupa'da; Almanya'dan İtalya'ya, Slovakya'dan Fransa'ya birçok ülkedeydik. Aynı zamanda Uzakdoğu; Hindistan, Tayvan, Amerika. Tabii ki her ülkenin tepkisi farklı oluyor. Daha ziyade Türk insanının ve genç kadınını anlatan yönüyle ilgilendiler. İlginç bir şekilde Türk Edebiyatı'nı da takip ediyorlar, İstanbul'u merak ediyorlar, Türkiye'de kentlere karşı artan bir merak var ve bununla ilişkili olarak da Türkiye'de kentli insanlara, topluma karşı bir ilgi var.

Yeni salonlar açılmalı
- Türkiye'de neden geç vizyona girdi?

B.S: Biliyorsunuz git gide sinema salonları kapanıyor ve vizyon için yer bulmak zorlaşıyor. Özellikle bağımsız filmlerin yer bulması çok zor, ticari filmler ağırlıkta. Sinemalar maalesef AVM'lerle paralel olarak düşünülüyor. Halbuki film izlemek ayrıca bir kültürel etkinliktir, bir tüketim değildir. Bir iletişim kurma biçimidir. Onun geri gelmesi, salonların yeniden açılması lazım.
- "Şimdiki Zaman" bugünün anlatan bir film olarak yıllar sonra da izlenebilecek mi?
B.S: Tabii, aslında nesiller değişse de çıkış yolları aynı. Belki bazı alışkanlıklar değişecek, teknoloji belki insanları daha iletişimsiz kılacak, o yüzden bence gene benzer şeyler yaşamaya devam edecekler. O noktada geleceğin genç kadınları kendilerine benzer çıkışlar arayacaklar.
- Sanem fal biliyor musun?
Fal bakmayı bilmiyordum filme başlarken ama arada arkadaş ortamlarında baktırdığım oluyordu. Merak ediyorsun ne söyleyeceğini. Belmin'le epey çalıştık, bana kitaplar verdi okumam için, birlikte şekiller görmeye çalıştık, yorumlama çalışmaları yaptık. Fakat falın öğrenebilir bir şey olduğunu düşünmüyorum. Doğaçlama da var son sahnelerde. O dönem çok yoğunlaştığım için bir şeyler görüp söyleyebiliyordum, genelde hala çok bakabildiğim, yapabildiğim bir şey olduğunu söyleyemem. Gerçekten bir yetenek isteyen; sezgi ve hayal gücü isteyen bir şey. Herkeste yok bence ama Mina'da var.
- Yeni projeler var mı?
B.S: Kafamda birtakım düşünceler var ama henüz daha düşünce aşamasında, kağıda yazma aşamasına geçemedim.
S.Ö: Benim de bundan sonra çektiğim iki film var, onların vizyona girmesini bekliyorum. Devlet Tiyatrosu'ndaki "Çehov Makinesi" adlı oyunda rol alıyorum.



kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.