FATİH ABACIOĞLU
Siyasi sığınmacı olarak 1980 yılında Paris'e yerleşen ayakkabı ustası Bülent Aktaş, bire bir ölçülerde yaptığı minyatür çizmelerle İzmirliler'in beğenisini kazandı. Yerleşik bir yaşamı ardında bırakıp dünyayı adeta göçebe olarak yaşayan Aktaş, Grönland'dan, Hindistan'a, Belçika'dan, İngiltere'ye kadar uzanan yolculuğunda binlerce çizme yapıp satarak geçimini sağladı. Agora'daki küçük odasında hem minyatür çizme yapan hem de yaşamını sürdüren kundura ustası Bülent Aktaş, "Mutluluğu küçük ayrıntılarda buldum. Minyatür çizmelerle kendimi terapi ediyorum. Yaşam bizi aktör olarak kullanır, benim dünya üzerindeki rolüm ise pabuç yapmak. Tüm dünyayı dolaştım ve her yerde ayakkabı ürettim. Ancak son durağım İzmir oldu. Beni İzmir'e bağlayan insanının sıcaklığı oldu" dedi.
DÜNYA VATANDAŞLIĞI
Fransa'da Türkiye'ye uzanan yolculuğunda minyatür pabuçları araç olarak kullanıp dünya vatandaşlığına ulaşan İstanbullu minyatür ustası Bülent Aktaş, tek göz odasında sanatını icra ediyor. Odasının içerisinde duvara asılı deri parçaları, çekiç olarak kullandığı yemek kaşığı ve masasıyla satacağı çizmeleri hazırlayan Aktaş, çok çalışırsa günde 8 çift çizme yapabildiğini söylüyor. Aktaş, birebir ölçü ve özelliklere sahip çizmeler yaptığını ve her detayının ayrı bir anlam taşıdığını, bunların bir tanesini atlaması halinde, güzelliğin kaybolacağı sırrını paylaşıyor. Usta, odasındaki Friedrich Nietzsche ve dünya klasiklerini okuyarak hayal dünyasını geliştirdiğini, o dönemin insanlarının ayakkabılarını düşünerek 'akla ziyan' modeller de yarattığını dile getiriyor.
ERMENİ USTADAN ÖĞÜTLER
Ayakkabıcılık mesleğine Ermeni bir ustanın yanında başladı, dönemin siyasi baskılarından kaçarak Fransa'ya yerleşti. Burada yardımsever bir Avrupalı'nın kapısının önüne koyduğu ceketi aldı, paspas sapından çıkardığı kalıba sararak, yaşamını değiştiren adımı attı. Önce Fransa sokaklarında, ardından Paris'teki iş yerinde Fransızların takdirini topladı. Yerleşik hayatı reddederek Avrupa'da gidilmedik şehir bırakmadı. Bunlarda yetersiz gelince Amerika, Çin, Brezilya, Hindistan ve Gröland'a kadar birçok ülkeye giderek minyatür çizme yaptı. Türkiye'nin adını gönüllü olarak bir çok fuarda tanıttı. Eğitim almamasına rağmen İngilizce ve Fransızca'yı ana dili gibi konuşup felsefeye yönelen Aktaş, Türkiye'de ise işportacı olarak görüldü. İzmir'de bu duruma içerlediğini belirten 30 yıllık ayakkabı ustası, "Yaptığım el sanatı tüm dünyada ilgi duyulan bir hale gelmişken, İzmir'de işportacı olarak görülmek beni üzdü ama çok üzerinde durmadım. Eserlerimi sokakta yapıp, yine ait olduğum yer olan sokakta satıyorum. Bu çizmeleri yaparken beni izleyen çocuklar, mutluluk kaynağım" dedi.
Agora'nın üst mahallelerinde tek göz odasını hem atölye hem de ev olarak kullanan Aktaş, İstanbul'da kunduracılığı öğreten Ermeni ustasına, kendisine ağabeylik ve babalık yaptığı için duyduğu minneti ifade ediyor. Ayakkabı yapımı hakkındaki birçok detayı anlatırken kendisiyle biraz da dalga geçen Bülent usta, Ermeni ustasının tavsiyesi ile bir çok meslek öğretisini 'pabuç'la konuşarak öğrendiğini anlatıyor. "Ayakkabının ve derinin her noktasının ayrı bir dili vardır. Ben ustama 'nasıl yapacağım' diye sorduğumda, "Bana değil, pabuca sor, o söylesin" derdi. Anlam veremezdim. Ancak yıllar sonra ne demek istediğini anladım, ayakkabının her köşesiyle konuştum. O da bana neyi nasıl yapacağım ayakkabının her köşesiyle konuştum. O da bana neyi nasıl yapacağımı anlattı. Geçmişte çok aptalmışım."
ÇEKİÇ SESİ ANLATIR
Ayakkabının güzelliğini veren unsurun 'çekiç darbeleri' olduğunu anlatan Bülent Aktaş, "Derinin kalitesi, yapıştırıcının iyisi elbette olacak ama ayakkabıya asıl güzelliği veren çekiçtir, vurma sayısı ve şeklidir. Ayakkabıcıların olduğu bir sokağa gidin. Siz anlamayabilirsiniz ancak ben, çekiç sesinden ve vuruş sayısından, ustanın maharetini sorgulayabilirim. Ben minyatür çizmelerimi yaparken kaşık kullanıyorum. Gündüz çekiç, akşam da soframda kaşık olarak" diyor.
"DÜNYA İNSANIYIM"
Fransa'da kaldığı otel odasında yapmaya başladığı minik çizmeler sayesinde dünyayı gezme fırsatı yakaladığını ve kendisini bir dünya vatandaşı olarak gördüğünü kaydeden Bülent Aktaş, "Yıllarca dünyayı gezdikten sonra İstanbul'a döndüm ama baktım ki o da bana yabancı olmuş. Bu nedenle yazın rahat yaşayabileceğim şehirleri tercih etmeye başladım. Artık memleket sevgisinden ziyade, mutlu olabileceğim yerlere gidiyorum. İzmir'e 6 ay önce geldim. Burada kendimi çok mutlu hissediyorum, çünkü komşuluk bağları çok gelişmiş bir kent. İzmir'i düşünerek yeni modeller, akla ziyan tasarımlar yapıyorum. Bana geçimimi sağlayacak geliri sağlıyorlar. Yaşamdan başka ne isteyebilirim" diyerek konuşmamızı noktalıyor.
Hindistan'da aşağılanıyor ama Fransa'da saygı görüyorsunuz
Ayakkabıcılık mesleğinin dünyanın birçok ülkesinde ayrı şekillerde karşılandığını yaşayarak anlayan Bülent Aktaş, Hindistan'da ayakkabıcılık yapanların ayrı bir kast grubu olarak görüldüğünü, 'fare yiyen' (en fakir grup) insanlarla aynı seviyede görüldüğünü belirtiyor. Buna neden olarak, ayakkabıcılığın ayakla ilgili olduğu için, ayaklar altında bir meslek şekilde algılandığını Hindistanlılar'dan öğrendiğini belirtiyor. Fransa'da ise toplumun ayakkabı ustalarına, diğer meslek temsilcilerine oranla daha fazla saygı duyduğunu, hatta, sosyetedeki kadınların kendi çizmelerinin fotoğraflarını getirerek, minyatürlerini yapmaları yönünde taleplerinin olduğunu kaydediyor.
