Kur'an-ı Kerim zekat vermeyi mü'minlerin, muhsinlerin, iyi ve takva sahibi kimselerin vasfı olarak zikretmiştir. (Lokman, 31/3-4; Bakara, 2/177) Allahu Teala "Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekatı vermezler ve ahireti de inkar ederler" (Fussılet, 41/6-7) buyurmuştur
Prof.Dr. Himmet KONUR
İslam'ın beş temel esasından biri zekattır. Zekat, dince zengin sayılan kimselerin mallarından belirli yerlere harcanmak üzere verdikleri pay demektir.
Kur'an-ı Kerim zekat vermeyi mü'minlerin, muhsinlerin, iyi ve takva sahibi kimselerin vasfı olarak zikretmiştir. (Lokman, 31/3-4; Bakara, 2/177). Zekat vermekten kaçınmanın ise şirk alameti olduğunu belirtmiştir.
Allahu Teala "Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekatı vermezler ve ahireti de inkar ederler" (Fussılet, 41/6-7) buyurmuştur.
Zekat, Allah'ın rahmetine ve Resulünün dostluğuna kapı aralar. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: "... Rahmetim her şeyi kuşatır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım." (A'raf, 7/156). Yani onlara rahmet edeceğim. "Sizin dostunuz ancak Allah, Resulü ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekatı veren mü'minlerdir." (Maide, 5/55)
Malın zekatı olduğu gibi her nimetin kendine göre bir zekatı vardır. Organların zekatı kötü işlere bulaşmamak, iç dünyamızın zekatı kötü duygu ve düşüncelerden uzak durmak, ilmin zekatı da ilim öğretmektir.
Müslüman toplumlarda zekat hem bir ibadet hem de bir sosyal dayanışma kurumudur. Fakirler, yardıma muhtaçlar, yolcular, yetimler, yolda kalanlar bu müessese sayesinde ihtiyaçlarını giderir. Toplumun diğer fertleriyle aralarında oluşması muhtemel bir kıskançlığın ve husumetin önü alınmış olur. Toplumsal birlik, beraberlik ve dayanışma duygusu güçlenir.
KÖTÜ SON DEMEKTİR
İnsan zekat vermek suretiyle dini bir yükümlülüğü yerine getirmenin yanında cimrilik, bencillik ve kıskançlık gibi kötü huy ve alışkanlıklardan kurtulma imkanına kavuşur. Fedakarlık, yardımseverlik ve iyilik duyguları gelişir. Asıl amaç da budur. Bazı İslam düşünürleri zekat vermenin övülmeye değer bir şey olmadığını belirtir. Çünkü zekat verecek kadar mal sahibi olmak ve bunu bir yıl bekletmek bir bakıma cimriliktir. Cimrilik ise kötü son demektir.
Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
"Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, 'İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı'! denilecek." (Tevbe, 9/34-35)
İnsan olarak bizler bencilliğe yatkın varlıklarız. Bu duygumuz törpülenmezse kendimizi aç, yoksul, zayıf ve kimsesizlerin yerine koymak, onların da aynen bizim gibi insan olduklarını düşünmek istemeyiz. Başımıza büyük tabii veya sosyal felaketler geldiğinde mal, mülk, şöhret, mevki, makamımızın işe yaramayacağını aklımıza getirmeyiz. İnsanoğlu "Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır." (Hümeze, 104/3)
BİR FIRSATTIR
Bu duygu ve düşüncenin esaretinden kurtulmak ve gerçek anlamda bir insan olmak için zekat ve sadaka vermek bir fırsattır.
Rabbimizin buyruğu açık!
"Size ne oluyor ki, mallarınızı Allah yolunda harcamıyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. (...) Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Hadid, 57/10)
"İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar." (Muhammed, 47/38)
Allah Teala zekat, sadaka ve yardımlarımızı kabul etsin.
ERTUĞRUL DOĞUÇ
Cömertlik kelimesini Meydan Larousse, elindekini vermekten çekinmemek olarak açıklıyor. Gerçekten cömert insan vermekten zevk alır, paylaşmayı sever. Böyle insanlar hayır işlerinde de daima öndedir.
Kuran'da ise şöyle bir ayet vardır. "Allah'ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır, o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır." (Ali İmran 3/180)
Yani ayet bize cimriliğin sonunun azap olduğunu söylüyor. Cömertlik insana değer kazandıran üstün bir niteliktir. Cömert insan çevresi tarafından sevilir, itibar görür. Malında işinde bereket vardır. "Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir" kutlu sözü, cimrilikten uzak durmamızı öğütlüyor. Burada nefsin cimriliğini sevgide de beğenide de cimrilik olarak anlarsak mana daha da zenginleşir. İnsan sevgisini vermekte de, göstermekte de cömert olmalıdır. İyi yapılan bir işi, güzel bir davranışı güzel sözlerle takdir etmeli, güleryüzlü, kibirden gösterişten uzak olmalıdır.
KENDİNE CİMRİLİK
Maddenin birçok kişi için çok önemli hale geldiği çağımızda cömertlik de maalesef az rastlanır bir özellik haline gelmiştir. Oysa ki bilen için vermenin zevki mal mülk biriktirmenin zevkinden daha büyüktür. Biz mallarımızın gerçek sahipleri değil bekçileriyiz. Bugün bizim, yarın başkasının. İnsan bir gün gerçekten sahip olduğunun mal mülk olmadığını anladığı zaman boşa geçmiş günlerine üzülür. "Kim cimrilik ederse o ancak kendisine cimrilik eder" (Muhammed 47/38) der. Çünkü insanın kazandığını zannettiği mala, paraya karşı kaybettiği Allah'ın sevgisidir.
İSRAF HARAMDIR
Elinde avucunda ne varsa sarf etmek de cömertlik değildir. Bakmakla sorumlu olduğumuz aile fertlerinin geçimini de düşünmek zorundayız. "Ellerini boynuna bağlanmış yapma (cimrilik etme), tamamını da açma sonra kınanır hasret içinde kalırsın" (İsra 17/29) ayetinde cömertlik edeceğim diye varını yoğunu tüketmenin doğru olmadığı anlatılıyor. Zaten israf haramdır. "Gereksiz yere malını saçıp savuranlar şeytanın kardeşi olmuşlardır" (İsra 17/27) diyerek bize bu konuda ciddi bir ikazda bulunur. Yardımlarımızı, ikramlarımızı, ve kişisel harcamalarımızı yerinde ve ölçülü yapmalıyız.
Cömertlik sadece mal ve para ile olmaz, bilgide de cömert olmak gerekir. Bu konudaki hasislik bir çok eski sanatın yok olmasına sebep olmuştur. Bilgimizi, görgümüzü, sanatımızı yeni kuşaklara en iyi şekilde aktarmalıyız ki devamlılık ve gelişme sağlansın. Bizi biz yapan değerlerimiz içinse hasis olmalıyız. Güzel geleneklerimizi, küçüklere sevgi, büyüklere saygı, birlik ve dayanışma temelindeki törelerimizi kolay harcamamalı, bunlara sahip çıkmalıyız.
Zekat ve fıtır sadakası
Zekatın kelime anlamı "artma, çoğalma, arıtma ve berekettir". Önceleri zekat anlamında da kullanılan sadaka kelimesi, sonraki devirlerde gönüllü mali ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekat, Allah'ın, belirli yerlere sarf edilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'an-ı Kerim'de zekat kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; otuz ayette ise terim olarak kullanılmıştır. Bu ayetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmek suretiyle namaz kadar önemli bir yükümlülük olduğu vurgulanmak istenmiştir.
Zekatın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tespite göre zekat hicretin 2. yılında Ramazan orucundan önce, diğer bir tespite göre ise aynı yıl Ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhari'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekat farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekat farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak Müslümanların her Ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhari, "Zekat", 76).
MALİ BİR İBADETTİR
Dini açıdan zengin sayılan kimseler zekat vermekle yükümlümdür. Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra "nisab" denilir. Borcundan ve tabii ihtiyaçlarından fazla nisab miktarı mala sahip olan ve bu malının üzerinden bir kameri yıl geçen kimse zekat ödemekle mükellef olur.
Hadislerde nisab miktarları şu şekilde yer almıştır:
Gümüşte nisab miktarı 200 dirhem, altında 20 miskal, hayvanlarda 5 deve, 30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde ise (cumhura göre) 5 vesktir (=buğdayda 653 kg). Ebu Hanife'ye göre ise toprak ürünlerinin azı da çoğu da zekata tabidir. Toprak ürünlerinin zekatında nisab aranmaz.
Fıtr sözlükte "orucu açmak", fıtra da "yaratılış" anlamına gelir. Türkçe'de fitre denilen "fıtır sadakası"nın terim anlamı: "Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mali bir ibadet"tir.
Fıtır sadakasına baş zekatı ve beden zekatı da denmektedir. Bu isimlendirmeler onun şahıs başına konmuş bir mali yükümlülük olması özelliğine dayanmaktadır.
Fitrenin bayram namazına gitmeden önce verilmesi müstehaptır. Ancak fitre verilen yoksulların bir an önce ihtiyaçlarını karşılamaları için bayramdan bir-iki gün önce ödenmesi iyidir. Fitrenin bayramın birinci gününden sonraya bırakılması ise caiz değildir; ancak zamanında ödenmemiş olmasından dolayı fitre yükümlülüğü sona ermez.
Hadislerde ve fıkıh kitaplarında fitre ölçüsü olarak tespit edilen miktarlar asgari sınırlardır. Bu gıda maddeleri ve miktarlar, İslam'ın ilk tebliğ edildiği çevrenin maddi şartları ve beslenme imkanlarına göre belirlenmiştir. Bu konuda asıl olan bayram günlerinde fakirleri sevindirmek ve başkalarına el açmaktan kurtarmaktır. Fitre ödenirken bu gaye ve ölçüler göz önünde bulundurulmalıdır. Kişi ekonomik durumuna ve içinde yaşadığı ortama göre fakirin en az bir günlük yiyecek-içecek ihtiyacını karşılayacak bir parayı fitre olarak belirleyip vermelidir. Şöyle ki, ailenin bir aylık mutfak masrafı otuz güne, sonra aile fertlerinin sayısına bölünür. Çıkan rakam kişinin kendi ekonomik seviyesine göre ortalama bir günlük gıda masrafını gösterir. Kişi anne-babasına, dede-ninesine, eşine, çocuklarına ve torunlarına fitre veremez. Dinen zengin sayılan kimselere de fitre verilmez.
Fitre verirken, yakındaki fakirlere, uzakta otursalar da fakir akrabalara, iyi ahlak sahibi ve geliri giderini karşılayamayanlara öncelik verilmelidir.
BİR AYET
"Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye layıktır." (Bakara, 2/267)
BİR HADİS
"Kıyamet gününde, fakirlerden dolayı zenginlerin vay haline! Çünkü onlar şöyle diyecekler: Ey Rabbimiz! Bu zenginler bize haksızlık ettiler. Senin, bizim için onlara farz kıldığın hakkımızı vermediler. Allah Teala da şöyle diyecektir: İzzetim ve Celalim hakkı için, sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım."
ESKİ RAMAZANLAR / MİNE ALACALI - KEMAL SAĞLAM
Yüzyıllar boyu ecdadımızın hakimiyeti altında kalan Üsküp'te Ramazanın ilk günlerini karşılama şansına eriştiğinizde, kendinizi 21. yüzyılda değil de; 18. yüzyıl Osmanlı döneminde bulursunuz adeta.
Ramazan ayında sahura kalkılacak ilk gece şehrin Türk tarafının tamamen uyanık olduğunu fark edersiniz. Büyük marketler dahil olmak üzere, tüm manavlar, eczaneler, kahvehaneler, dönerciler, pideciler, kısaca bütün esnaf gündüzmüş gibi faaliyetlerine devam etmektedir. Sadece akşam üzeri iftar topu patladığında o 45 dakikalık zaman diliminde tüm bu saydığımız mekanlar kapalı olur.
İzmir'de insanlar gece saat birden sonra "çorbacıya" giderken, Üsküp sakinleri o saatte "döner" yemeye gider. Kahvehaneler öyle dolu olur ki, mekanın içinde yer kalmadığından, masalar kahve önlerine konur, sokaklara taşar. İnsanlar koyu bir sohbet eşliğinde çay ve kahvelerini yudumlarlar. Üsküp'ün "Çayır" denen semtinde ise, cadde boyunca uzanan görkemli, ulu çınarların altında İzmir Kordonboyu'ndaymış gibi, dolaşırlar, serinlemeye çalışırlar.
ÇARŞI HAREKETLENİR
Sabah yataktan kalktığınızda çarşıda ve sokaklarda büyük bir sessizliğin hakim olduğunu fark edersiniz. Bir önceki akşam iftar saatinden sonra cıvıl cıvıl olan dükkanların tümü kapalıdır. Öğleden sonra, yani saat 16.00'dan itibaren çarşı hareketlenmeye başlar, zira esnaf için akşam hazırlıkları zamanı gelmiştir. Kahvehaneler temizlenir, bulaşıklar yıkanır. Lokantalar iftarlık yemeklerini hazırlarlar. Tüm dükkanların önü dükkan sahiplerince süpürülür, temizlenir, dükkan içleri paspaslanır.
Osmanlı'dan yadigar, sadece eski taş fırınlarda yapılan, halk arasında "ekmek arası ekmek" olarak bilinen, yani "simit börek" denilen, kumru ekmeğinin arasına börek konularak hazırlanan hamur işini yemeden Üsküp'ten ayrılmamak gerekir.
Serinleten tatlar sağlam kemikler...
Hazırlayan: Filiz İÇKE ÖNAL
Zengin tatlı kültürümüzün leziz örneklerinin adeta birer görsel şölene dönüştürdüğü Ramazan sofralarında tercihimizi sütlü tatlılar ve dondurmadan yana kullanmamız gerektiğini belirten uzmanlar, "Yüksek kalorili hamur tatlılarına karşı sütlü tatlılar ve dondurma çeşitleri, hem daha düşük enerji veriyor hem de kalsiyum ve vitamin içerikleri ile sağlığa katkıda bulunuyor" diyor. Osmanlı Mutfağı'nda "güllü aş" olarak bilinen güllaç, geçmişte olduğu gibi bugün de Ramazan'ın klasik tadı konumunda.
KALSİYUM KAYNAĞI
Güllacın yanı sıra sütlaç, muhallebi ve dondurma gibi sütlü tatlıların iftar sofraları için en uygun tatlı çeşitleri olacağını belirten Diyetisyen Ebru Piroğlu, "Hamur tatlılarından ziyade bu yönde yapacağınız tercihler, kilo almanızı da önleyecektir" diyor. Sütlü tatlıların kalsiyum kaynağı ve hafif bir tatlı alternatifi olarak sağlıklı beslenme planı içinde uygun miktarlarda tüketilebileceğine işaret eden Piroğlu, kalsiyum kaynağı besinlerin uygun miktarlarda tüketilmesinin kemik ve diş sağlığı için de iyi bir yatırım olacağının altını çiziyor.
Tatlıların bir porsiyondaki kalori değerleri:
Baklava 425 kalori
Kalburabastı 416 kalori
Künefe 516 kalori
Burma 542 kalori
Sütlaç 299 kalori
Güllaç 235 kalori
Dondurma 110-220 kalori
