Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Selam şehrin hüzünlü insanlarına... Selam kanatsız uçabilmiş ve kendi ayakları üzerinde durabilmişlere...Selam, çevreyi kirletmesin diye tek birini bile yere bırakmayıp bütün hüzünlerini sırtlanmış insanlara... Selam, içerisinde insanlık inşa edilen gürültüsüz, şikâyetsiz insanlara. Huzur, sizlerin yüreğine silinmez bir buse kondursun.
SAHİP ÇIKIP KORUMALIYIZ
Hüzün, vicdanın keşif kollarıdır; ilk atlılarıdır. Yapılan hatada, atılan yanlış adımda insanın kulağını ilk hüzün çeker ve çoğu kez de başarılı olur. Hüzün, rotası şaşmaz ana terliği gibi terbiye eder. Dünyada hiçbir iç mimar, ağaç ve taş oymacısı moloz bırakmadan, gürültü çıkarmadan tadilat yapamaz. Hüzün ise hem gürültüsüz hem de steril çalışır. İnsan önce içeriden güzel olmaya başlamalıdır. Hiçbir marka, hiçbir makyaj, lüks ve şaşaa, insan içinin köhneliğini, kötülüğünü kamufle edemez. Kötü insanlar en çirkin manzaradır. Kötü insanların bir damlası bile huzuru çürütür. Gerçek ihtiyaç sahibi olmayanların dilenmesi, asıl muhtaçlara nasıl gölge düşürüyorsa, şımarıkça küsen, susan ve hüzünlenen insanların hüznü de gerçek hüzün sahiplerine gölge düşürür. Şehrin, suyu unutulmuş çiçekleri gibidir hüzünlü insanlar; hareket hâlinde kururlar. Sahip çıkmalı, korumalı onları... İstisnaları hariç, hüzünlü insanlar bilge gibi hakikat konuştukları için sohbete, muhabbete dâhil edilmezler. Onlar da susar, hüzün yorganını üzerlerine çekerler; isyansız sustuklarıyla terakki ederler.
HÜZÜNLÜ İNSAN DERT EDİNİR
Hüzünlü insanlar her şeyi dert edinirler: Sahipsiz şehri, asık suratlı görevliyi, çöp yığınlarını, ulaşım özgürlüğünü yaşatmayan idareyi, kör eden ideolojiyi ve hakikati konuşmayan, hizmetkâr olmayan siyasetçiyi... Hüzünlü insanlar, kavgayı, gürültüyü, adaletsizliği, tek taraflı çalışan özgürlüğü dert edinirler. Soykırımcı zihniyet, katledilen bebekler, gözü yaşlı çocuklar ve analar hüzünlü insanların yüreklerinde çığlık koparır. İnsanları ve üretimi esir almış rüşveti, zamanında ve düzgün yapılmayan işi, adam kayırmayı, liyakat ehli olmayanlara verilen yetkiyi dert edinirler ve mideleri bulanır... Hüzünlü insanlar, dünün ve yarının elde olmayışından, şu anın da elden çıkmasına korkarlar. Hayatları elinden kayıp gitmişlerin kaybına, özellikle de başıboş gençliğin geleceğine onlardan daha çok endişelenirler... Hüzünlü insanlar aslında çok güçlüdürler. Onlar, güçlerini kırmada, incitmede, can yakmada kullanmazlar. Suçlamazlar, kara çalmaz, asla küçük görmezler. Onların içleri bile edeplidir; her an kayıt altındayım düşüncesi hâkimdir. "Kırılırım, yanarım, acı çekerim ama zararım kendime olur, kimseye zarar vermem" derler. Hüzünlü insanlar, hayatını tehlikeye sokana, doğru yoldan ayrılana, ebedî hayatını tehlikeye atana, teşekkürsüz yaşayıp hayatı kaçak yaşayana, zulme, halden anlamayanlara, aklını doyurmayıp sadece mide için yaşayanlara sessizce acı çekerler. Sanki her olumsuz şeyin hesabını kendileri verecekmiş gibi ödleri kopar. Allah'a isyan edip, son sürat cehenneme koşanlara yürekleri parçalanır. Heves peşinde, nefsin peşinde koşan gençlere oturup bir köşede sessiz çığlıklarla ağlamak isterler. Hüzünlü insanların Kur'an ve sünnet kaynaklı kendi anayasaları, kanunları vardır. Dağ başında bile yaşamış olsalar yanlış yapmazlar.
BU DÜNYADA MİSAFİRİZ
Evet, sırtında kocaman susmuşluk, asırlık beli bükülmüş hüzünlü insanlar tanıdım. Kimi bir bankta iki eliyle bastonuna abanmış, yakınlık kurmayan uzaklara bakıyor; dilinin yerine gözleri konuşuyor. Kimi kalabalıklar içinde yalnız ve bir cesaret konuşacak birini arıyor. Kimi camide bir köşede, her kırışığında kim bilir ne hünerler gizli ellerini açmış, suskun ve sanki yüreğiyle mırıldanarak dua ediyor. Kimi rahlesinde Kur'an, arada bir boşluğa bakarken bakışlarıyla sanki Azrail'e, "Siz zahmet etmeyin; vakit tamamsa ben gelirim" der gibi... Hüzün, susmuş insanların duvağıdır. O duvak açılırsa, ne yaşanmışlıklar, ne hayat tecrübeleri ortaya çıkacaktır. Her insanın hikâyesi en büyük hikâyedir çünkü onun kahramanı odur. Dost arıyorsanız, şikâyetsiz, şükür ehlini bulunuz. Zaten siz onları tanırsınız; onlar yolcu ve misafir olduklarını bilirler. Son sözü sevgili Psikoloğum Bediüzzaman Hazretlerine bırakıyorum: "İnsan bir yolcudur. Sabavetten (çocukluk) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Allah cümlemize hayırlı dünya yolculuğu nasip etsin. ÂMİN...

