Sümeyye Ural Yakut yazdı...
Esmâlardan Öze Yolculuk" kitabının yazarları Şengül Kocabaş ve Dr. Öğr. Üyesi Naci Özsoy ile kitabın ortaya çıkış serüvenini, yazım sürecini ve arka planındaki düşünsel yolculuğu konuştuk. Yazarlar, kitabın yalnızca teorik bir çerçeve sunmayı amaçlamadığını; aksine hayatın içinden süzülen yaşanmış hikâyelerin, deneyimlenen kırılma anlarının, cesaretle yapılan yüzleşmelerin ve birlikte yürütülen bir tefekkür sürecinin sonucu olarak ortaya çıktığını ifade ediyor. Okuru hazır cevaplarla buluşturmaktan ziyade, onu kendi iç yolculuğuna davet eden bu çalışma, samimi dili ve sahici anlatımıyla dikkat çekiyor. Kocabaş ve Özsoy'a göre Esmâlardan Öze Yolculuk, insanın kendine, hakikate ve anlam arayışına dair sorularına eşlik eden bir yol arkadaşı olmayı hedefliyor. Bu kitabı yazma kararını almanızda sizi etkileyen olaylar ve duygular nelerdi? "Esmâlardan Öze Yolculuk" nasıl bir sürecin sonucunda ortaya çıktı? "Esmâlardan Öze Yolculuk", bireysel bir arayıştan çok ortak bir tanıklığın ürünü. Farklı alanlardan ama benzer sorularla yürüyen iki yolun kesişmesiyle ortaya çıktı. İnsanların maneviyata yönelirken çoğu zaman ya aşırıya kaçtığını ya da yüzeyde kaldığını gözlemledik. Esmâlar seviliyor ve anılıyor fakat insanın kendi iç dünyasına nasıl dokunduğu yeterince konuşulmuyordu. "Esmâlardan Öze Yolculuk", teorik bir metinden ziyade, yaşanmış hikâyelerin, deneyimlenen kırılmaların, yapılan yüzleşmelerin ve ortak tefekkürün bir sonucudur. Amacımız, okuru sadece "bilgiye" değil, "kendine doğru bir yolculuğa" davet etmekti. Kitabınızda önemli bir yer tutan "Has Esmâ" kavramını açıklayabilir misiniz? Has Esmâ; insanın yaratılışındaki fıtrî yönelimler, hayatın tekrar eden sınavları ve duygusal tepkiler ışığında, daha baskın şekilde tecelli eden ilahî isimlere işaret eder. Bu, kişinin diğer esmâlardan uzak olduğu anlamına gelmez. Aksine, hangi esmâlarla daha çok imtihan edildiğini ve hangi yönlerde dengeye ihtiyaç duyduğunu gösterir. Kitapta Has Esmâ'yı bir "etiket" olarak değil, bir farkındalık aracı olarak ele aldık. İnsana "sen busun" demek yerine, "hangi yönün seni zorluyor, hangi yönün seni iyileştiriyor?" sorusunu sordurmayı amaçladık. Has Esmâ'nın bilinmesi bir zorunluluk mudur, yoksa bilmeden de tekâmül yolculuğu sürdürülebilir mi? Bu bir zorunluluk değildir. İnsan bilmeden de tekâmül edebilir. Ancak Has Esmâ bilgisi, yolculuğu "daha bilinçli ve daha az yıpratıcı" hâle getirir. Has Esmâ'yı bilmek; hataları kutsamak değil, sorumluluğu fark etmektir. Has Esmâ'yı tanımak aşkın yolculuğun anahtarıdır. " Esmâlardan Öze Yolculuk"ta özellikle vurguladığımız nokta şudur: Asıl mesele bir ismi bilmek değil, o ismin tecellisinde "dengeyi kurabilmektir". Kitabınızda sıkça yer alan ifrat, tefrit ve itidal kavramlarını nasıl ele aldınız? Nur'un bu süreci fark edişi okur için ne ifade ediyor? İfrat-tefrit-itidal; esmâların insandaki "aşırı-eksik-sağlıklı (dengeli) tezahürleridir. Nûr karakteri üzerinden bu kavramları anlatmamızın sebebi, teorik anlatımdan ziyade "yaşanabilir ve uygulanabilir bir ayna" sunmaktı. Nûr'un kendi aşırılıklarını fark edişi, okurun da şu soruları sormasına imkân tanıyor: - Ben nerede fazla gidiyorum? - Nerede geri duruyorum? - Dengeyi neden kaybediyorum? Bu aynalama yöntemi, okuru yargılamıyor, aksine kendisiyle yüzleştiriyor.

Günümüz modern insanı, fıtratına uzaklaştığı bir çağda Has Esmâsını bulmakta en çok nerelerde zorlanıyor? En büyük zorluk, "sürekli dışarıya bakmak". Modern insan kendini tanımaktan çok, kendini tanımlamakla meşgul. Hız, kıyas ve performans baskısı, insanın iç sesini bastırıyor. Has Esmâ'yı fark edebilmek için "durmak, susmak ve içe dönmek" gerekiyor. Bu da çağımızın en zor becerilerinden biri hâline gelmiş durumda. Has Esmâ zikri kişinin odaklanma yeteneğini geliştirerek ona yaşamın ve dönüşümün değerini öğretiyor. Has Esmâ nasıl bulunur? Has Esmâ, birkaç testle, kısa bir okuma listesiyle ya da "ben kendimi biliyorum" iddiasıyla netleştirilecek bir mesele değildir. İnsan Has Esmâ'sına yaklaşabilir, fakat onu tek başına kesin hükme bağlayamaz. Çünkü insanın kendisiyle ilgili algısı çoğu zaman ya eksik ya da fazladır. Has Esmâ'ya yaklaşırken bazı temel işaretler dikkate alınır:
Fıtrî hassasiyetler: İnsan bazı alanlarda doğuştan daha duyarlıdır. Belli konularda çabuk etkilenir, bazı meselelerde ise sertleşir ya da geri çekilir. Bu hassasiyetler, kişinin yaradılış rengini ele verir fakat henüz ismini söylemez. Fıtrat sadece yönü gösterir, sonucu değil.
Tekrar eden hayat döngüleri: Hayat, Has Esmâ'yı tek bir olayla öğretmez. Benzer ilişkiler, benzer kırılmalar, benzer hayal kırıklıkları tekrar eder. Bu tekrarlar "bir sorun var" demek değil, "bir ders var" demektir.
Duygusal aşırılıklar ve eksilmeler: Aşırı öfke, aşırı merhamet, aşırı kaygı, aşırı kontrol, ya da ani kopuşlar... Bunlar Has Esmâ'nın en güçlü işaretleridir. Fakat bu işaretler yanıltıcı da olabilir, kişi ifratını erdem, tefritini kişilik zannedebilir. Bu yüzden duygu, güçlü bir ipucudur ama tek başına ölçü değildir. Sevilen Esmâ ile sınanılan Esmâ arasındaki fark: İnsan çoğu zaman sevdiği, zikretmekten hoşlandığı Esmâ'yı Has Esmâ zanneder. Oysa Has Esmâ genellikle rahatlatan değil, zorlayan esmâdır. Sevileni ayırt etmek kolaydır, sınayanı tanımak ise cesaret ister.
Kişinin kendine ayna olamaması: İnsan, kendi nefsinin hem tanığı hem de sanığıdır. Kendi hakkında verdiği hükümler çoğu zaman savunma içerir. Bu nedenle kişi, bazı yönlerini büyütür, bazılarını görmezden gelir. İşte bu noktada Has Esmâ arayışı, kendi kendine tıkanır.
Rehber ihtiyacının kaçınılmazlığı: Has Esmâ içeridedir fakat onu netleştiren sağlam bir aynadır. Rehber, kişinin görmek istemediğini gösterir, aşırılığı törpüler, eksikliği ifşa eder. İnsanın kendi kendine söyleyemediği gerçeği, rehber söyler. Bu yüzden Has Esmâ yolculuğu bireysel başlar ama rehbersiz tamamlanmaz. Sonuç olarak Has Esmâ'ya sezgiyle yaklaşılır, işaretlerle izlenir fakat hikmetle sabitlenir. Kişi kendi yoluna dair pek çok şey hissedebilir ancak hakikat, çoğu zaman dışarıdan bir bakış ister. Çünkü insan, gerçeği kendine nadiren tam söyler. Rehber ise, insanın sustuğu yerde hakikati konuşandır. Esmâlarla çalışırken ortaya çıkan kırılganlıklar ve yüzleşmeler var. Bu süreçte okura hangi içsel tutumu öneriyorsunuz? En çok önerdiğimiz tutum "doğruluk (sıdk)- samimiyet (ihlas)-muhabbet (sevgi)-sabır". Kendine karşı sert-kabaacımasız- riyakar olmak değil kendine karşı samimi ve sahici olmak. Esmâ çalışmaları bir güç gösterisi değil, bir "arınma süreci" dir. Hassasiyet yanlış bir şey değildir, aslında doğru yolda olunduğunun da bir işaretidir. Hakikat arayışında akıl, kalp ve ruhun dengesi nasıl kurulmalı? Akıl anlamlandırır, kalp yönlendirir, ruh derinleştirir. Bunlardan biri aşırı öne geçtiğinde yol bozulur. "Esmâlardan Öze Yolculuk"ta bu dengeyi, hem klasik kaynakların ışığında hem de modern insanın diliyle kurmaya çalıştık. Hakikat, sadece düşünülerek değil hem düşünülerek hem de yaşanarak bulunur. İlim ve amel birlikte hareket etmelidir. Kitabı yazarken kendi Esmâ yolculuğunuzun hangi anları size rehberlik etti? Bu kitap, başkasına anlatılan bir yolun değil "önce kendimizden geçen bir yolculuğun" ürünüdür. Kendi ifratlarımızı fark ettiğimiz, bazı esmâlarla yüzleşmekten kaçtığımız, bazı denge noktalarında durup yeniden yön aldığımız anlar; kitabın satır aralarında hissedilir. Bu kitap sadece öğreten değil, birlikte yürüyen bir rehber niteliğindedir. Son söz olarak "Esmalardan Öze Yolculuk" kitabımızda yaptığımız duayı burada da tekrar etmek istiyoruz: "Biz; "Esmâlardan Öze Yolculuk" kitabımızın bütün gönüllere şifâ olmasına niyet ediyoruz. Allah, Gönüllerimizi bir, Tevhîdimizi kemâlde, Ruhlarımızı Mukarreblerden eylesin... (Âmin)"

