Beslenme ve diyet uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Bağırsak sağlığı son yıllarda giderek daha fazla konuşuluyor. Probiyotikler, bağırsak bakterileri ve mikrobiyota kavramı artık pek çok kişinin aşina olduğu başlıklar. Ancak bilimsel çalışmalar, bağırsak sağlığını değerlendirirken çoğu zaman gözden kaçan çok temel bir noktaya dikkat çekiyor:
Bağırsak geçiş süresi. Yani yediğimiz besinlerin sindirim sisteminden geçerek vücudu terk etmesi için geçen süre. Kapsamlı bir bilimsel derleme, bağırsak geçiş süresinin insan bağırsak mikrobiyotasının yapısını ve işlevini belirleyen temel faktörlerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre, bu süre dikkate alınmadan yapılan mikrobiyota değerlendirmeleri, hatalı yorumlara yol açabiliyor.
AYNI HIZDA ÇALIŞMIYOR
Bilimsel verilere göre bağırsak geçiş süresi bireyler arasında büyük farklılıklar gösterebiliyor. Bazı kişilerde bu süre 24 saatten kısa iken, bazı bireylerde 3-4 günü, hatta daha uzun süreleri bulabiliyor.
Bu fark, sadece sindirim konforunu değil, bağırsak içindeki mikrobiyal ortamı da doğrudan etkiliyor. Bağırsak geçiş süresi uzadıkça, besin kalıntıları bağırsakta daha uzun süre kalıyor. Bu durum, bakterilerin hangi besinleri kullandığını ve hangi metabolik ürünleri oluşturduğunu değiştiriyor.
MİKROBİYOTA NASIL DEĞİŞİYOR?
Bağırsaklar normal hızda çalıştığında, bakteriler ağırlıklı olarak diyetle alınan lifleri fermente ediyor. Bu süreçte ortaya çıkan kısa zincirli yağ asitleri, bağırsak epitelinin korunmasında, inflamasyonun baskılanmasında ve bağırsak bariyerinin güçlendirilmesinde önemli rol oynuyor. Ancak bağırsak geçiş süresi uzadığında, lif kaynakları tükeniyor ve bakteriler enerji üretimi için protein fermentasyonuna yöneliyor. Bu durumda amonyak, indol ve sülfür içeren bileşikler gibi potansiyel olarak zararlı metabolitlerin üretimi artabiliyor. Araştırmacılar, bu metabolik değişimin uzun vadede bağırsak sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini vurguluyor.
KİMLER RİSK ALTINDA?
Geleneksel olarak kabızlık, daha çok yaşam kalitesini etkileyen bir sindirim sorunu olarak ele alınıyor. Oysa bu derlemede yer alan veriler, yavaş bağırsak geçiş süresinin mikrobiyota bileşimini belirgin şekilde değiştirebildiğini gösteriyor.
Daha da önemlisi, bazı hastalıklarla ilişkilendirilen mikrobiyota değişikliklerinin, doğrudan hastalıktan değil, hastalığa eşlik eden bağırsak geçiş süresindeki yavaşlamadan kaynaklanabileceği öne sürülüyor. Bu durum, neden-sonuç ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çalışmalara göre kadınlarda bağırsak geçiş süresi genellikle erkeklere kıyasla daha uzun. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bağırsak hareketleri yavaşlayabiliyor. Fiziksel aktivite azlığı, yetersiz sıvı alımı, stres ve liften fakir beslenme de bu süreci olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Modern yaşam tarzının, bağırsak geçiş süresini uzatan önemli bir risk faktörü olduğu vurgulanıyor.
GEÇİŞ SÜRESİ DEĞİŞEBİLİR Mİ?
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de şu: bağırsak geçiş süresi değiştirilebilir bir parametre. Yeterli posa alımı, düzenli fiziksel aktivite, yeterli sıvı tüketimi ve dengeli beslenme, bağırsak motilitesini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
Araştırmacılar, mikrobiyotayı hedefleyen yaklaşımlarda yalnızca probiyotik veya takviyelere odaklanmak yerine, öncelikle bağırsak geçiş süresinin düzenlenmesinin daha etkili bir strateji olabileceğini belirtiyor.
SONUÇ
Bu çalışma, bağırsak geçiş süresinin uzun yıllar ihmal edilmiş ancak bağırsak sağlığının anlaşılmasında merkezi bir rol oynayan bir değişken olduğunu ortaya koyuyor. Mikrobiyotayı değerlendirmek ve sağlığı bütüncül olarak ele almak için, bağırsakların ne kadar hızlı çalıştığı sorusu mutlaka dikkate alınmalı. Belki de sağlıklı bir sindirim sistemi için en temel göstergelerden biri, bağırsakların düzenli ve dengeli çalışması.

