Beslenme ve Diyet Uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Son yıllarda "eskisi gibi değilim" cümlesini ne kadar sık duyar olduk farkında mısınız? Mevsim geçişi bahanesi bitiyor, hava düzeliyor ama halsizlik, sık hastalanma, geçmeyen boğaz ağrıları devam ediyor. Üstelik pek çok kişi kendini kötü beslenen biri olarak da tanımlamıyor. Ev yemeği yeniyor, öğünler atlanmamaya çalışılıyor.
Buna rağmen bağışıklık sanki pamuk ipliğine bağlı.
Şeker: günlük hayatta abartılan tat
Şeker çoğu zaman tatlılarla özdeşleştirilir ama aslında hayatımızda sandığımızdan çok daha fazla yer kaplar. Sabah kahvesine eklenen bir kaşık, öğleden sonra "hak ettim" denilen küçük bir atıştırmalık, akşam yemeğinden sonra gelen tatlı isteği... Bunların her biri tek başına masum görünür. Fazla şeker tüketimi bağışıklık hücrelerinin çalışma kapasitesini düşürebiliyor. Kan şekeri hızlı yükselip düştüğünde vücut bunu bir stres olarak algılıyor.Bu stres hâli uzadıkça bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla mücadelede eskisi kadar etkili olamıyor. Yani şeker sadece bel çevresini değil, savunma hattımızı da etkiliyor.
Tuz: Görünmeyen Ama Sürekli Yük Olan Bir Alışkanlık
Tatlıyı çok sevmeyip tuzludan vazgeçemeyenler için tablo pek farklı değil. Günlük hayatta tüketilen paketli ürünlerin büyük kısmı ciddi miktarda tuz içeriyor. Krakerler, cipsler, hazır çorbalar ve hatta bazı peynirler fark etmeden tuz yükünü artırıyor. Aşırı tuz tüketimi, bağışıklık sisteminde iltihaplanmayı artırabiliyor ve bağışıklık hücrelerinin dengesini bozabiliyor. Üstelik bağırsak florasını da olumsuz etkileyerek bağışıklığın zayıflamasına zemin hazırlıyor.Yani tuz konusu sadece tansiyonla sınırlı değil; bağışıklık da bu dengenin önemli bir parçası.
Kızartmalar ve İşlenmiş Gıdalar: Bağışıklığı Yoran Rutinler
Yoğun iş günlerinde dışarıdan söylenen yemekler hayat kurtarıcı gibi görünür. Ancak bu durum sıklaştıkça vücut farklı sinyaller vermeye başlar. Kızartmalar ve ultra işlenmiş gıdalar, vücutta sürekli ama düşük seviyeli bir iltihap hâli oluşturabilir. Bağışıklık sistemi bu iltihapla sürekli mücadele etmek zorunda kaldığında yorulur. Yorgun düşen bağışıklık ise mikroplarla karşılaştığında eskisi kadar hızlı ve güçlü yanıt veremez. Bunun sonucu genellikle "neden sürekli halsizim?" sorusuyla karşımıza çıkar.
İşlenmiş Etler: Pratik Ama Bedeli Olan Seçimler
Sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş etler pratik olmalarıyla mutfaklarda sık yer bulur. Ancak bu ürünler doymuş yağ, tuz ve katkı maddeleri açısından oldukça zengindir. Sık tüketildiklerinde vücutta iltihabı artırarak bağışıklık sistemini baskılayabilirler. Bu tür besinler sadece kalp-damar sağlığını değil, bağışıklık dengesini de etkileyebilir.
"Şekersiz" Etiketine Fazla Güvenmek
Son yıllarda "şekersiz" ibaresi birçok kişi için güven verici hâle geldi. Ancak bu ürünlerin bir kısmında yapay tatlandırıcılar bulunuyor. Bazı çalışmalar, bu tatlandırıcıların bağırsak bakterilerinin dengesini bozabileceğini gösteriyor.
Bağırsak sağlığı bozulduğunda bağışıklık da bundan payını alıyor. Çünkü bağışıklık hücrelerinin büyük bir bölümü bağırsaklarda yer alıyor. Bu nedenle sadece şekeri kesmek değil, yerine ne koyduğumuzu da düşünmek gerekiyor.

