Tahsin Koçyiğit yazdı...
Varlığımızı başkalarının "gördüğü" kadar hissettiğimiz, ruhumuzu piksellere böldüğümüz bir çağdayız. Ramazan, elinde manevi bir neşterle gelip bizi bu vitrin kültüründen çekip çıkarıyor, çıkarması gerekiyor. Bize, kimsenin görmediği ama "O"nun her an bizleri görüp gözettiği bir ihlâs duygusu teklif ediyor. Oruç, bu anlamda insan ruhunun inşa edebileceği en yüksek estetik zevke sahip, en gizli ve en "ihlâslı" duygu halidir. İslam düşünce atlasının en parlak yıldızlarından biri İhsan kavramıdır. Cibril Hadisi olarak bilinen o meşhur rivayette Efendimiz (sav), ihsânı şöyle tarif eder: Allah'a, O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görmektedir. (Buhârî, Îmân 37) Bu tarif, aslında sadece bir ibadet disiplini değil, bir yaşam estetiğidir. Eğer bir sanatçı, eserini dünyanın en büyük küratörü izlerken yapıyorsa, fırçasını nasıl büyük bir titizlikle sallar? Eğer bir yazar, metnini kelimelerin efendisi okuyacaksa, hangi cümleyi baştan savma kurabilir? Oruç, bu ihsân eğitiminin bizzat kendisidir. Kimsenin olmadığı bir odada, buzdolabının kapağıyla baş başa kaldığınızda sizi o suyu içmekten alıkoyan şey, sosyal medyadaki takipçileriniz değil, kalbinizdeki "Rabbimin huzurundayım" bilincidir. İşte bu bilinç, insanı sıradanlıktan çıkarıp bir zarâfet abidesine dönüştürür. Kibrin ve gösterişin (riyâ) o çiğ ve şâşaalı/debdebeli sesini kısar; yerine kalbin o vakûr ve asil sessizliğini koyar.
AMELİN 'FİLTRESİZ' GÜZELLİĞİ
Bugün sosyal medyada fotoğraflarımıza uyguladığımız filtreler, aslında gerçekliği manipüle etme çabamızın bir ürünü. Kusurlarımızı gizlemek, olduğumuzdan daha "parlak" görünmek istiyoruz. Ancak maneviyatta ihlâs, tam tersini talep eder: Farz ibadetler dışındaki amelleri, Allah'tan başkasının görme ihtimalinden bile arındırmak. Bakara Sûresi 264. ayette, gösteriş için yapılan iyiliklerin durumu sarsıcı bir metaforla anlatılır: "Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül eğlemek suretiyle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde az bir toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince onu çıplak bir kaya haline getiriverir..." İhlas, o kayanın üzerindeki toprağın bereketidir. Sosyal medya çağında ihlâsı korumak, amelin üzerine titremektir. "Bu işi yaparken içimde bir başkasının 'beğenisine' yer var mı?" sorusu, bir müminin kendine sorabileceği en estetik sorudur. Çünkü içinde gösteriş olan her iş, estetik açıdan "kirli" ve "sahte"dir. Hakiki güzellik, sadece sahibine arz edilen, kuytularda büyütülen narin bir gül gibidir.
'RABBİM BENİ GÖRÜYOR'
Oruçla gelen "her an Rabbim tarafından görülüyorum" bilinci, sadece seccade başında kalmaz, aynı zamanda masamızdaki işimize, mutfaktaki yemeğimize, yazdığımız esere, çizdiğimiz projeye de yansır. İslam ahlâkında buna itkân denir. Yani bir işi sadece bitirmek için değil, en mükemmel, en sağlam ve en güzel haliyle yapmaktır. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki: "Şüphesiz Allah, birinizin yaptığı işi sağlam ve güzel (mükemmel) yapmasını sever." (Taberânî, el-Mu'cemü'l- Evsat, 1/275) Eğer bir işçi, müdürünün izlediğini bildiğinde daha dikkatli çalışıyorsa; bir mümin de Allah'ın her an kendisini izlediğini bildiğinde, yaptığı işi bir "ibadet" vecdi ve titizliğiyle yapmalıdır. Bu, işin sadece işlevsel değil, aynı zamanda estetik olmasını da sağlar. Estetik, bir işin ruhudur. Yapılan işin "sağlam" olması adaletin, "güzel" olması ise ihsânın gereğidir. Oruçlu bir zihin, zamanın her saniyesine bu ruhla bakar: "Rabbim beni görüyor, o halde en iyisini yapmalıyım."
İYİLİĞİ SESSİZCE YAPABİLMEK
Günümüzün dijital gürültüsü içinde, iyiliği sessizce yapabilmek kahramanlıktır. "El âleme göstermek için yapılan iyilikte hayır yoktur". Hayırlarımızı bir iç mimar titizliğiyle gizlemeliyiz. Ecdadımızın muhteşem İstanbul mimarisinde camilerin görünmeyen köşelerine yapılan o zarif kuş evlerini hatırlayın. O evleri oraya koyan büyük usta, kuşun himayesini ve Allah'ın rızasını hedeflemişti; yoldan geçenlerin gözüne sokmayı değil. Günümüzde bu mimariyi ruhumuzda kurmalıyız.
. Bir ihtiyaç sahibine yardım ederken dijital ortamlarda paylaşmamak
. Okuduğumuz bir kitabın altını çizerken onu paylaşma dürtüsünü dizginlemek,
. Gece kimsenin duymadığı bir vakitte edilen duanın samimiyetine sığınmak... Dolayısıyla, benzeri "saklı hayırlar", ruhumuzun en estetik köşeleridir. Çünkü bu anlarda hiçbir "like" beklentisi yoktur; sadece aciz bir Kul ileYaratıcısı arasında takvâ diyaloğu vardır.
PARÇALANMIŞ KİMLİĞİN TEDAVİSİ
"Oruç ile İhlaslı Olmak", aslında modern insanın parçalanmış kimliğini tedavi etme sürecidir. Ortamlarda başka, evde başka, dijitalde bambaşka olan "fragman tip" olmaktan kurtulup; içi dışı bir, sağlam bir şahsiyete ulaşma çabasıdır, ihlâs. Ramazan bize şunu söyler: En büyük zenginlik, kimsenin bilmediği, sadece senin ve O'nun arasında kalan o tertemiz, filtresiz ve gösterişsiz anlardır. Hayatı bir "story" tadında değil, bir "destan" vakarıyla yaşamak; yaptığı işi en kaliteli haliyle, adeta bir mücevher ustası titizliğiyle ortaya koymak ve bunu yaparken alkışlardan arınmak... İşte gerçek estetik budur. Gelin, bu Ramazan'da sadece midemizi değil, niyetlerimizi de her türlü yabancı maddeden, gösterişten ve sığlıktan temizleyelim. İşlerimizi öyle sağlam, öyle zarif ve öyle "sessiz" yapalım ki; Hâlık bilsin. Yer ehli duymasın/görmesin de gök ehli alkışlasın. Zira en büyük sanat eseri, sahibi dışında kimsenin görmediği, ama her zerresiyle O'na adanmış bir ömürdür.

