BESLENME VE DİYET UZMANI MEHLİKA ÖKTEM DİYOR Kİ...
Kanser, hücrelerde biriken genetik değişiklikler, çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları sonucunda anormal hücrelerin kontrolsüz büyümesi ve yayılmasıyla karakterize karmaşık bir süreçtir. Dünya genelinde kardiyovasküler hastalıklardan sonra ikinci önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kanserin oluşumunun önlenmesinde, beslenme ve fiziksel aktivite gibi değiştirilebilir faktörlerin büyük bir rol oynadığı artık net bir şekilde bilinmektedir. Hatta bilimsel çalışmalar, yaşam tarzı düzenlemeleriyle kanserlerin yaklaşık yüzde 30-40'ının önlenebileceğini göstermektedir.
HÜCRELERİ KORUYAN KALKAN
Son yıllarda yapılan çalışmaların en dikkat çekici ortak noktalarından biri, bitki bazlı beslenmenin koruyucu etkisidir. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve kuruyemişler; sadece vitamin ve mineral içermekle kalmaz, aynı zamanda "fitokimyasal" adı verilen güçlü bileşikler açısından da zengindir. Bu fitokimyasallar, hücre çoğalmasını yavaşlatabilir, oksidatif stresi azaltabilir ve hatta kanser gelişiminde rol oynayan bazı genlerin çalışma şeklini etkileyebilir. Yapılan çalışmalar, fitokimyasal içeriği yüksek beslenen bireylerde özellikle meme ve kolon kanseri riskinin daha düşük olabileceğini göstermektedir. Diyet lifi genellikle kabızlıkla ilişkilendirilir; ancak etkileri bunun çok ötesindedir. Bitkisel gıdaların sindirilemeyen bir bileşeni olan diyet lifi, kanser yönetiminde potansiyel bir hafifletici olarak ortaya çıkmıştır. Lifler bağırsaklarımızdaki yararlı bakteriler tarafından fermente edilerek kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülür. Bu maddeler bağırsak sağlığını desteklerken aynı zamanda bağışıklık sistemi üzerinde de etkili olur. Araştırmalar, liften zengin beslenmenin bazı kanser türlerinin riskini azaltabileceğini ve hatta tedavi sürecinde vücudun verdiği yanıtı destekleyebileceğini göstermektedir.
KALORİ, ŞEKER, YAĞ DENGESİ
Kanser riskini etkileyen en önemli faktörlerden biri de aşırı enerji alımıdır. Yüksek kalorili, rafine şeker ve doymuş yağdan zengin beslenme; insülin direnci, kronik inflamasyon ve hormonal dengesizliklere yol açabilir. Bu süreçler ise hücrelerin kontrolsüz büyümesine neden olan bir ortam oluşturur. Özellikle obezite, günümüzde birçok kanser türü için önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Yağ dokusunun artması; insülin, insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) ve inflamatuar sitokinler gibi maddelerin yükselmesine neden olur. Bu da hücresel düzeyde kanser gelişimin kolaylaştırabilir. Buna karşılık, Akdeniz tipi beslenme gibi sağlıklı diyet modelleri; inflamasyonu azaltarak ve metabolik dengeyi iyileştirerek koruyucu etki gösterebilir.
SADECE KORUMA YETMEZ
Kanser yalnızca oluşum süreciyle değil, tedavi süreciyle de beslenmeyle yakından ilişkilidir. Birçok hastada iştah kaybı, kilo kaybı ve kas erimesi (sarkopeni) görülebilir. Hatta bazı durumlarda ölümlerin önemli bir kısmı doğrudan tümörden değil, yetersiz beslenmenin sonuçlarından kaynaklanabilir. Bu nedenle kanser hastalarında yeterli enerji ve protein alımı büyük önem taşır. Protein, kas kaybını önlemek ve iyileşme sürecini desteklemek için kritik bir rol oynar. Aynı şekilde yeterli sıvı alımı ve dengeli mikro besin desteği de tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.
SESSİZ DESTEKÇİ: HAREKET
Fiziksel aktivite sadece sağlıklı bireyler için değil, kanser hastaları için de oldukça önemlidir. Düzenli egzersizin tedavinin yan etkilerini azaltabileceği, yaşam kalitesini artırabileceği ve fiziksel fonksiyonları iyileştirebileceği gösterilmiştir. Dünya Kanser Araştırma Fonu/ Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü (WCRF/AICR), kanser hastalarının haftada en az 150 dakika orta veya 75 dakika yoğun aerobik egzersiz yapmalarını ve haftada 2 veya daha fazla gün kas güçlendirme egzersizi yapmalarını önermektedir.

