Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Varsayalım ki ölüm kapımızı çalmayacak... Varsayalım ki kozmik saat durmayacak, kıyamet kopmayacak... Varsayalım ki mutlak bir hesaplaşma günüyle yüzleşmeyeceğiz... İnanın, sadece insan kalabilmek ve ahlakı kuşanmak bile öyle zarif, öyle külfetsiz bir kazançtır ki... Bunu ancak zerre kadar vicdan taşımayanların anlayamayacağı bir fıtrat gerçeğidir. Kötülük, ahlaksızlık ya da zulüm, hiçbir insanın ruhsal kimyasını düzeltmez; onun iç dünyasını aydınlık kılmaz. Aksine, kötülük ve kibir insanın kalbini bir bataklığa çevirir ve bütün insani meziyetleri yavaş yavaş içine çeker. Oysa bir düşünün: Hayata kattığınız küçücük bir iyilik, insani bir dokunuş ve size minnetle, sevgiyle bakan bir çift göz, o içsel bataklığı bir anda kurutmaya muktedirdir.

İTİCİ GÜÇ GÜZEL AHLAKTIR
Zaten insanın iç dünyasındaki mevsimleri kıştan yaza döndüren yegane itici güç, güzel ahlaktır. Kibrin prangalarından kurtulmuş, ahlakı rehber edinmiş bir insanın aldığı ve verdiği nefes bile diğerlerine nazaran çok daha dingin, oksijeni çok daha boldur. Kötü insanların varlığını ise varoluşsal bir stres ve bitmek bilmeyen iç kasırgalar kuşatır. Aydınlığa kapalı olan her sine, içeriden çürüyen bir mahzendir. İyi insanlar fırtınaların ortasında bile asude bir iklimi yaşarken; kötü ve kibirli ruhlar, adeta kesintisiz bir kötülük üretim merkezidir. Şayet bilim aksini iddia etseydi; kötülüğün insanı gençleştirdiğini, ruha hafiflik verdiğini ve sağlıklı bir yaşamın vesilesi olduğunu öne sürseydi, kuşkusuz yeryüzünde kötülük ve ahlaksızlıkta amansız bir yarış başlardı. O zaman en zalim olanımız, en muteber insanımız ilan edilirdi. Halbuki hainliğin ve kötülüğün insan ruhuna maliyeti ne kadar da büyüktür; içeride ne büyük yıkımlara ve masraflara yol açıyordur kim bilir... Nihayetinde bu hayattaki en maliyetsiz, en huzurlu eylem; sadece "iyi bir insan" olarak kalabilmektir.

