Bilim dünyası, biyolojik saati tersine çevirerek yaşlanmayı durdurmanın ve hücreleri yeniden gençleştirmenin kodlarını çözdü. Harvard bağlantılı araştırmaların yaşlı farelerde gençleşme etkilerini kanıtlamasının ardından insan üzerindeki ilk denemelere de başlandı. Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, biyoteknoloji ve yapay zekanın gücüyle 2035-2040 yılları arasında bu teknolojilerin hayatımıza girebileceğini belirtiyor. ŞİMDİ SIRA İNSANLARDA
Bir zamanlar bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz senaryolar, bugün artık laboratuvarlarda test edilir hâle geldi. Bu araştırmalarda bilim insanları yaşın geri sarılması, beyaz saçların yeniden koyulaşması, kırışıklıkların azalması ve hücrelerin gençleşmesi için çaba harcıyor. Üsküdar Üniversitesi Biyogüvenlik Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu da bu alandaki dikkat çeken isimlerden biri. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden başlayan akademik yolculuğunu Sabancı Üniversitesinde biyoteknoloji doktorasıyla sürdüren Yılancıoğlu, Harvard Tıp Fakültesi, Tufts Üniversitesi ve Toronto Üniversitesinde yürüttüğü araştırmalarla genetik, biyoteknoloji ve kanser biyolojisi alanlarında çalışmalar yapmış. Şimdi ise odağında "yaşlanmanın biyolojik kodları" var. Prof. Dr. Yılancıoğlu yeni piyasaya çıkan kitabı "Longevity İle Her Yaşta Kalıcı Gençlik" özelinde "sonsuz gençlik ihtimali"ni konuştu.

YENİ TREND LONGEVİTY
Longevity yalnızca bir moda akımı değil, wellness kültürünün bilimle birleşmiş yeni hâli. Eskiden wellness merkezleri daha ruhsal alanlardı. Ancak özellikle Covid sonrası insanlar artık bilimsel altyapısı olan yöntemler aramaya başladı. Genetik temelli beslenme, genetik temelli spor ve yaşam planlaması artık longevity'nin temelini oluşturuyor. Merkezlere gelince, bugün longevity merkezlerinin bir kısmı gerçekten bilimsel çalışmalar yürütürken, bazıları ise daha çok "bilim soslu" ticari modellere dönüşmüş durumda. Ancak genel yönelim net: İnsanlık artık yaşlanmayı anlamaya ve kontrol etmeye çalışıyor.
SÜREÇ TERSİNE DÖNECEK
Şu anda dünyada epigenetik müdahalelerle yaşlanmayı geri çevirmeye yönelik çalışmalar başladı. Bilim insanları yaşlanmanın temel nedenlerinden biri olarak genlerin zaman içinde bozulmasını gösteriyor. Hücrelerde yıllar boyunca biriken çevresel etkiler, stres, toksinler ve beslenme alışkanlıkları genlerin çalışma düzenini değiştiriyor. Doğduğumuzda genlerimiz kusursuza yakın çalışıyor. Ancak yıllar içinde metilasyon dediğimiz süreçlerle bu düzen bozuluyor.

FARELERDE YAŞ GERİ ALINDI
Bilim dünyasında en dikkat çeken araştırmaların başında Harvard bağlantılı araştırmacı David Sinclair'in çalışmaları geliyor. Yaşlanma ve epigenetik alanındaki çalışmalarıyla tanınan dünyaca ünlü Avustralyalı- Amerikalı biyolog ve akademisyen David Sinclair'in çalışmalarında, yaşlı farelerde gençleşme etkileri gösterildi. Hücrelerin yeniden genç davranması sağlandı. Şimdi insan deneyleri başladı. Eğer başarılı olursa insanlık için yeni bir çağ başlayacak. Bu çalışmalar yalnızca yaşam süresini uzatmayı değil; saç beyazlamasının geri dönmesini, kırışıklıkların azalmasını, organ hasarlarının düzelmesini ve hücresel gençleşmeyi hedefliyor. İnsanlar üzerindeki denemeler de başladı. Şu anda göz yaşlanması üzerinde çalışılıyor.
GENÇLİK HÜCREDE BAŞLIYOR
Gelecekte gençlik kremlerle değil, hücre mühendisliğiyle konuşulacak. Biz artık yaşlanmayı hücre seviyesinde çözmeye çalışıyoruz. Hücreyi gençleştirmeden organı gençleştiremezsiniz. Organı gençleştirmeden sistemi düzeltemezsiniz. Bu nedenle genetik müdahaleler, epigenetik düzenlemeler ve biyoteknoloji çalışmaları yeni çağın en kritik bilim alanları arasında görülüyor.
PROBLEM STRES VE ŞEKER
İnsanlık bugün paradoksal bir dönemin içinde. Tıp hiç olmadığı kadar gelişmiş durumda ama insanlar hiç olmadığı kadar erken hastalanıyor. Bu kadar steril ve teknolojik bir dünyada aslında 90-100 yaşlarına sağlıklı ulaşabilmemiz gerekirdi. Ama insanlar 40'lı yaşlarda diyabet oluyor, kalp hastalıkları geçiriyor, kansere yakalanıyor. Bunun en büyük nedenleri arasında modern yaşamın en büyük problemi olarak sürekli yüksek stres ve sürekli yüksek şeker düzeyleriyle yaşamak geliyor. Özellikle işlenmiş gıdalar, hareketsizlik ve kronik stres, hücrelerin normalden çok daha hızlı yaşlanmasına neden oluyor. Bu nedenle longevity'nin ilk adımı pahalı tedaviler değil metabolik dengeyi korumak olarak görülüyor.
ZENGİNLERİN GENÇLEŞTİĞİ BİR DÜNYA
İnsanlık önümüzdeki yıllarda yalnızca tıbbi değil, sosyolojik olarak da büyük bir dönüşüm yaşayabilir. Muhtemelen zenginlerin gençleştiği bir dünyaya doğru gideceğiz. İlk dönemlerde bu teknolojiler çok pahalı olacak. Genetik müdahaleler, hücresel gençleştirme uygulamaları ve epigenetik tedaviler ilk etapta çok yüksek maliyetli olacak. Bu nedenle başlangıçta daha çok milyarderlerin ve çok yüksek gelir grubunun ulaşabileceği teknolojiler olacak. Dünyanın en zengin insanlarının son yıllarda longevity araştırmalarına milyarlarca dolar yatırım yapmasının tesadüf olmadığını belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, teknoloji milyarderlerinin artık servetten çok "zaman satın almaya" çalıştığını söylüyor: "İnsanlar artık daha uzun değil, genç kalarak uzun yaşamak istiyor. Bu nedenle gençleşme teknolojileri önümüzdeki dönemin en büyük güç alanlarından biri olabilir."

BIO-HACKING DÖNEMİ BAŞLADI
Bugün dünyada hızla yayılan "bio-hacking" akımı da longevity'nin önemli parçalarından biri. Bio-hacking, insan biyolojisini optimize etmeye yönelik uygulamaları kapsıyor. Kimileri bu amaçla genetik analizlerle kendine özel beslenme programları oluştururken, kimileri akıllı saatlerle uyku kalitesini, stres seviyesini ve kalp ritmini takip ediyor.
'ŞEKER EN HIZLI YAŞLANDIRICI'
PROF. Dr. Yılancıoğlu'na göre modern insanın en büyük problemi, sürekli yüksek şeker ve insülin düzeyleriyle yaşaması. Konuşmasında "Şeker temel yaşlandırıcıdır" diyen Prof. Dr. Yılancıoğlu, bunun nedenini şöyle açıkladı: "Kan şekeriniz sürekli yükselip düşüyorsa hücrelerinizde glikasyon dediğimiz süreç başlıyor. Bu, proteinlerin şekerle kaplanması demek. Adeta elinizi yapış yapış bir şerbete sokmuşsunuz gibi düşünün. Damarlarınız, proteinleriniz, dokularınız şekerden etkileniyor. Bu süreç yalnızca diyabet riskini artırmıyor aynı zamanda damar yaşlanması, inflamasyon ve hücresel hasarı da hızlandırıyor. Şeker inflamasyon yapıyor; oksidatif stres oluşturuyor ve hücreleri yaşlandırıyor. Modern çağda sürekli karbonhidrat bombardımanı altındayız. Bu yüzden insanlar artık 40'lı yaşlarda diyabet, obezite ve kalp hastalıklarıyla karşılaşıyor."
ALIŞKANLIKLARINA DAYANIYOR
ASLINDA longevity pahalı bir şey değil. İnsanların çoğu bunu yanlış anlıyor. Bugün sosyal medyadaki lüks longevity merkezleri, pahalı takviyeler ve milyon dolarlık uygulamalar öne çıksa da longevity'nin özü aslında temel yaşam alışkanlıklarına dayanıyor. Bir insan düzenli uyuyorsa, egzersiz yapıyorsa, stresini yönetiyorsa, şeker tüketimini azaltıyorsa ve metabolizmasını dengede tutuyorsa zaten longevity uyguluyordur. Longevity'nin temelinde aslında insan biyolojisinin doğal ritmini yeniden kurmak yatıyor.
TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL
BİO-HACKİNG yalnızca laboratuvarlarda yapılan genetik müdahalelerden ibaret değil. Akıllı saatle uyku takibi yapmak, yürüyüşe çıkmak, ibadet etmek, glukoz seviyesini kontrol etmek bile bir çeşit biyolojik optimizasyon anlamına geliyor. İsterse herkes yapabilir. Öte yandan eğer bir insan temel sağlıklı yaşam unsurlarını yerine getirmiyorsa sosyal medyada popüler hale gelen pahalı takviyeler, soğuk terapi cihazları ve gençlik teknolojileri hiçbir işe yaramaz. Önce uyku, beslenme, egzersiz, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler düzelmeli.