KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI...
Kalabalıklar içindeki insanlar da yalnız kalabilir. Eğer kalabalık değilseniz; tüm duygularınız en azından vasatın üzerinde çalışıyor ve düşünme, tefekkür etme yetiniz var ise yalnızlık, ruhun ilmî bir terbiyeden geçmesi gibi olur. Yoksa yalnız bir insanın yalnız kalması, büyük ve yıkıcı bir yalnızlıktır. Bu durumda, yalnızlığın bir eğitim sürecine dönüşmesi için, dışarıdan bir öğretme ve rehberlik gereksinimi ortaya çıkmış olur. Eskiden mağaralara, inzivaya çekilen büyük insanlar yalnızlığı öğrenmiş; kalabalıklardan alamayacaklarını yalnızlıkta ve inzivada bulacaklarını bilerek bilinçli bir tercih yapmışlardır. Bütün bunların yanında kaliteli birliktelikler, estetik dolu zamanlar insanın bilgi ve paylaşım avına çıkması gibidir. O dost ve sohbet meclisi, adeta bir tecrübe meydanına, bilgi pazarına dönüşür. Bir şart var ki; o mecliste mâlâyâniyat, boş ve yararsız şeyler, lüzumsuz konuşmalar olmamalı. Öyle bir mecliste konuşulan kıymetli hatırat ve ilmî meseleler, insanın ruh iklimine çok müspet katkılar sunar. Öyle bir tefekkür meclisi; arayış için inzivaya, mağaraya çekilme gereksinimi bırakmaz. İman ve şuur sahiplerinin hakikat terennümü ve ilmi mülâhazası, ruhu ve duyguları doyurur.

BİZ BİR KARTALDIK...
Aslında biz hiç konuşmuyoruz. Herkes heybesindeki merhabaları bir araya toplasın, üstüne de verilmemiş selamları koysun; görelim o zaman tercihli yalnızlıkları, işe yaramaz suskunlukları. İstisnalar hariç; Arnavut kaldırımlı sokaklarda oynayan çocukların yürekleri yumuşak olurdu. Kendisine seslenen annesine "Geliyorum!" diye koşan çocukların sesini ve tüm o neşeli cıvıltıları o taşlar kaydetmiştir. Belki de o taşların sağlamlığı, o masum seslerdendir. Düştü, dizi kanadı, kalktı ve can yanmasını tanıdı. Şimdi ise bilgisayar başında can yakmayı öğreniyorlar. Her vapura bindiğimde, tefekkürüm yelken açıyor. Ses ve notalar da Allah'ın varlığını ispat ederler; çünkü hava ve ses tellerinin titreşimi, tesadüfen gerçekleşecek bir şey değildir. Biz bir kartaldık; Batı özentisi ile bize sinek kanadı taktılar. O kanat bırakın hedefi, bizi yerimizden bile kaldıramaz. Hakikat yazan kalemin mürekkebi, vicdanı temizleyen gözyaşı olur. İnsan kendine verilen nimetlerin farkında olsaydı, hiç kimseyi kıskanmazdı. Bir tohum kadar, bir elma ağacı kadar doğru sözlü olsaydık; her sözümüz bir meyve kıymetinde olurdu.
HAYATIN ANLAMI
Biz hayatı kendimizin sandığımız zaman kaybettik. Hayatı hayatlandıran şeylere sahip oldukça hayatımız anlam kazanır. Hani hep deriz ya: "Hiç beni dinlemedi, anlamadı ki..." Acaba biz kaç kişiyi dinledik, kaç kişiyi gerçekten anladık ki? Cesur insanlar namaz kılar; çünkü beş vakit şeytanla yapılan meydan muharebesinden yaralı da çıkmış olsa, neticede zaferle kendini seccadeye atmış olur. Ene, yani benlik; ya insanın başına bela olur ya da insanın başına taç. Ene ve Zerre bahsini okurken her seferinde hayranlık beni sarhoş ediyor. Ah Muhterem Üstadım, sen ne yaptın? Bu nasıl bir anlatım? Vücuttaki zerrelere adeta bayram ettiriyorsun. Evet, zerre bahsini okurken elimde dev bir laboratuvar ve içinde muhteşem malzemeler, bir elektron mikroskobu var gibi; zerrenin yaratılışını, vazifelendirilmesini, uğradığı değişimleri ve her vazifesine "Bismillah" der gibi başlayıp, vazifenin bitişinde ise "Elhamdülillah" deyişini işitir ve görür gibi olduk.

