TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Her ne kadar Hz. Peygamber'in hicreti ay takvimine göre Rebiulevvel ayında gerçekleşmiş olsa da Hicri takvimin ilk ayı Muharrem'dir. Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'deki baskı ve kuşatma ortamından Medine'ye gerçekleştirdiği hicret, İslâm tarihinin yönünü değiştiren en kritik dönüm noktası olmuş; ilk Müslümanlar için ise inançlarını özgürce yaşayabilecekleri yeni bir hayatın kapısını aralamıştır. Bu yönüyle hicret, sadece bir göç değil, İslam toplumunun varoluşsal yeniden kuruluşudur.Muharrem ayı denince akla ilk gelen olaylardan biri de Kerbela'dır.
ZAMANIN ANLAM ARAYIŞI
Kerbela'da Hz. Hüseyin ve ehlibeytin sergilediği sarsıcı direniş, adaletin ve onurun sönmeyen ateşini insanlığın vicdanına yerleştirir. Hak ile batılı birbirinden ayıran tarihsel bir bilinç eşiği, zamanın hafızasına mühürlenir. Zaman, üzerine anlam yazılmadıkça sessizce akan renksiz bir nehirdir. İnsanlık, bu akışı anlamlandırmak için tarih boyunca dönüm noktaları aramıştır: kimi savaşları, kimi doğumları, kimi imparatorlukları başlangıç kabul etmiştir. İslâm medeniyeti ise takvimin merkezine bir zaferi ya da bir saltanat gününü değil, bir irade hareketini yerleştirmiştir: Hicret. Bu tercih sıradan bir kronoloji düzenlemesi değil, insanlık tarihine yön veren derin bir zihniyet devrimidir.
MEDENİYETİ İNŞA HAREKETİ
Mekke'de 13 yıl boyunca ağır baskılar, ambargo ve zulüm altında yaşayan Müslümanlar için hicret bir kaçış değil; bir varoluş hamlesidir. Hicret, sadece bir şehir değişimi değil, inancın yaşayabileceği yeni bir dünyanın kurulmasıdır. Eğer Mekke'de kalınsaydı, İslâm belki de tarihin kenarında sıkışmış yerel bir hareket olarak kalacaktı. Ancak hicret, İslâm'ı "hitap" olmaktan çıkarıp "hayat"a dönüştürmüştür. Mekke dönemi bir inşa süreciyse, Medine dönemi bu inşanın toplumsal nizama dönüştüğü ihya dönemidir. Yesrib, kan davaları ve kabile çatışmalarıyla anılan bir şehirken; hicretle birlikte "Medine", yani "medeniyet merkezine" dönüşmüştür. Bu dönüşümün en güçlü belgesi ise Medine Sözleşmesi'dir: farklı inanç ve toplulukların bir arada yaşama iradesini hukuki bir çerçeveye kavuşturan tarihî bir metin.
HZ. ÖMER'İN DEVLET AKLI
İslâm coğrafyası genişleyip devletleşme süreci derinleştikçe, en temel ihtiyaçlardan biri ortaya çıktı: ortak bir zaman bilinci. Resmî belgelerde tarih birliğinin olmaması ciddi karışıklıklara yol açıyordu. Hz. Ömer döneminde toplanan şura, bu sorunu çözmek üzere bir araya geldi. Önlerinde farklı başlangıç seçenekleri vardı: Hz. Peygamber'in doğumu, ilk vahyin gelişi, ya da başka önemli dönüm noktaları... Ancak tercih Hicret'ten yana oldu. Bu karar, basit bir takvim düzenlemesi değil; medeniyetin yönünü belirleyen bir bilinç tercihiydi.
KADERİN MÜHÜRLENDİĞİ AN
Çünkü Hicret, İslâm'ın kaderinin mühürlendiği andı. Doğum ya da ölüm gibi bireysel ve biyolojik olaylar değil; irade, fedakârlık ve toplumsal sorumluluk burada belirleyici olmuştu. Hz. Ömer ve sahabe, bu tercihle şunu ilan etmiş oldular: İslâm'ın tarihi, bireyin değil ümmetin iradesiyle başlar. Böylece zaman bile hicretle birlikte "İslâmlaşmış", Müslümanlar kendi tarih bilincini bizzat inşa etmiştir. Hicret, sadece dünyasında bir özgürlük manifestosudur. Zulüm karşısında teslimiyet değil, değişim iradesidir. Bu yönüyle hicret:
● Statükoya karşı hareketi,
● Durağanlığa karşı dinamizmi,
● Çaresizliğe karşı direnişi temsil eder.
HİCRETİN YENİDEN YORUMU
Bugün hicret, yalnızca tarihsel bir hatıra değildir; her çağda yeniden anlaşılması gereken bir ahlaki duruştur. Modern insanın ihtiyacı da tam burada ortaya çıkar: fiziksel değil, zihinsel ve ahlakî bir hicret. Bugünün hicreti şunlardan şunlara olmalıdır:
● Dalaletten hidayete,
● Cehaletten bilgeliğe,
● Tembellikten üretkenliğe,
● Tefrikadan birliğe,
● Nefsin esaretinden iradenin özgürlüğüne...
ANLAMLANDIRAN YÜRÜYÜŞ
Hz. Ömer'in takvimin başlangıcı olarak hicreti seçmesi, insanlığa güçlü bir hakikati hatırlatır: Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, irade varsa yeniden bir başlangıç mümkündür. Hicret, bir tükenişin değil; yeni bir medeniyetin doğumudur. Bu yürüyüşü sadece hatırlayan değil, yeniden anlamlandıranlara ne mutlu! Hicret, geçmişte kalmış bir olay değil; her çağda yeniden yaşanması gereken bir bilinçtir. Yeni hicri yılın, barışa, esenliğe ve insanlığın vicdanında yeni bir uyanışa vesile olması temennisiyle...

