Prof. Dr. Tahsin Koçyiğit yazdı... D
MANA DÜNYASININ PASI
Modern zamanların en büyük yanılgısı, çok ve boş konuşmayı bir meziyet, her konuda fikir beyan etmeyi bir entelektüellik sanmaktır. Oysa sözün ilk şartı doğru, anlamlı ve muhatabına faydalı olmasıdır. İnsan mantık sahibi bir varlıktır ve mantık, söylenen sözün bir amaca hizmet etmesini gerektirir. Karşılığı olmayan, içi boş, insana ve insanlığa hiçbir katma değer sağlamayan lakırdılara medeniyetimizin köklerinde lağv denir. Kur'an-ı Kerim, ideal insanı tarif ederken onun boş ve beyhude sözlerden vakarla yüz çevirdiğini (Mü'minûn, 23/3; Furkan, 25/72) anlatır. Cennetin bir vasfı da orada ne bir yalanın ne de anlamsız bir gürültünün işitilmeyecek olmasıdır (Nebe, 78/35). Bugün kitle iletişim araçlarının, sosyal medya mecralarının hayatımızı kuşattığı bu çağda, tam bir lağv okyanusunda yüzüyoruz. Cilâlı cümleler, kocaman kocaman yeminler, arkası gelmeyen vaatler, sırf alkış ve beğeni almak için eğilip bükülen ifadeler ruhlarımızı kirletiyor. Sözün estetiği kaybolduğunda, geriye sadece kulakları tırmalayan ve kalpleri katılaştıran bir gürültü kirliliği kalıyor.
KELAMIN DOKUZ ESTETİĞİ
Daha açık ifade etmek gerekirse, İslam medeniyeti, sözün sadece ne söylediğiyle değil, nasıl söylendiğiyle de ilgilenen bir estetik tasavvurdur. Kur'an-ı Kerim'i bir hayat rehberi olarak okuduğumuzda, kelimelerimizi nasıl seçmemiz gerektiğine dair adeta bir üslup mimarisiyle karşılaşırız. Bu mimaride sözün dokuz farklı ve olumlu rengi vardır:
Kavl-i Hasen: Muhatabı kim olursa olsun, dilden dökülen güzel sözdür. Anneye, babaya, yetime ve yoksula karşı hitabın temelidir (Bakara, 2/83).
Kavl-i Marûf: Bilgiye, irfana ve toplumsal ahlaka uygun, kırıp dökmeden yapılan sağduyulu konuşmadır (Bakara, 2/235; Nisâ, 4/5, 8; Ahzâb, 33/32).
Kavl-i Adl: Öfkeliyken bile adaletten sapmayan, dengeli, her türlü kabalıktan uzak ve hakkaniyetli ifadedir (En'âm, 6/152).
Kavl-i Sedîd: Bütün gizli imalardan, şüphelerden ve abartılardan uzak, dosdoğru, sağlam ve dürüst sözdür (Nisâ, 4/9; Ahzâb, 33/70).
Kavl-i Tayyib: Kökü derinde, dalları göğe uzanan diri bir ağaç gibi, muhatabının içine ferahlık veren hoş kelâmdır (İbrâhîm, 14/24; Hac, 22/24- 26).
Kavl-i Leyyin: Firavun gibi bir zalime bile giderken takınılması emredilen, kalbi yumuşatmaya namzet, tatlı ve yapıcı üsluptur (Tâhâ, 20/44).
Kavl-i Kerîm: Ömürlerini bizim için tüketen anne ve babamıza karşı bir "öf" bile demeden kurulacak saygı dolu cümlelerdir (İsrâ, 17/23).
Kavl-i Belîğ: Eğip bükmeden, net, açık ve muhatabın tam ruhuna işleyecek tesirli hitabettir (Nisâ, 4/63).
Kavl-i Meysûr: Yardım edemediğimiz bir muhtaçtan yüzümüzü dönerken bile onu teselli eden, kolaylaştırıcı ve gönül alıcı sözdür (İsrâ, 17/28). Sözdeki bu ölçüler, bir insanın sadece konuşma dilini değil, bizzat karakterini de inşa eder. Çünkü biliriz ki, ağızdan çıkan her kelime, kalpte olanın dışa vurumudur.
İNSANLIĞIN AFETİ
Prof. Dr. Mehmet Görmez hocanın "Kur'ân-ı Kerîm'in Işığında Söz ve Davranış Estetiği" adlı makalesinde fevkalade bir üslupla işaret ettiği üzere, kadim kültürümüzde dil, korunması gereken en hassas kale olarak görülmüştür. İmam Gazzâlî'nin o muazzam eseri İhyâu Ulûmiddîn'de dile yirmi ayrı afet atfedilir. Boş konuşmalar, batıla dalmalar, hakaretler, yapmacık ve süslü edebi gösteriler, yersiz şakalar, dedikodular ve gıybet... Bunların her biri dilin birer hastalığıdır. Bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki dilin afetleri, topyekûn bir insanlık afetine dönüşmüştür. Birbirimizi
incitmek için seçtiğimiz kelimeler, kılıç yaralarından daha derin izler bırakıyor. Eskilerin dediği o meşhur kaideyi unutuyoruz: "Üslûb-u beyan, ayniyle insan." Yani bir insanın konuşma tarzı, onun ahlakının, iç dünyasının ve kalitesinin ta kendisidir. Kaba, hoyrat ve yıkıcı bir dille medeni bir dünya inşa etmek imkânsızdır.
AMELLERİ ELEŞTİREN TILSIM
Çoğu zaman güzel davranışların güzel sözleri doğurduğuna inanırız. Bu bir dereceye kadar doğrudur; içi güzel olanın dışı da güzel olur. Ancak Ahzab Suresi'nde karşımıza çıkan o muazzam hakikat, ezberlerimizi bozar ve denklemi tersten kurar: "Doğru ve sağlam söz söyleyin ki, Allah amellerinizi güzelleştirsin..." (Ahzâb, 33/70-71) Bu âyet-i kerîme, söz ile davranış arasındaki o sarsılmaz bağı estetik bir boyuta taşır. Demek ki dili düzeltmek, amelleri düzeltmenin ilk şartıdır. Ağzından çıkan söze ayar veren, yalandan, iftiradan, kabalıktan ve fuzuli konuşmaktan dilini arındıran insanın hayatı da kendiliğinden bir düzene, bir ahlak estetiğine kavuşur. Sözü estetik olmayanın, eyleminde zarafet aramak beyhude bir çabadır.
KELAMA HÜRMET ETMEK
Eğer bugün bu anlamsız gürültüden kurtulmak, yeniden huzurlu (mesûd) ve birbirine güvenen (mü'min) bir toplum olmak istiyorsak, işe kelimelerimizi temizlemekle başlamalıyız. Bize söz nimetini veren Yüce Mevlâ'ya, o sözü en güzel şekilde hayatına aktaran Kutlu Elçisi Sevgili Peygamberimize (s.a.v.) ve kalbimize inen İlahi Kelâm'a duyduğumuz hürmet, üslubumuza yansımalıdır. Zira Rabbimiz, Yüce Kitabı'nda şöyle buyurmakta: "Allah'a çağırandan daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet, 41/33). Evet! "Söz ola" diyerek yola çıkmalıyız. Her konuşmamızda kırıcı dökücü değil yapıcı, ayrıştırıcı değil birleştirici olmanın yollarını yöntemlerini aramalıyız. Unutmayalım, bu kubbede baki kalacak olan tek şey, "hoş sadâ"dır. Ağulu- zehirli aşları bal eyleyecek, kavgaları savaşları kesecek, gönülleri fethedecek o tatlı ve doğru sözün peşinden gitmek, modern insanın kaybettiği asıl estetik hazinedir. Dilimizi güzelleştirelim ki, dünyamız da güzelleşsin.

