PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Gördüğümüz her dürüstlük haberi sevindiriyor ama aynı PROF. DR. zamanda düşündürüyor. Asıl sorgulanması gereken şey yaşadığımız dönemde dürüstlüğün artık herkes tarafından olağan bir durum değil de istisna gibi algılanmaya başlamasıdır

Neredeyse her hafta benzer bir haberle karşılaşıyoruz. Bir temizlik görevlisi bulduğu yüklü miktardaki parayı sahibine teslim ediyor. Bir taksici aracında unutulan altın dolu çantayı eksiksiz iade ediyor. Bir öğrenci sokakta bulduğu cüzdanı karakola götürüyor. Bir esnaf, yanlışlıkla fazla verilen parayı müşterisinin peşinden koşarak geri veriyor. Bu haberleri izlediğimizde ilk tepkimiz çoğu zaman aynı oluyor: "Helâl olsun!" Ardından da şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz: "Demek ki hâlâ böyle insanlar varmış!" İşte tam bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Neden şaşırıyoruz? Asıl şaşırılması gereken, dürüst insanların varlığı değil; dürüstlüğün istisna gibi görülmesidir.

DÜRÜSTLÜĞE ŞAŞIRMAK
Kimse kusura bakmasın; bir toplumda dürüstlük manşetlere taşınan sıra dışı bir olay hâline gelmişse, normal olanı olağanüstü görmeye başlamışız demektir. Oysa dürüstlük, alkışlanacak kadar nadir bir davranış değil; her insanın hayatının ayrılmaz bir parçası olması gereken temel bir ahlâk ilkesidir. Kimsenin görmediği bir yerde bulduğu parayı sahibine teslim etmek, yanlışlıkla hesabına yatırılan parayı iade etmek, emanete sahip çıkmak ya da kamu malını kendi malı gibi korumak... Bunların hiçbiri kahramanlık değildir. Bunlar, insan olmanın ve erdemli yaşamanın doğal sonucudur. Bizi etkileyen şey, bu davranışların büyüklüğünden çok, artık azaldığına dair oluşan güçlü algıdır. İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta da budur.

AHLAK, VİCDANIN İÇİDİR
İnsan bazen kanundan çekindiği için, bazen de çevresinin tepkisinden korktuğu için doğru davranabilir. Ancak gerçek ahlâk, bunların ötesindedir. Gerçek ahlâk, kimsenin görmediği yerde de doğruluktan ayrılmamaktır. İslâm ahlâkının en önemli kavramlarından biri olan ihsan, tam da bunu ifade eder. Hz. Peygamber (sav), ihsanı şöyle tarif etmiştir: "Allah'a O'nu görüyormuş gibi kulluk etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görmektedir." Bu anlayış, insanı sadece kanunlara değil, vicdanına da bağlar. Çünkü vicdanın en güçlü denetçisi, insanın her an Allah'ın huzurunda olduğu bilincidir. Kimsenin görmediği bir yerde emanete sahip çıkan insan, aslında karakterini ortaya koymaktadır.

EMANET BİLİNCİ MEDENİYETTİR
Kur'ân-ı Kerîm'de, "Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder." (Nisâ, 4/58) buyrulur. Bu ilke yalnızca yöneticilere değil, hepimize hitap eder. Bulduğumuz para emanettir. Sağlığımız emanettir. Malımız emanettir. Çocuklarımız emanettir. Makamımız, görevimiz ve kamu malı emanettir. Bize emanet edilen öğrencilerimiz, hastalarımız, mesleğimiz ve hatta zamanımız bile emanettir. Emanet duygusunu kaybeden toplumlar, sadece mallarını değil, birbirlerine duydukları güveni de kaybederler. Güvenini kaybeden bir toplum ise ekonomik olarak ne kadar güçlü olursa olsun gerçek huzuru yakalayamaz.

KUL HAKKI HASSAS KONUDUR
İslâm'ın en hassas olduğu alanlardan biri kul hakkıdır. Bir başkasının malına haksız şekilde el uzatmak, sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlâkî bir yaradır. Üstelik kul hakkı yalnızca büyük yolsuzluklardan ibaret değildir.
- İş yerinde görevini ihmal etmek...
- Kamu malını hoyratça kullanmak...
- Sıraya kaynak yapmak...
- Vergi kaçırmayı marifet saymak...
- Başkasının emeğini sahiplenmek...
Bunların hepsi aynı ahlâk anlayışının farklı tezahürleridir. Buna karşılık bulunan bir parayı sahibine teslim eden kişi, yalnızca bir cüzdanı değil; toplumun güvenini ve ortak vicdanını da korumuş olur.

AHLAK, ÖRNEK İLE ÖĞRETİLİR
Ahlâk en çok sözle değil, örnekle öğretilir. Çocuklar, nasihatlerimizden önce davranışlarımızı örnek alırlar. Bu nedenle dürüstlük haberlerini küçümsememeli, çoğaltmalı ve görünür kılmalıyız. Çünkü kötülük nasıl yayılıyorsa, iyilik de yayılır. Belki de bir çocuğun hayatını değiştirecek olan şey, televizyonda izlediği böyle bir haber olacaktır.

ŞAŞIRMAYACAĞIMIZ GÜNLERE
En büyük temennimiz, dürüstlük haberlerini izlediğimizde artık şaşırmamak olmalıdır. Bir temizlik işçisinin, bir öğretmenin, bir öğrencinin, bir polisin ya da herhangi bir vatandaşın emaneti sahibine teslim etmesi bize olağan gelmelidir. Çünkü olağan olan budur. Toplumların ahlâk seviyesi, dürüst insanların alkışlanmasıyla değil; dürüstlüğün hayatın doğal bir parçası hâline gelmesiyle yükselir.

SON SÖZ VE ÖZET
Gün geçmiyor ki haber bültenlerinde buna benzer örneklerle karşılaşmayalım. Her defasında gururlanıyor, seviniyor ve aynı zamanda şaşırıyoruz. Oysa şaşırmamamız gerekir. Çünkü bu toprakların mayasında doğruluk, emanet, kul hakkına riayet ve vicdan vardır. Bizi millet yapan sadece ortak tarihimiz değil; aynı zamanda ortak ahlâkımızdır. İhtiyacımız olan şey, bu güzel örnekleri birkaç dakikalık haber olarak izleyip geçmek değil; onları hayatımızın ölçüsü hâline getirmektir. Dürüstlüğü istisna olmaktan çıkarıp sıradan bir erdeme dönüştürebildiğimiz gün, yalnızca kayıp paralar sahiplerine ulaşmayacak; güven, huzur ve toplumsal dayanışma da yeniden güç kazanacaktır. Çünkü güçlü toplumlar, yüksek binalarla değil; yüksek ahlâklı, sağlam karakterli insanlarla inşa edilir.