PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Her çağın kendine özgü bir imtihanı vardır. Bugün bilgiye ulaşmak kolay olsa da doğru bilgiye ulaşmak ve onu doğru kullanmak asıl mesel edir. Çünkü insanı değerli kılan yalnızca bilgi değil, bilginin ahlâkla buluştuğu hikmettir. Nice bilgili insanlar kibirleriyle zarar verirken, nice mütevazı insanlar az bilgileriyle büyük hayırlara vesile olmuştur.

Geçmişte, çok değil daha otuz sene önceye kadar, insanlar bilgiye ulaşmakta zorlanırken bugün birkaç tuşla bilgiye ulaşamak mümkün hâle geldi. Birkaç saniye içinde milyonlarca metin, binlerce video ve sayısız yorum önümüze düşüyor. Ancak bilgiye kolay ulaşmanın, doğru bilgiye ulaştığımız anlamına gelmediğini yaşayarak görüyoruz. Bugün asıl mesele bilgi eksikliği değil; bilginin doğruluğu, güvenilirliği ve onu hikmete dönüştürebilme becerisidir. Bugün dinî hayatımız da bu dönüşümden nasibini alıyor. Eskiden bir mesele öğrenmek isteyen kişi mahallesindeki âlime, hocasına veya güvenilir bir esere başvururdu. Şimdi ise ilk başvurulan yer çoğu zaman arama motorları, kısa videolar ve sosyal medya hesaplarıdır. Bir dakikalık videolarla fetvalar veriliyor, birkaç cümlelik paylaşımlarla asırlık ilmî tartışmalar hükme bağlanıyor. Bilgi hız kazanırken derinlik kayboluyor.

EKSİK OLAN ŞEY HİKMET
İslâm geleneğinde ilim yalnızca malumât birikimi değildir. İlim, insanı Allah'a yaklaştıran, ahlâkını güzelleştiren ve davranışlarını olgunlaştıran bir değerdir. Bu yüzden büyük âlimler, "İlim amel içindir" demişlerdir. Öğrenilen bilgi kişiyi daha mütevazı, daha adaletli ve daha merhametli yapmıyorsa, orada eksik olan şey hikmettir. Dijital ortam ise çoğu zaman tam tersini teşvik ediyor. Hızlı tüketilen bilgiler, kesin hükümler, sert tartışmalar ve beğeni uğruna söylenen iddialı sözler...
ÇOĞU ZAMAN SESSİZ KALIYOR
Oysa hikmet acele etmez. Hikmet dinler, düşünür, araştırır ve sonra konuşur. Çünkü hikmetin amacı kazanmak değil, hakikate yaklaşmaktır. Bugün insanlar bir videoyu sonuna kadar izlemeden yorum yapıyor, bir başlığı okuyup hüküm veriyor, doğruluğunu araştırmadan paylaşımları yaygınlaştırıyor. Bu durum sadece sosyal hayatı değil, dinî anlayışı da etkiliyor. Yanlış bilgiler hızla yayılırken doğru bilgiler çoğu zaman sessiz kalıyor.

KOLAYCI DİNDARLIK
Teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanmak elbette önemlidir. Çevrim içi dersler, dijital kütüphaneler ve ilmî veri tabanları büyük fırsatlardır. Ancak bunun yanında yeni bir tehlike de ortaya çıktı: Kolaycı dindarlık. Bazı insanlar yalnızca birkaç kısa videodan hareketle kendilerini dinî konularda söz söyleyecek seviyede görebiliyor. Kimileri onlarca yıllık ilmî birikimi birkaç cümleyle değersizleştiriyor. Kimileri de dinî meseleleri popülerlik yarışının malzemesi hâline getiriyor.
BİLGİNİN SORUMLULUĞU
Din, sloganlarla öğrenilecek kadar yüzeysel değildir. Bir ayetin iniş sebebini, bir hadisin bağlamını, bir hükmün tarihî ve fıkhî arka planını bilmeden yapılan yorumlar, çoğu zaman iyi niyetle bile olsa insanları yanlış yönlendirebilir. İslam medeniyeti asırlar boyunca "ehliyet" ve "liyakat" ilkesini esas almıştır. Nasıl ki herkes ameliyat yapamazsa, herkes de din adına hüküm veremez. Bilginin sorumluluğu vardır. Bilmediği konuda "bilmiyorum" diyebilmek de ilmin önemli bir parçasıdır.

YAPAY ZEKA UYGULAMALARI
Son yıllarda hayatımıza giren yapay zekâ uygulamaları bu tartışmayı daha da önemli hâle getirdi. Artık insanlar dinî sorularını da yapay zekâ sistemlerine yöneltiyor. Bu durum kaçınılmazdır ve doğru kullanıldığında önemli kolaylıklar sağlayabilir. Ancak burada unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Yapay zekâ bir malumât aracıdır; dinî otorite değildir. Yapay zekâ, kaynakları özetleyebilir, farklı görüşleri karşılaştırabilir ve araştırmayı kolaylaştırabilir. Fakat iman, takva, vicdan ve içtihat sahibi değildir. Dinî hükümlerin uygulanması çoğu zaman kişinin şartlarını, niyetini, içinde bulunduğu durumu ve alanın uzmanlarının değerlendirmesini gerektirir. Bu yüzden teknoloji rehber olabilir; fakat nihai ölçü olamaz. Bugün üzerinde en fazla durmamız gereken konulardan biri de dijital ahlâktır. Ekran başında söylenen sözlerin de kul hakkına konu olduğunu unutmamak gerekir. Bir insanı araştırmadan suçlamak, iftira niteliğinde paylaşımlar yapmak, özel hayatı ifşa etmek, hakaret etmek veya doğruluğu bilinmeyen haberleri yaymak, sanal dünyada işlendiği için masum hâle gelmez. Kur'an'ın doğruluk, adalet, gıybetten kaçınma ve emanete riayet ilkeleri sadece yüz yüze ilişkiler için değildir. Klavye başındaki davranışlarımız da aynı ahlâkî ölçülere tabidir. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz ibadetlerden biri "paylaşmadan önce düşünmek", "yorum yapmadan önce araştırmak" ve "konuşmadan önce doğrulamaktır." Dijital dünyanın en büyük eksikliği hız değil; teennidir.
BİR BİLİNÇ OLUŞTURULMALI
Bilgi çağında yaşıyoruz; fakat insanı insan yapan yalnızca bilgi değildir. Hikmet, bilginin ahlâkla buluşmuş hâlidir. Nice bilgili insanlar vardır ki kibirleri sebebiyle topluma zarar vermiştir. Nice mütevazı insanlar vardır ki az bildikleriyle büyük hayırlar üretmişlerdir. Bugün çocuklarımıza sadece teknoloji kullanmayı değil, teknolojiyi ahlâklı kullanmayı da öğretmeliyiz. Gençlerimize yalnızca bilgiye ulaşmanın yollarını değil, doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt etme becerisini de kazandırmalıyız. Üniversiteler, okullar, camiler ve aileler bu konuda ortak bir bilinç oluşturmalıdır.

VİCDANLA YOĞURULMASI
Dijital dünya hayatımızdan çıkmayacak. Yapay zekâ daha da gelişecek, bilgi daha da hızlanacak, ekranlar hayatımızın merkezinde olmaya devam edecek. Fakat değişmemesi gereken bazı değerler vardır: Doğruluk, güvenilirlik, tevazu, ehliyet ve hikmet. Bilgi, insanın zihnini aydınlatabilir; fakat hikmet kalbini de aydınlatır. Bilgi bize "ne"yi öğretir; hikmet ise "nasıl" yaşamamız gerektiğini gösterir. İşte dijital çağın en büyük sınavı tam da burada başlamaktadır: Bilgiyi çoğaltırken hikmeti kaybetmemek. Çünkü insanı kurtaracak olan, ekranlarda biriken bilgiler değil; o bilgilerin vicdanla yoğrulmuş hâlidir.