YAVRU vatan Kıbrıs, 1974 Barış Harekâtı'na kadar çile dolu günler yaşamış ve adadaki Türk soydaşlarımız zaman zaman dünyanın gözü önünde Rumlar tarafından acımazsızca katledilmişlerdir. Neredeyse soykırımın eşiğine kadar gelen Kıbrıslı Türkler, 1974 yılında başarıyla gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı ile tekrar özgürlüklerine kavuşmuş ve Rum mezalimine 'dur' denilmiştir. 1974 yılına kadar gelinen süreçte adeta gözü dönmüş Rumların Türklere karşı inanılmaz baskılar uyguladığı tarihi bir gerçektir. Türkler yerlerinden yurtlarından edilerek göçe zorlanmış hatta çoluk çocuk demeden yaşam hakları ellerinden alınmıştır. Ne mutlu ki acı dolu yılların üzerinden çok uzun yıllar geçti. Bu gün Kıbrıslı Türkler adada barış ve huzur içinde yaşıyor.

KAN VE GÖZYAŞI
ANCAK bunun karşılığının da kan ve gözyaşı ile ödendiği asla unutulmamalı. Bu gün bile mezarları olmayan onlarca Türk şehit, Kıbrıs topraklarında yatıyor. Bu vatan için ödenen bedelin karşılığı şüphesiz bu topraklarda kefensiz yatan şehitlerimizdir. Bugün sizlere anlatacağımız olay bir film senaryosundan alınmadı. Kurgu da değil. Ahmet Hergüner adlı Kıbrıslı şehidimizin inanılmaz hikâyesini dinlerken belki de gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Kısaca özetleyelim, Rumlar tarafından 1974'te evinden kaçırıldıktan hemen sonra bir mağarada acımasızca katledilen Kıbrıslı şehit Ahmet Hergüner'in cesedi ölümünden hemen önce yediği incir sayesinde tam 37 yıl sonra bulundu. Hergüner'in midesindeki incir çekirdeğinden yetişen incir ağacı araştırmacıların dikkatini çekince acı gerçek yıllar sonra gün yüzüne çıktı.

EVİ BASILARAK KAÇIRILDI
BU yıl, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 52'nci yıldönümünü gururla kutladık. Şehidimiz Ahmet Hergüner'in acı hikâyesi ise harekâttan yaklaşık 10 gün önce yaşanmış. 1974 yazının Temmuz ayına gelindiğinde adada Rum baskısı iyiden iyiye artmıştı. Rumlar, köyleri basıyor, Türkleri ya öldürüyor ya da kaçırıyordu. Şehidimiz, Ahmet Hergüner de artık Rum mezalimine karşı çıkmanın zamanı geldiğine inanıyordu. O da akranları gibi Türk Mukavemet Teşkilatı'na gözünü kıpmadan büyük bir gururla katılmıştı. Özgürlük mücadelesini örgütlü şekilde yürütmek istiyordu. 10 Temmuz günü ise ailenin ve şehidimizin kaderini değiştirecek bir şey yaşandı. Rumlar, Hergüner ailesinin evini bastı. Hergüner'i de yanlarına alarak kaçırdılar. Bir daha kendisinden asla haber alınamadı.
TESADÜFEN BULUNDU
TAKVİM yaprakları 2011 yılını gösteriyordu. Ksenofon Kallis adlı bir araştırmacı "Paraklişa" köyündeki dağlık alanda araştırmalar yapıyordu. Bir mağaranın önüne geldiğinde ise irkilerek aniden durdu. Mağaranın kenarında yetişen bir incir ağacı dikkatini çekmişti. Çömeldi, ellerini başının arasına alarak düşündü. Ayağa kalkarak ağacın yapraklarını incelemeye başladı. O incir ağacı bölgede yetişen bir tür değildi. Aşırı şekilde şüphelenmişti. Neredeyse mağaranın içinde bulunan ve o rakımda yetişmesi mümkün olmayan incir ağacını kestirerek mağarada kazı yapmaya karar verdi. Ekibiyle birlikte çalışmalara hemen başladı.

MAĞARADA 3 CESET
KAZILAR sona erdiğinde ise ne acıdır ki mağarada toplam 3 cesede ait kemik parçaları bulundu. Bu kemiklerin Türklere ait olması neredeyse kesindi. Ancak bir cesede ait kemikler ise oldukça şaşırtıcıydı. Kayıp listesinden elde edilen bilgiler ışığında Hergüner'in o sabah evlerinin bahçesinde yetişen ve Kıbrıs'ta oldukça ender bir tür olan bir incir ağacından meyve kopararak yediği bilgisine ulaşıldı. 'Angoriniga' cinsi incir ağacı, şehidimizin bulununcaya kadar adeta mezarı olmuştu. Rumlar, katliamın ardından izleri yok etmek için mağarayı dinamitle patlatmışlardı. Ancak mağaranın duvarlarından kopan kaya parçaları gün ışığının içeriye girmesine yol açmıştı. Şehidimizin midesindeki incir çekirdeği ise zamanla aldığı gün ışığıyla büyüyüp, serpilerek koca bir ağaç olmuştu. Hemen DNA testleri yapıldı. Acı gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı.

AİLESİNE TESLİM EDİLDİ
ŞEHİDİMİZİN kemikleri tam 37 yıl sonra ailesine teslim edildi. Gözyaşları içinde törenle doğduğu topraklara defnedildi. Hergüner'in acılı kardeşi ise o yıllarda duygularını şöyle dile getirmişti. "Rumların saldırısı olunca köyümüze en yakın İngiliz üssüne sığındık. 6 ay kadar başka köylerden de gelen yaklaşık 10 bin kişiyle üsteki kampta yaşadık. Sonra bizi uçaklara koyup Türkiye' ye gönderdiler. Adana' da kaldıktan sonra anlaşmayla Kıbrıs' a geri geldik. Rumlardan boşalan evlere yerleştik. Biz kurtulduk ama ne yazık ki kardeşimi kurtaramadık. Yıllarca kendisinden hiçbir haber alamamıştık. 2011'de haber geldi, Paraklişa köyünde bir araştırmacı dağlık alanda o bölgede yetişmeyen bir incir ağacı görüp şüphelenmiş altını kazınca 3 kişinin kemiklerini bulmuşlar. Kimlerin evinde 'angoriniga' inciri var diye araştırdılar. Kardeşimin kayıp olduğunu öğrenince DNA testi yaptılar ve onu buldular. Acımız ise hiç dinmedi..."
İNCİR ÇEKİRDEĞİ DEYİP GEÇME
HANİ sohbetlerimizde, meselenin ne kadar küçük olduğunu betimlemeye çalıştığımız "incir çekirdeğinin" bir şehidimizin yıllarca mezarı olacağını ve o ağaç sayesinde yıllar ama yıllar sonra kimliğinin tespit edileceğini biri bize söylese inanmakta güçlük çekerdik. "Hayat sürprizlerle dolu" diye boşuna dememişler. Mezarları bile olmayan tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor ve onları minnetle anıyoruz...