Gazıantep'te genç hemşire Ali Parlak'ın nöbeti sırasında hayatını kaybetmesi zayıflama iğnelerini yeniden tartışmaya açtı. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Muammer Karadeniz, tedavilerin doğru hastada hayat kurtarabileceğini ancak hekim kontrolü dışında kullanıldığında ciddi sağlık riskleri doğurabileceğini vurguladı. Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'nde görev yapan 38 yaşındaki hemşire Ali Parlak, nöbeti sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Genç hemşirenin vefatının ardından, son dönemde popülerliği artan zayıflama enjeksiyon tedavisine başladığı, ilk dozun ardından yaklaşık 8 ila 10 kilogram verdiği ve doktor tavsiyesiyle karaciğer enzimlerini kontrol ettirdikten sonra ikinci dozu uyguladığı öğrenildi. İkinci dozun ardından çıktığı hastane nöbetinde fenalaşarak yaşamını yitirmesi, kamuoyunda ölüm ile zayıflama iğneleri arasında bir bağlantı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı. Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü ve hastane yönetimi vefatın kalp krizinden kaynaklandığını belirtirken, olayda adı geçen ilacın yasal bir zayıflama ilacı olduğu aktarıldı. Kilis Tabip Odası Başkanı Kazım Doğan Eroğulları ilaçların kesinlikle hekim kontrolünde kullanılması gerektiği uyarısında bulunurken, yaşanan trajik olayı bilimsel açıdan değerlendiren Prof. Dr. Muammer Karadeniz konuya dair tespit ve uyarılarda bulundu.
KAPSAMLI ARAŞTIRILMALI
Bir kişinin zayıflama iğnesi kullanırken veya kullandıktan sonra kalp krizi geçirmiş olmasının ölümün tek başına ilaçtan kaynaklandığını göstermeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Muammer Karadeniz, böyle bir nedensellik kurulabilmesi için kullanılan ilacın ne olduğu, dozu, ne kadar süredir kullanıldığı, kişinin mevcut kalp-damar riskleri, eşlik eden hastalıkları ve kullandığı diğer ilaçların neler olduğu gibi durumların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Geniş bilimsel çalışmaların özellikle GLP-1 temelli tedavilerin uygun hastalarda kalp krizi riskini artırdığını göstermediğini söyleyen Karadeniz, aksine bazı ilaçların fazla kilolu veya obez ve kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde majör kardiyovasküler olayları azalttığının gösterildiğini belirtti. Bu durumun bu ilaçların tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekti. Bulantı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal yan etkilerin görülebileceğini hatırlatarak, bunların ağır olması durumunda sıvı kaybı ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabileceğini, ayrıca safra kesesi sorunları ve daha nadiren pankreatit gibi ciddi komplikasyonların da görülebileceğini söyledi. Bazı preparatlarda kalp hızında hafif artışın da izlenebildiğini aktaran Karadeniz, daha önce pankreatit geçiren hastalarda ve tiroid kanserlerinin belirli tiplerine sahip olan bireylerde bu ilaçları dikkatli kullanmak, mümkünse kullanmamak gerektiğinin altını çizdi. Özellikle başka kan şekeri düşürücü ilaçlarla birlikte kullanıldığında hipoglisemi riskinin ayrıca düşünülmesi gerektiğini vurguladı.
"DOĞRU YEMEK"
Üzerinde asıl durulması gereken konunun bu ilaçların doğru hastaya, doğru endikasyonla ve hekim kontrolünde kullanılıp kullanılmadığı olduğunu belirten Karadeniz, obezitenin ciddi ve kronik bir hastalık olduğunu ve tedavisinin de tıbbi takip gerektirdiğini dile getirdi. Kişilerin yalnızca kilo vermek amacıyla, arkadaş tavsiyesiyle veya hekim değerlendirmesi olmadan bu ilaçları kullanmasını doğru bulmadıklarını ifade etti. Söz konusu vakada ise tıbbi incelemeler tamamlanmadan 'zayıflama iğnesi kalp krizine ve ölüme neden oldu' şeklinde kesin bir sonuca varmanın bilimsel olarak doğru olmadığını belirtan Karadeniz, GLP-1 analogları olarak anılan bu ilaçların mide boşalmasını yavaşlattığını ve iştahı azalttığını, bu nedenle amacın "az yemek" değil, doğru beslenmek olması gerektiğini savundu.
TEDAVİDE BESLENME
Karadeniz, bu tedavi sürecinde protein alımının hayati önem taşıdığını vurgulayarak günlük ideal vücut ağırlığı başına 1.2 ila 1.5 gram protein hedeflenmesi gerektiğini ve her öğünde 25 ila 35 gram protein almaya çalışılmasının kas kaybını azaltacağını belirtti. Karbonhidrat tüketiminde tam tahıllar, bulgur, yulaf, baklagiller ve sebzelerin tercih edilmesi gerektiğini belirterek, şekerli içecekler, meyve suyu, beyaz ekmek ve tatlıların ise azaltılması gerektiğine dikkat çekti. Yağ tüketimi konusunda zeytinyağı, avokado, ceviz, fındık ve badem gibi sağlıklı yağların seçilmesini, kızartmalar, fast food ve çok yağlı kırmızı etin sınırlandırılmasını tavsiye ederek, yağlı öğünlerin bulantıyı artırabileceği konusunda uyardı.
YAŞAM TARZI UYARISI
Egzersiz konusunda en önemli konunun kas kaybını önlemek olduğunu söyleyen Karadeniz, haftada 150 ila 300 dakika yürüyüş veya bisikletin yanı sıra haftada 2-3 gün büyük kas gruplarını çalıştıracak direnç egzersizi programının uygulanması gerektiğini belirtti. Direnç egzersizi yapılmazsa verilen kilonun önemli bir kısmının yağsız vücut kitlesinden olabileceği uyarısında bulundu. Uyku düzeninin de kritik olduğunu vurgulayan Karadeniz, 7 ila 9 saat kaliteli uykunun şart olduğunu, kötü uykunun ghrelin artışı, iştah artışı, insülin direnci ve kilo verme hızında azalma ile ilişkili olduğunu aktardı. Alkolün ise özellikle diğer antidiyabetiklerle birlikteyse hipoglisemi riskini artırabileceği, pankreatit belirtilerini maskeleyebileceği, trigliseridleri yükseltebileceği ve kalori alımını artıracağı için mümkün olduğunca azaltılması gerektiğinin altını çizdi.

