Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Kâinatın işleyişindeki o muazzam nizamı gözler önüne seren Mülk Sûresi, henüz ikinci âyetinde insanı hayatın en çetin varoluş gerçeğiyle yüzleştirir: "O ki,hanginizin daha güzelamel işleyeceğinidenemek/imtihanetmek için ölümü ve hayatıyarattı. O, mutlak güç sahibidir,çok bağışlayandır."(Mülk Sûresi, 2) Peki, insanı bu ağır imtihana dâhil edildiği için sitem etmeye, "Benineden bu çetin sınavlaratabi tutuyorsun?" diye itiraz etmeye iten şey nedir? Kendi varlığının kökenini unutup Yaratıcısına itiraz eden insanın bu durumu, bilimin ve mantığın penceresinden bakıldığında derin bir cehaleti barındırır.
Gelin, modern bilimin zirvesi sayılan uzay araştırmalarından bir temsil ile meseleyi zihnimizde tecessüm ettirelim.

İNSAN ŞUURU VERİLSE...
Bugün NASA, uzay araştırmalarında devasa bütçeler ve binlerce bilim insanıyla sayısız deney gerçekleştiriyor. Fırlatılan roketler, uzayın derinliklerine gönderilen uydular; yüksek ısı testlerinden, titreşim odalarından, aşırı basınç simülasyonlarından geçiriliyor. Bazen tek bir netice alabilmek için aynı materyal defalarca zorlu testlere tabi tutuluyor.
Şimdi bir an için, uzay simülasyon odasındaki o uyduya insan şuuru verildiğini farz edelim...
O uydu kalkıp mühendislere ve bilim insanlarına şöyle sitem edebilir mi: "Beni neden bukadar hırpalıyorsunuz?
Neden beni bu kadar zorlu sınavlardan geçirip yıpratıyorsunuz?" Böyle bir şikâyete hakkı olabilir mi? Zira o uydu, daha dün toprağın altında değersiz bir madenden ibaretti. Yüksek hararetli fırınlarda işlendi, şekil aldı, mühendislerin elinde ilim ve sanatla yoğrularak sıradan bir toprak olmaktan çıkıp NASA'nın devasa projelerinde yer buldu. Sadece varlık âlemine çıkmakla kalmadı; insan aklının fiziken ulaşamadığı uzayın derinliklerine, yıldızların ötesine süzülecek muazzam bir yetenekle fırlatıldı.
"MÜLK SAHİBİNİNDİR"
Eğer o uydu, "Beni sınamayın, beni zorlamayın. Bu sıkıntıları yaşmak için mi beni yaptınız" diye diretmeye kalksa; NASA yönetimi onu anında söküp hurdalığa atar, yerine yenisini koyar. Hurdalığa atılmış olsa bile şükretmeli.
Çünkü varlığını, değerini ve ulaştığı makamı tamamen o mühendislere borçlu olan bir nesnenin, kendisini tasarlayan iradeye itiraz etmeye ne hakkı vardır ne de mantıksal bir zemini.
Bu özgün ve derinlikli misal ve tefekkür, Bediüzzaman Said Nursî'nin Mektubat isimli eserinde yer alan şu düsturu hatıra getirmektedir: "Hem Sen birmemluksun. Mülk sahibimülkünde istediği gibitasarruf eder." (Mektubat)"Mâlik-i Hakikî'den gafilolan, kendi mülkünü kendimalı zanneder. Hâlbuki omülk, Mâlik-i Hakikî'ninbir emanetidir... Ey insan!
Senin elinde bulunan mülkün sahibi sen değilsin.
Mülk, O'nundur ki, Sen O'nun bir kulusun." (Sözler) Bediüzzaman bu hakikatte, insanın kendi vücudu ve hayatı üzerinde hakiki bir mülkiyet hakkı bulunmadığını vurgular.
İnsan, kendi bedenini veya ruhunu satın almış değildir.
Sanatkar-ı Zülcelal, insanı yokluk karanlıklarından çıkarmış; ona taş, toprak veya hayvan değil, "insan" olma şerefini vermiştir. Dolayısıyla Mülk Sahibi olan Allah, kendi mülkü olan insan üzerinde istediği gibi tasarruf eder; onu musibetlerle, hastalıklarla veya imtihanlarla yoğurarak kemalata erdirir ve cennete ehil hâle getirir.
İşte insanoğlunun durumu da o uydudan farklı değildir.
YOLCULUĞA HAZIRLIK
Bizler de bir zamanlar varlık sahasında yoktuk.
Maddemizi oluşturan elementler toprağın derinliklerinde basit birer zerreydi.
Allah bizi yokluktan çıkardı, en güzel surette yarattı, şuur ve akıl nimetiyle donattı. Sadece dünyada yaşayacak bir canlı değil; ebedî âlemlere, cennetin derinliklerine aday olacak bir donanıma kavuşturdu.
Rabbimizin bizi dünya laboratuvarında imtihanlara tabi tutması; dertle, kederle, sabırla ve şükürle denemesi, bizi hurdalığa atmak için değil; cevherimizi ortaya çıkarmak ve bizi ebediyet yolculuğuna hazırlamak içindir.
Hem varlık âlemine geleceksin, hem kâinatın en şerefli mahluku olacaksın, hem de "Neden imtihan ediliyorum?" diye Mülkün Sahibine bayrak açacaksın... Bu, ne kulluk edeplerine uyar ne de yalın bir mantık silsilesine.
Mülk O'nundur, hüküm O'nundur. İnsana düşen; Kendisini yokluktan varlığa çıkaran Yüce Yaratıcıya itiraz etmek değil, Mülk Sûresi'nin o muazzam âyetine muhatap olup imtihan sahnesinde "en güzel ameli" sergilemenin gayretinde olmaktır.
Zira Cennet ucuz değil...

