
Malazgirt Muharebesi öncesinde yaklaşık otuz yıllık bir zaman dilimi zarfında Büyük Selçuklular, Bizans'a karşı Doğu ve Orta Anadolu'nun tamamını kapsayan geniş bir sahada askeri, siyasi, diplomatik ve psikolojik yönlerden kıyasıya bir mücadele içerisinde oldu. 1071 yılının yaz aylarında Sultan Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında son sözün söyleneceği Malazgirt Muharebesi'ne adım adım yaklaşıldı.
YILDIRIM KOMUTANI AFŞİN BEY
Selçuklu uç beylerine bağlı akıncılar, Anadolu'nun kilit noktalarını tespit ederek, sürekli akınlar tertiplediler. Selçuklu komutanlarından Afşin Bey'in Horasanlı bir Türkmen ailesinden geldiği bilinir. Pehlivanlığı ile de tanınan Afşin Bey'in tarih sahnesine çıkışı, on birinci yüzyıl başlarında Selçukluların Anadolu'ya yaptıkları büyük Malazgirt Zaferinin ön hazırlıkları mahiyetinde olan akınlarla başlar. Afşin ve diğer emirlerin kumandasındaki Selçuklu birlikleri, Murat ve Dicle ırmakları havzalarından ilerleyerek güneye inip Ergani ve Nizip yörelerindeki Bizans kalelerini fethettiler, Nusaybin'i de kuşattılar. Türkler 'in Anadolu'daki ilerleyişinden endişelenen Bizanslılar, akınları durdurmak için faaliyete geçtiler. Fakat her defasında Afşin Bey kumandasındaki akıncıların ani baskınlarına karşı koyamadılar ve orduları bozuldu.
SAVAŞ ÖNCESİ DURUM
Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşunu sağlayan Dandanakan Savaşı'ndan sonra Merv şehrinde toplanan büyük kurultayda cihan hakimiyeti mefkuresi doğrultusunda tesbit edilen fetih planları çerçevesinde Selçuklular bilhassa batı yönünde büyük fetih hareketlerine başladılar. Anadolu'nun bir Türk yurdu haline gelmesi için uğraşan Selçuklu kuvvetlerinin karşısına Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenos, farklı milletlerden topladığı ordu ile karşılarına çıksa da bir başarı elde edemeden geri döndü.
ANADOLUYA İLERLEYİŞ BAŞLADI
İlk hedefi Bizans'ın idare ettiği Anadolu coğrafyası olan ve bu amaçla sınır bölgelerine seferler düzenleyen Sultan Alparslan, Kars ve Ani şehirlerini ele geçirerek Bizans'tan ilk toprağını aldı. Abbasi halifesinin 1070'te yardım talep etmesi üzerine ordusuyla Fatımilerin üzerine yürüyen Sultan Alparslan'ın Mısır'a yöneleceği haberi üzerine imparator Ayasofya Kilisesi'nde düzenlenen törenden sonra 1071 yılında çok daha güçlü bir ordu ile yola çıktı. 200.000 kişi civarında olduğu tahmin edilen ordu ile problemi kökünden halletmek için planlar yapsa da bu sırada Selçuklu Sultanı Alparslan da Halep önlerine kadar geldi. Halep'i bir süre kuşattıktan sonra Mısır'a gitmek üzere yola çıkan Alparslan'a imparatorun elçisi gelerek Malazgirt, Menbic ve Ahlat'ın iadesini istedi. Sultan Alparslan bu durum karşısında Mısır'a gitmekten vazgeçerek Doğu Anadolu'ya yöneldi Rey şehrinde konuşlanacağı duyumunu yayan Alparslan, bunun yerine Muş'a hareket etti. Bizans'ın 200.000 kişilik farklı ideallere hizmet eden ordusuna karşı Selçuklu ordusu aynı ideale hizmet eden 50.000 kişiden ibaretti. Ordu içinde Selçuklu Devleti'nin en değerli emirleri bulunuyordu. 24 Ağustos 1071 yılında karargah Ahlat-Malazgirt arasındaki Rahve ovasına kuruldu.

BEYAZ ELBİSESİNİ GİYDİ
Sultan Alparslan askerlerinin maneviyatını üst düzeye çıkarmak için hücum emrini Müslümanlar için mübarek olan 26 Ağustos Cuma günü verdi. Sultan Alparslan, ordusu ile birlikte Cuma namazını kıldı, akabinde onlara şevk, heyecan ve cesaret aşılayan etkili bir hitapta bulundu. Üzerine kefen mahiyetinde beyaz bir elbise giymesi, atının kuyruğunu bizzat kendi elleriyle bağlaması, ok ve yayını atarak yakın muharebe silahlarını kuşanması ile de askerlerine bizzat ön saflarda yer alacağı mesajını vermiş oldu.
KAPILARI AÇAN KOMUTAN
"Ölürsem kefenim olsun" dediği beyaz bir elbiseyle askerin karşısına çıkan Sultan Alparslan ve şöyle dedi: "Ben, Müslümanların camilerde bizim için dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehid olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler." Alparslan süvarilerden oluşan ordusunun hilal taktiği ile de Bizanslıları bozguna uğrattı. Romen Diyojen daha fazla dayanamayıp yenilgiyi kabul etti ve bazı askerleriyle yaralı olarak esir alındı. Ordusundan 4 kat büyük Bizans ordusuna karşı kazandığı zaferle tarihin seyrini değiştiren Sultan Alparslan, "Türklere Anadolu'nun kapılarını açan komutan" oldu. Malazgirt Zaferi ile Müslüman bir hükümdara Hristiyan dünyasının en büyük imparatorunun esir düşmesi tarihin akışını değiştirdi.
BARIŞ ANTLAŞMASINI İMZALADI
İslam, Bizans, Ermeni ve Süryani kaynakların belirttiğine göre Alparslan imparatora bir savaş esiri değil bir konuk hükümdar muamelesi yapmış, hatta onu yanında oturtmuştur. 2 hükümdar arasında geçen müzakereler sonucunda barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşmada yer alan maddelere göre İmparator kurtuluş akçesi olarak 1,5 milyon altın verecek, Bizans Devleti her yıl Selçuklular'a 360.000 altın vergi ödeyecek, Bizans'ın elinde bulunan bütün İslam esirleri serbest bırakılacak, Bizanslılar gerektiğinde Selçuklular'a askeri yardımda bulunacak,İmparator kızlarından birini sultanın oğluna nikahlayacak, Antakya, Urfa, Menhic ve Malazgirt Selçuklulara bırakılacaktı.

ROMEN DİOGENES'İN SONU OLDU
İmzalanan bu antlaşmanın ertesi günü Alparslan imparatoru İstanbul'a doğru uğurladı ancak Bizans Senatosu mağlubiyeti öğrenince Romanos Diogenes'i tahttan indirdi. Gözlerine mil çekilerek hapse atılan Diogenes Kınalıada zindanında ertesi yıl hayatını kaybetti. Alparslan ise kazandığı zaferi tüm İslam alemine fetihnameler göndererek müjdeledi. Hükümdarlar tarafından armağanlara boğulan Alparslan, dönemin şairleri ve edipleri tarafından da çeşitli kasideler ile övüldü.
EGE VE MARMARA'YA İLERLEDİLER
Malazgirt Muharebesi Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından birini oluşturur. Bu zafer sonunda, Bizanslılar'ın bütün maddİ imkanlarını kullanarak hazırladıkları büyük ordu dağıldığından daha sonraki yıllarda Türkler önemli bir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak kısa zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişler ve bu defa istila ve yağma amacı taşımadan fethettikleri toprakları vatan edinip Saltuklu, Mengücüklü, Danişmendli, Dilmaçoğulları, Ahlatşahlar, Yinaloğulları, Çubukoğulları ve Artuklu devletlerini kurmuşlardır.
HİLAL TAKTİĞİ NEDİR
Turan taktiği, "Hilal Taktiği" olarak da bilinir. Ordu, savaş esnasında sağ, sol ve merkez olmak üzere üç kısma ayrılır. Merkez birlikleri düşmana saldırdıktan bir süre sonra geri çekilir. Düşman askerleri geri çekilenlerin peşinden giderken sağ ve sol merkezdeki birlikler tarafından çevreleri kuşatılarak hücuma geçilir. Sultan Alpaslan'ında uyguladığı bu taktik Bizanslıların sonunu getirmişti.