PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Bir konferanstan geriye kalan düşünceler... Kabil ile Habil'den Ahîlik kültürüne uzanan çizgide, gücün ahlâkı ve kardeşliğin hukuku üzerine... Geçtiğimiz hafta sonu, Ahîlik Haftası münasebetiyle kadim dostum Sayın Kazım Erten'in verdiği konferansa katıldım. Konferansta Ahîliğin yalnızca meslekî bir teşkilatlanma değil; insanı, toplumu ve birlikte yaşama ahlâkını şekillendiren güçlü bir medeniyet tasavvuru olduğu vurgulandı. Konferans boyunca dile getirilen hususlar, Ahîliğin geçmişte kalmış bir esnaf teşkilatı olmadığını; bugün de insan ilişkilerimizi, çalışma hayatımızı ve toplumsal sorumluluklarımızı yeniden düşünmemiz için canlı bir imkân taşıdığını gösteriyordu. Ahîlik, kazancın yanına kanaati, rekabetin yanına kardeşliği, gücün yanına sorumluluğu koyan bir hayat anlayışıydı. Bu düşünceler beni, insanlık tarihinin en eski kardeşlik imtihanlarından biri olan Kabil ile Habil kıssasına götürdü. Çünkü kardeşlik, yalnızca birbirini sevmek değil; sahip olduğumuz güç ve imkânları başkasına karşı nasıl kullandığımızla da ilgilidir.
KABİL İLE HABİL'DEN BUGÜNE
Kur'an, Kabil ile Habil arasındaki çatışmayı anlatırken yalnızca geçmişte yaşanmış bir cinayeti haber vermekle kalmaz; insanın öfke, kıskançlık ve hırs karşısındaki tutumunu da düşünmeye sevk eder. Kıssanın en dikkat çekici ifadelerinden biri, Habil'in Kabil'e yönelik sözleridir. Ayetin anlamı mealen şöyledir: "Andolsun, sen beni öldürmek için elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." (Mâide, 5/28) Burada özellikle "elini uzatmak" ifadesi dikkat çekmektedir. Ayetin lafzında geçen "yed" kelimesi esas itibarıyla el anlamındadır. Ancak klasik Arapça kullanımında "el" kelimesinin, bağlama göre güç, kudret ve tasarruf gibi anlam çağrışımları kazanabildiği de bilinmektedir. Bu sebeple ayeti yalnızca fizikî bir saldırı bağlamında değil, insanın sahip olduğu imkân ve gücü nasıl kullanacağı açısından düşünmek mümkündür. Ancak burada ayetin açık lafzı ile bizim ondan hareketle yaptığımız ahlâkî çıkarımı birbirinden ayırmak gerekir.

ELİN ÖTESİNDEKİ SORU
Habil'in sözü, her şeyden önce öldürme iradesini reddeden bir ahlâkî tavrı ortaya koyar. Buradan hareketle insanın elindeki güç ve imkânlar üzerinde de düşünmek mümkündür. İnsanın elinde bulunan güç, makam, servet, bilgi veya nüfuz, onu başkasını ezmenin aracı hâline getirdiğinde kardeşlik zedelenir. Buna karşılık aynı imkânlar, insanın başkasının hakkını gözetmesine, emeğine saygı göstermesine ve toplumsal dayanışmaya katkı sunmasına vesile olduğunda ahlâkî bir değer kazanır. Ahîlik kültürünün asıl dikkat çekici yönlerinden biri de burada ortaya çıkar. Ahîlik, insanın elindeki imkânı sadece kendi kazancını artırmak için değil, toplumun huzurunu ve güvenini korumak için kullanmasını öğütleyen bir anlayış geliştirmiştir.
DUYGUDAN HUKUKA DOĞRU
Kur'an, "Müminler ancak kardeştirler" (Hucurât, 49/10) buyurarak müminler arasındaki ilişkiyi kardeşlik kavramıyla ifade eder ve ardından onların arasını düzeltmeyi emreder. Demek ki kardeşlik yalnızca bir duygu değildir; aynı zamanda bir hukuk ve sorumluluk alanıdır. Kardeşlik varsa haksızlık karşısında susmamak, emanete riayet etmek, ölçü ve tartıda adaleti gözetmek, başkasının hakkını kendi kazancından önce düşünmek gerekir. Ahîlik de bu anlayışı çalışma hayatının içine taşımıştır. Ahî için meslek, yalnızca para kazanmanın yolu değildir. Meslek; dürüstlük, güven, dayanışma, helal kazanç, kul hakkı ve toplumsal sorumlulukla birlikte anlam kazanır. Bu yönüyle Ahîlik, Kabil ile Habil kıssasının bize düşündürdüğü temel sorulardan birine güçlü bir cevap sunar: İnsan, elindeki gücü ne için kullanacaktır? Başkasını eksiltmek için mi, yoksa birlikte yaşama hukukunu güçlendirmek için mi? Ahîlik, ikinci yolu tercih eden bir medeniyet tecrübesidir.
KARDEŞLİK MEDENİYETİ
KABİL ile Habil kıssası, insanın iç dünyasındaki kıskançlık, öfke ve sahip olma arzusunun nasıl ağır sonuçlara dönüşebileceğini gösteren çarpıcı bir anlatıdır. Ahîlik ise bu tür çatışmaları önleyecek ahlâkî zemini toplumsal hayata taşımaya çalışan bir medeniyet tecrübesidir. Bir tarafta kardeşini ortadan kaldırmayı göze alan bir irade; diğer tarafta elindeki imkânı öldürme arzusunun hizmetine vermeyi reddeden bir tavır vardır. Bir tarafta güçle hükmetme, diğer tarafta ahlâkla sınırlandırılmış bir güç anlayışı... Bugün çalışma hayatından ticarete, siyasetten akademiye, kamu hizmetinden günlük insan ilişkilerine kadar aynı soruyla karşı karşıyayız: Elimizdeki imkânı kardeşimizi eksiltmek için mi, kardeşliğimizi yaşatmak için mi kullanacağız? Belki de Ahîlik Haftası vesilesiyle üzerinde en fazla durmamız gereken mesele budur. Çünkü medeniyet, sadece ne kadar güç biriktirdiğimizle değil; sahip olduğumuz gücü ne kadar ahlâkla kullandığımızla ölçülür. Kabil ile Habil kıssasından Ahîliğe uzanan çizgide karşımıza çıkan soru aslında hâlâ aynı: Elimizdeki imkânı kardeşimizi eksiltmek için mi, kardeşliğimizi yaşatmak için mi kullanacağız? Cevap, sahip olduğumuz güçten önce, o güce yön veren ahlâkta saklı.

