Karadeniz'de bir tahıl gemisi limandan ayrılırken arkasında yalnızca kıyıyı bırakmıyor. Kaptanın aklında saldırı ihtimali var. Armatör maliyet hesabı yapıyor. Yükü bekleyen ülke ise geminin ne zaman geleceğini düşünüyor. Savaş uzadıkça bu yolculuk daha da zorlaşıyor. Rusya ile Ukrayna birbirlerinin limanlarını, gemilerini, ticaret yollarını baskı altına alıyor. Cephede sonuç alınamayan yerde karşı tarafın gelirini kesmek, hareket alanını daraltmak önem kazanıyor. Tahıl da bu mücadelenin içinde. Ankara'nın yeniden devreye girmesini bu açıdan okumak gerekiyor. Euronews'in AFP'ye dayandırdığı 17 Eylül tarihli habere göre Türkiye, sivil ve ticari gemilere yönelik saldırıların durdurulması için Moskova ile Kiev'e bir mutabakat taslağı sundu. Ekim başında yeni görüşmeler hazırlanmasına ilişkin haberler de geliyor. Ortada henüz sonuçlanmış bir anlaşma yok. Ama arayış sürüyor.

BURADAN BİR UZLAŞMA ÇIKAR MI?
Kolay değil. Yine de iki tarafın da güvenli deniz ticaretine ihtiyacı var. Ukrayna tahılını satmak, ihracat gelirini korumak istiyor. Rusya da saldırılar nedeniyle aksayan sevkiyatına başka yollar arıyor. Rus şirketleri, Baltık ve Arktik limanlarındaki bazı terminalleri tahıl taşımacılığına uygun hale getiriyor. Demek ki Karadeniz'deki güvensizlik Moskova'nın da hesabını bozuyor. Buradan bir uzlaşma çıkar mı? Çıkabilir. Fakat ticari kayıp ile askerî hesap aynı masaya konulduğunda karar vermek zorlaşıyor. Bir tarafın ekonomik olarak ihtiyaç duyduğu şey, diğer tarafın savaşta kullanmak istediği baskı aracına dönüşebiliyor.

ŞARTLAR ARTIK DAHA ZOR
Türkiye'nin uğraştığı düğüm biraz da bu. Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın hem Moskova hem Kiev ile görüşebilmesi, Ankara'ya bu arayışta alan açıyor. Türkiye'nin iki başkentle de temasını sürdürmesinin değeri, böyle zamanlarda daha iyi anlaşılıyor. Birbirini suçlayan tarafları aynı çözüm üzerinde konuşturabilmek, başlı başına emek isteyen bir iş. Ama geçmişte tahıl koridorunun kurulmuş olması, bugün aynı sonucun kolayca alınacağı anlamına gelmez. Savaşın yükü ağırlaştı. Güven daha da azaldı. Ankara'nın önceki deneyimi önemli; karşısındaki şartlar ise daha zor. Üstelik bir gemiye "geçebilirsin" demek yetmiyor. Yanaşacağı liman vuruluyorsa kaptan hangi güvenceye dayanacak? Saldırı olduğunda sorumluluğu kim belirleyecek? Taraflar birbirini suçlamaya başladığında sevkiyat devam edebilecek mi?
DAHA GENIS TARAFI VAR
ANLAŞMANIN asıl sınavı, imzadan sonra başlayacak. Denizci, verilen sözün tuttuğunu görmek ister. Sigortacı da öyle. İlk gemi geçer, ikincisi geçer; güven biraz böyle oluşur. Bir saldırıyla da yeniden kaybolabilir. Türkiye için bunlar uzakta yaşanan gelişmeler değil. Karadeniz bizim kıyımız. Türk gemilerinin çalıştığı, denizcilerimizin yol aldığı bir deniz. Burada ticaretin güvenliğiyle ilgilenmek, doğrudan kendi çıkarlarımızı korumaktır. Bir de meselenin daha geniş bir tarafı var. Rusya ile Ukrayna arasında kapsamlı bir barış bugün çok zor görünse de her konuda sonuçsuz kalmak zorunda değiliz.
TEK BASINA ÇÖZEMEZ
TİCARİ gemileri ve limanları koruyacak sınırlı bir mutabakatın bile karşılığı olur. Yeter ki kapsamı belli olsun, denetlensin ve ihlaller geçiştirilmesin. öyle bir anlaşmadan büyük barış vaatleri çıkarmak için erken. Önce işlemesini görmek gerekir. Ankara düğümü tek başına çözemez. Moskova ile Kiev'in de çözmeye niyeti olması şart. Ancak o niyeti somut bir anlaşmaya dönüştürecek masanın kurulmasında Türkiye'nin söyleyecek sözü, kullanacak deneyimi var. Şimdi mesele, bu deneyimin yeniden sonuç verip vermeyeceği. Karadeniz'de barışın ilk işareti, bir açıklamadan önce limandan sağ salim çıkan bir gemi olabilir.