Meme kanseri denildiğinde çoğumuzun aklına önce genetik yatkınlık ve aile öyküsü geliyor. Oysa araştırmalar, günlük yaşamımızdaki bazı alışkanlıkların da meme kanseri riskiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Alkol tüketimi, yetişkinlik döneminde kilo artışı, hareketsizlik ve genel beslenme düzeni bunların başında geliyor. Elbette bu alışkanlıklara dikkat eden hiç kimse için risk sıfırlanmıyor. Ancak kontrol edebildiğimiz etkenleri bilmek, sağlığımız için atabileceğimiz adımları da görünür kılıyor.

ALKOL TÜKETİMİ
Meme kanseriyle ilişkisi yeterince konuşulmayan alışkanlıklardan biri alkol tüketimi. 2024 yılında yayımlanan bir çalışma, alkol tüketimi arttıkça meme kanseri riskinin de arttığını ortaya koydu. Araştırmada, günde bir standart içki tüketimi hiç tüketmemeye kıyasla yaklaşık yüzde 10 daha yüksek göreceli riskle ilişkiliydi. Günde yarım standart içki için tahmin edilen artış ise yaklaşık yüzde 5'ti. Bu oranlar, kişinin kanser olma olasılığının doğrudan 10 puan arttığı anlamına gelmiyor; göreceli risk farkını ifade ediyor. Alkolün vücutta parçalanması sırasında oluşan asetaldehit ve hormon düzeyleri üzerindeki etkiler, bu ilişkinin olası açıklamaları arasında. Bu nedenle şarabın, biranın veya başka bir alkollü içeceğin meme sağlığı açısından güvenli olduğu düşünülmemeli. Kanser riskini azaltmak açısından en güvenli seçenek alkol tüketmemek; tüketenler içinse miktarı azaltmak önemli bir adım.

MENOPOZ SONRASI
Vücut ağırlığı ile meme kanseri arasındaki ilişki, özellikle menopoz sonrasında önem kazanıyor. Dünya Kanser Araştırma Fonu, menopoz sonrası dönemde fazla vücut ağırlığı ve yetişkinlik boyunca kilo alımını meme kanseri için güçlü kanıtlarla ilişkilendirilen etkenler arasında değerlendiriyor. Bunun arkasında yalnızca tartıdaki sayı yok. Menopoz sonrasında yumurtalıkların östrojen üretimi azalırken yağ dokusu östrojen üretimine katkıda bulunan kaynaklardan biri hâline geliyor. Yağ dokusunun artması hormon ortamını etkileyebiliyor; insülin direnci ve inflamasyon gibi metabolik süreçler de bu tabloda rol oynayabiliyor. Burada önemli bir ayrıntı var: Kilo ve meme kanseri arasındaki ilişki yaşamın her döneminde aynı değil. Araştırmalar, özellikle menopoz sonrası dönemde yetişkinlikte kilo alımının riskle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle amaç hızlı kilo vermek veya herkesi aynı beden ölçüsüne yönlendirmek değil; yetişkinlik boyunca aşırı kilo artışını önlemek ve sağlıklı bir vücut ağırlığını korumak.

HAREKETSİZ HAYAT
Fiziksel aktivite, meme kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabilecek değiştirilebilir etkenlerden biri. Bu ilişkiyi değerlendiren bir çalışmada daha fazla fiziksel aktivitenin hem menopoz öncesi hem de menopoz sonrası meme kanseri riskiyle ters yönde ilişkili olduğunu bildirdi. Üstelik hareket etmek için ağır antrenmanlar yapmak şart değil. Tempolu yürüyüş, bisiklet, dans veya gün içinde daha fazla yürümek de fiziksel aktiviteye katkı sağlar. Genel sağlık önerileri, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmasını destekliyor. Uzun süre oturarak geçirilen zamanı azaltmak da iyi bir başlangıç olabilir.
BESLENME BİR BÜTÜNDÜR
2025 yılında yayımlanan Dünya Kanser Araştırma Fonu değerlendirmesi, beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarının bir bütün olarak ele alınmasının önemini vurguluyor. Sebze, meyve, tam tahıl ve kurubaklagil gibi liften zengin besinlere daha fazla yer vermek; şekerli içecekleri ve aşırı işlenmiş ürünleri sınırlandırmak; fiziksel olarak aktif olmak ve alkol tüketmemek, kanser riskini azaltmaya yönelik genel öneriler arasında bulunuyor. Meme kanserine özel olarak bazı besin grupları hakkındaki kanıtlar daha sınırlı olabileceğinden, bu önerileri kesin koruma garantisi olarak görmemek gerekiyor. Kanserden korunmak amacıyla gelişigüzel vitamin, antioksidan veya başka takviyeler kullanmak da doğru bir yaklaşım değil. Besin ögesi gereksinimlerini öncelikle dengeli bir beslenmeyle karşılamak ve takviyeleri ihtiyaç olduğunda sağlık profesyonelinin önerisiyle kullanmak daha uygun.
SAĞLIKLI YAŞAMIN ÖNEMİ
Bütün bu bilgilerin önemli bir sınırı var: Meme kanseri yalnızca yaşam tarzıyla açıklanamaz. Yaş, kalıtsal gen değişiklikleri, aile öyküsü ve hormonal ya da üreme öyküsü gibi pek çok etken rol oynar. Sağlıklı yaşayan bir kişi de meme kanserine yakalanabilir; bilinen bir risk etkeni olmayan bir kişide de hastalık gelişebilir. Bu nedenle yaşam tarzına dikkat etmek kadar, yaşa ve kişisel risk durumuna uygun taramaları yaptırmak da önemlidir. Memede yeni bir kitle, meme başında içe çekilme, ciltte belirgin değişiklik veya olağan dışı akıntı fark edildiğinde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Belirti olmaması, taramaların gereksiz olduğu anlamına gelmez. Meme kanseri farkındalığı yalnızca ekim ayında pembe kurdele takmak değildir. Günlük alışkanlıklarımızı gözden geçirmek, hareket etmeye zaman ayırmak, alkol konusunda bilinçli karar vermek, beslenmemizi iyileştirmek ve gerekli sağlık kontrollerini ertelememek de bu farkındalığın bir parçasıdır. Her risk etkenini değiştiremeyiz; ama değiştirebileceklerimizi bilmek ve küçük adımlarla başlamak elimizdedir.