Aile büyüklerimizin hep iç geçirdiği gibi 'nerde o eski bayramlar' dediğinizi duyar gibi oluyoruz... Belki de geçmişe özlemden kaynaklanan bir söylem bizimkisi... Ancak geçmişten günümüze dini bayramlarımızı kutlama şeklimizin de değiştiği bir gerçek. Örneğin, Osmanlı döneminde kutlanan Kurban Bayramı gelenekleri birkaç istisna dışında artık günümüzde neredeyse tamamen unutulmuş. Genç nesiller ise geçmişi yüzyıllara dayanan çoğu bayram geleneklerimizden habersiz. Hatta onlara çoğu bayram ritüeli çok saçma ve gereksiz geliyor. 'Hadi oğlum öp teyzenin elini veya öp amcanın elini' gibi zorlamalar bile gençleri çileden çıkarmaya yetebiliyor. İşin sosyolojik boyutunu biryana bırakıp Osmanlı'da Kurban bayramı geleneklerine bir göz atalım isterseniz.

PADİŞAH İÇİN 40 KURBAN
Hiç düşündünüz mü Kurban Bayramı eskiden nasıl kutlanır ve yaşanırdı? Cihana hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu'nda yüzyıllar boyu Kurban Bayramı köklü geleneklere sahipti. Halk, genelde daha sade şekilde bayramı geçirirken saray ve çevresinde ise birbirinden özel ve gösterişli kutlamalar yaşanırdı. İşte tarihin tozlu sayfalarından günümüze kadar gelen o geleneklerden bazıları. Osmanlı'da, kurbanlıklar 1 yıl önceden alınırdı. Kurbanda ise boyanır ve süslenirdi. Kurbanlıklara her türlü eziyetten kaçınılırdı. Padişah için özel koçlar 'Saya' ocaklarında yetiştirilirdi. Burada yaklaşık 40 kurban bulunurdu ve padişah birini seçer bayramın ilk günü kurbanı keserdi. Kurbanlıklar genelde Beyazıt Meydanı ve çeşitli merkez yerlerde toplanırdı.

TEMBİHNAME
Bayram gecesinde mahalle bekçileri davullar ile "Bu sabahın yazına, Kalkın Hakk'ın niyazına, Abdest alın ey komşular! Bayram, sabah namazına" şeklinde mani söylerlerdi. Kurbanlıklar önceden yıkanır, tüyleri taranır ve boynuzlarına zeytinyağı ile yağlanırdı. Kesim anına kadar tertemiz otlar üzerinde yatırılır ve çok iyi şekilde beslenmesi sağlanırdı. Kurbanın gözlerinin bağlanması ise en önemli detaydı. Kesilen kurban 3'e bölünürdü. Biri ev halkına diğeri ihtiyaç sahibi kişilere ve çevredeki medreselere verilirdi. Osmanlı'da, Kurban Bayramı geleneklerine birlikte göz atalım. Öncelikle, tahttaki padişah tarafından her bayram öncesi 'tembihnameler' yayınlanırdı. Tembihnamelerle birlikte evlerde, konaklarda, saraylarda hummalı bir temizlik başlar, bayram telaşı neredeyse tüm payitahtı sarardı. Söz konusu tembihnamelerde bayramlarda ahlaka aykırı davranışlardan uzak durulması gerektiğine de geniş şekilde yer verilirdi. Kısacası maddi ve manevi temizliğe yönelik öneriler maddeler halinde yayınlanırdı.

HEDİYELER DAĞITILIRDI
Arife günü top atışlarıyla başlayan bayram, son günün ikindi namazında atılan top ile sona ererdi. Padişaha özel olarak hazırlanan koç, özel kostümlü görevliler tarafından beslenir, taşınır ve hazırlanırdı. Kurban bayramında arefe günü Topkapı Sarayı'nda 2, bayram sabahı sarayda binek taşının önünde törenlerle 7 adet olmak üzere toplam 9 kurbanlık padişah adına kesilirdi. Osmanlı'da bayramdan önce çeşitli kesimlere hediyeler dağıtılırdı. Askerlere ve memurlara birer maaş ikramiye verilirdi. Ayasofya, Sultanahmet, Fatih ve Süleymaniye gibi payitaht içinde bulunan camiler başta olmak üzere tüm camilerde ulemaya 'kürk behası' adı verilen hediyeler görevlilere tarafından dağıtılırdı. Cezasının üçte ikisini yerine getirmiş olan mahkumların suçlara göre ayrılmış belirli bir kısmı da bayram dolayısıyla affedilirdi. Diğer tüm mahkumlara da bayramın birinci günü 'helva' dağıtılırdı.

ARİFE ÇİÇEKLERİ ÇOCUKLAR
Bayram boyunca sokaklarda, caddelerde "arife çiçeği" olarak adlandırılan çocuklar olurdu. İçlerindeki coşkuya yenilip bayram gününü bekleyemeden arife gününden bayramlık kıyafetlerini giyip dışarı çıkan çocuklara bu sebepten ötürü 'arife çiçeği' denirdi. Günümüzde veresiye defteri adıyla bilinen 'zimem defterlerine' yazdırarak ihtiyaçlarını gideren ihtiyaç sahiplerinin borçları durumu iyi kimseler tarafından satın alınan 'zimem' defterleriyle birlikte ödenir. Bayramda yardımlaşmanın en güzel örneği sergilenirdi. Benzer uygulamaların bugünlere taşınması ise son derece memnuniyet verici. Kurban Bayramları'nda fazla miktarda et tüketiminden dolayı bozulan sindirim sistemleri sebebiyle her evde mutlaka turunç reçeli kaynatılırdı. Bu nedenle hemen hemen her evden mis gibi turunç kokuları yayıldığından turunç Osmanlı'da kurban bayramının en güzel simgelerinden biriydi.

LEZİZ YEMEK SOFRALARI
Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda hüküm sürmüş Osmanlı zengin bir yemek kültürüne sahiptir. Bunlardan en ünlüsü bayram helvasıdır. Tarihi kayıtlarda "Helva-i Sabun-i" olarak geçer. Börek çeşitleri ile ünlü saray mutfağı adeta bir lezzet efsanesidir. Gelelim et yemeklerine. Baş yemek hiç şüphesiz kavurma. Topkapı Sarayı'nda yeniçerilere verilen davetlerde ikram edilen ve kendi suyunda pişen "İskilip dolması" lezzet şampiyonu olmaya aday. Kuzu etinin, kayısı, incir, erik gibi kuru meyvelerle kısık ateşte uzun süre pişirilmesiyle hazırlanan 'Terkib-i Zirva" ise saraydaki bayram sofralarının vazgeçilmezi...

