Şarkı söylerken hangi anlarda kendini tamamen özgür hissediyorsun?
Sahnedeyken bazen her şey çok yolunda gider. Tüm ekip şarkıyla bütünleşir sanki. Sonuçta bir ekip işi bu. Benim hissederek söylemem kadar onların da hissederek çalması diye bir şey var ve her zaman olamayabiliyor. Seyirci de farkında olmadan bu duruma katkı sağlarsa, dikkatleriyle, tuttukları tempoyla ya da bize katılıp söylemeleriyle... İşte öyle zamanlarda sanki dünya duruyor gibi oluyor.
Sahne senin için bir sahne mi yoksa kendini tamamen ifade ettiğin bir alan mı?
Sahne, sahne dışında her şeyin önemini yitirdiği bir alan. Hastalık, sıkıntı, endişe... Her şey geride kalıyor. 2 saatlik bir terapi alanı benim için. İçeride saklı olan, günlük hayatımda pek göstermediğim Zeynep'in dışarı çıktığı, neyi var neyi yoksa korkusuzca ortaya koyduğu bir alan.
'ARTIK ONLARA İNANMIYORUM'
Hiç, sahne sonrası ya da stüdyoda beklenmedik bir ilham patlaması yaşadığın oldu mu? O an ne yaptın?
En son teklim "Seni Bana Katsam"ın kaydı sırasında stüdyoda ilginç bir deneyim yaşadım: Şarkının hazırlıkları sırasında hayatım bambaşka bir yönde ilerliyordu. Açıkçası kayıt sırasında da bu gelecek planlarımdan ilham alarak şarkıya duygusunu vereceğimi düşünüyordum. Ancak kayıt gününden 1 gün önce bir şeylerin içime sinmediğini fark ettim ve bu planlarımdan vazgeçtim. Kayıt günü stüdyoya içimde kocaman bir boşlukla gittim ve ilk denemelerde şarkıyı istediğim gibi okuyamadım. Biraz canım sıkılmaya başladı. Stresliydim. Sonra nasıl oldu bilmiyorum, birden çocukluğum geldi aklıma ve şarkıyı küçük Zeynep'e söylemeye başladım. Ve şarkının sözleri anlam değiştirdi. Sanki küçüklüğümde duymaya ihtiyacım olan sözleri bugün bir yetişkin olarak söylüyordum küçüklüğüme... Benim için gerçekten çok özel bir deneyimdi. Hayatımın en önemli anlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Hayatından bir anı, şarkına nasıl yansıtıyorsun?
Benim şimdiye kadar yayınladığım 3 teklim var. Ve üçü de yayınlandıkları zamanki Zeynep'i anlatıyorlar. Ve bu durum tamamen kendiliğinden oluştu. Ben mi farkında olmadan o şarkıları seçtim yoksa onlar mı beni seçti bilmiyorum. 2017 senesinde yayınlanan "Zaman Olur" insanın kendisiyle karşılaşmalarını anlatan bir şarkı. Yayınlandıktan sonra ise arka arkaya yaşadığım birkaç şok ve ardından gelen otoimmün bir hastalık. Eskiden bildiğim hayatın sona ermesi, sosyal hayattan mecburen uzaklaşmam, ne yaşadığımı anlatamamak, işlerimin de azalması... Kendimi daha önce hiç olmadığı kadar yalnız hissettiğim bir süreç. Son teklimin hikayesini de anlattım az önce. Kendimi yalnız hissettiğim, bu yalnızlık sürecinde küçük Zeynep'le bolca muhabbet ettiğim, onun gerçekten ne istediğini anlamaya çalıştığım bir sürecin sonunda onu kucaklamama vesile olan "Seni Bana Katsam"...
En çok risk alman gereken an neydi?
Bence en büyük riski ilk adımı atmaya cesaret edebildiğinde alıyorsun. 2012 senesinde, evliliğim sona erdiğinde, "Benim çocukluk hayalim neydi, ben gerçekten ne istiyordum?" diye sorduğumda cevap sahnede olmak olarak gelmişti. Ben de önce şan dersi alarak çıkmıştım yola. O sırada, bir akşam müzik dinlemek için gittiğim kulübün sahibi sohbet sırasında bunu öğrenince "Gel haftaya çık burada!" dedi ve o sırada sahnede çalmakta olan ekiple beni tanıştırdı. Birkaç gün sonra o gün tanıştığım piyanistle buluşup, önceden bir gün sahneye çıkarsam söylerim dediğim şarkılardan bir playlist yaptık ve şarkıların tonlarına baktık. O hafta sonu da hiç prova yapmadan sahnedeydim. Şimdi o günü düşününce çok cesur bir adımmış.
Kendi sesini ve tarzını bulma sürecinde seni en çok zorlayan ya da şaşırtan ne oldu?
Çocukken işlenmiş ve aslında bana ait olmayan düşünce kalıpları. Beni en çok bu kalıpları fark etme ve onları yenileriyle değiştirme süreci zorladı. Sanırım bu herkes için bir noktada böyle. Büyümek, olgunlaşmak, kendini bulmak denen süreç tam da böyle bir şey çünkü. Babamın açık açık söylediği "Senden şarkıcı olmaz!" ya da annemim söylediği "Sesinin güzel olduğunu sanma!" sözü... uzun süre bunlara inanarak yaşadığımı fark etmemişim. Hala da içeride bir yerlerde bazen o sözler sesini duyurmaya çalışıyor. Ama ben artık onlara inanmıyorum.
'OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ'
Sence müzik yaparken "hata" olarak görülen şeyler aslında bazen bir sanat eseri ortaya çıkarabilir mi?
Ben eskiden sahnedeki en küçük hatayı çok sert karşılar, kendime ve ekibime zor anlar yaşatırdım. Kendime karşı da çok acımasızdım. Ama bunu yetiştirilme tarzımdan kaynaklandığını artık biliyorum ve şimdi hiç öyle düşünmüyorum. Her şey olması gerektiği gibi oluyor aslında. Benim için birlikte çalıştığım insanların iyi niyetli, gayretli ve işlerine karşı özenli olduklarını ve kendim için de yeterli vakit ve özeni gösterip göstermediğimi bilmek önemli. Gerisini bırakmak lazım ki akışta kalıp yaptığımız işten keyif alabilelim.
'En çok yalnızlıktan besleniyorum'
Ben şarkı söylemek dışında seslendirme, sunuculuk yapıyorum, fotoğraf çekiyor ve yazı yazıyorum. Güzel Sanatlar Grafik Tasarım mezunuyum ve fotoğrafçılığım oradan geliyor. Bir dönem yemek fotoğrafçılığı yapmıştım hatta. Yazı ise, daha önce denemelerim olmuş olsa da asıl pandemide başladı. Hatta pandemi sonunda günlük tarzında yazdığım yazılar ve #onbirkahvesi fotoğraflarından oluşan "Beklenmeyen(e) Yazılar" adında bir kitabım çıktı. Demek istediğim, aslında yaptığım tüm işler aynı zamanda benim hobilerim gibi. Bunun yanında, beni en çok yalnızlığım besler. İç sesimle, yaratıcı yönümle bu şekilde daha kolay iletişime geçebiliyorum. Özellikle gün doğarken uzun yürüyüşler yapmak, fotoğraf çekmek, sevdiğim yönetmenlerin filmlerini izlemek (bu aralar The New York Times'ın 21. yüzyılın en iyi 100 filmi listesini tamamlamaya çalışıyorum mesela) , o aralar kafamı meşgul eden bir konuda kitap bulup okumak, ruh halimi yansıtan şarkılar dinlemek, şiir okumak... Beni çok besler.

