Moda dünyasında her sezon değişen trendler, sonsuz kombin seçenekleri ve anlık alışveriş dürtüleri arasında kaybolmak kolay. Dolaplar dolup taşarken çoğu zaman "giyecek hiçbir şeyim yok" hissiyle karşılaşmak ise neredeyse kaçınılmaz. Uzmanlara göre bu durum, kıyafetlerin sayısıyla değil, onların anlamıyla ilgili. Çünkü stil; yalnızca kumaş, dikiş ve trendlerden değil, kişinin kendini nasıl ifade ettiğinden doğuyor.
MİNİMAL ŞIKLIK
80/20 kuralı, adını oranlardan alıyor: Gardırobun yüzde 80'i sade, zamansız ve çok yönlü parçalardan; yüzde 20'si ise kişiliği yansıtan dikkat çekici detaylardan oluşmalı. Kısacası, temel parçalar güvenli bir temel oluştururken; özel, karakterli dokunuşlar stile canlılık katıyor. Yüzde 80'lik kısımda; kaliteli kumaşlardan yapılmış beyaz gömlekler, iyi kesimli blazer ceketler, düz bir jean, siyah bir elbise ya da bej tonlarında bir trençkot yer alıyor. Bu parçalar mevsimden ve trendden bağımsız olarak her dönemde şık durmayı sağlıyor. Geriye kalan yüzde 20'lik kısım ise stili özgünleştiriyor: Desenli bir fular, iddialı bir ayakkabı, parlak bir kırmızı çanta ya da vintage bir küpe... Küçük ama etkili detaylar, sade bir kombini bile bir moda ifadesine dönüştürebiliyor.
KİŞİSEL DOKUNUŞ
Uzmanlara göre 80/20 kuralının başarısı, yarattığı denge hissinde gizli. Gardırobun büyük kısmını oluşturan nötr parçalar, kombin yaparken kolaylık sağlıyor; özel parçalar ise bu sadeliği kırarak kişisel bir dokunuş katıyor. Bu sayede hem pratik hem ilham verici bir dolap ortaya çıkıyor. Moda editörleri, bu anlayışın özellikle Fransız kadınlarının "zahmetsiz şıklık" tarzında kendini bulduğunu söylüyor. Çünkü onların stili abartısız ama dikkat çekici. Beyaz bir gömlek, lacivert bir jean ve sade bir loafer, kırmızı bir ruj veya ipek bir fularla tamamlandığında klasik bir görünüm bir anda zarif bir ifadeye dönüşüyor. 80/20 kuralı, tam da bu inceliği yakalamayı öğretiyor.
ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞTİRİYOR
Bu yaklaşım yalnızca stil değil, alışveriş anlayışını da dönüştürüyor. 80/20 kuralını benimseyenler, gardıroplarını bir "trend deposu" değil, bir "stil arşivi" haline getiriyor. Gereksiz alışverişler azalırken, kalite ve uzun ömür ön plana çıkıyor. Tek sezonluk heveslerle alınan ama neredeyse hiç giyilmeyen kıyafetlerin yerini; yıllarca kullanılabilecek, farklı kombinlerle her döneme uyum sağlayan parçalar alıyor. Böylece hem ekonomik hem de çevresel açıdan daha sürdürülebilir bir moda anlayışı doğuyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın sürdürülebilir modayla birebir örtüştüğünü belirtiyor. Çünkü 80/20, hızlı tüketimi değil, bilinçli seçimi destekliyor. Her parça bir amaca hizmet ediyor; her satın alma, bir hikâyenin parçası oluyor.
ANLAMLI KOMBİNLER
Sonuç olarak 80/20 moda kuralı, sadece giyim tarzını değil, modaya bakış açısını da değiştiriyor. Kıyafetler artık "fazla" değil, "anlamlı" olmanın peşinde. Bu felsefe, sade bir gardıropla bile güçlü bir duruş sergilenebileceğini kanıtlıyor. Fransızların dediği gibi, asıl şıklık gösterişli kıyafetlerde değil; dengeyi bulabilen sadelikte saklı. 80/20 kuralı, bu dengeyi yakalamanın ve modayı bir kimlik ifadesine dönüştürmenin en basit, en etkili yolu olmaya devam ediyor.

