TENIS dünyasının ışıkları çoğu zaman güçle, hızla, agresif vuruşlarla parlar. Ancak zaman zaman bir sporcu çıkar ve oyunun sadece "kazanmak" olmadığını, kortun çizgilerinin ötesinde bir anlam taşıdığını hatırlatır. Zeynep Sönmez de bu hatırlatmayı yapan, son yılların en etkileyici genç raketlerinden biri. Yakın zamanda birçok ilke imza atan Zeynep, son olarak dünyanın en prestijli turnuvalarından biri olan Indian Wells ana tablosunda galibiyet alarak, bu organizasyonda tur atlayan ilk Türk raket olarak tenis tarihimize geçti. Uluslararası arenada adım adım yükselirken sergilediği profesyonellik kadar, kort içindeki zarafeti ve vicdani refleksleriyle de adından söz ettirdi. Daha birkaç ay önce büyük turnuvalardan birinde yaşanan o sahne maç içinde zorlanarak topu zor taşıyan bir top toplayıcıyı fark edip oyunu bırakması sosyal medyada viral olmasının yanı sıra tenis otoriteleri tarafından da "spor ruhu dersliği" olarak değerlendirildi.

BİR İLETİŞİM BİÇİMİ
SÖNMEZ'IN korttaki hareketleri, oyun içindeki sakinliği ve düşünerek adım atan yapısı, onu izleyenlere farklı bir tenis kimliği sunuyor. Hırslı ama öfkeli değil. Alex Eala ile olan güzel dostluğu, duygusallığı ve insaniyetinden dolayı bazen yeteri kadar hırslı ve sert olmamakla eleştirilse de, onun kazanma arzusu yüksek ama gözü dönmüş bir rekabetin parçası değil. Dünya sıralamalarında yükselirken dahi kendine özgü bir dinginliği koruyabilen ender sporculardan. Kamera karşısında da aynı dinginlik hissediliyor. Maçtaki oyun molalarında Descartes okuması, kendi kendini telkin eden konuşmaları ve raketiyle kort duvarına 3 kez dokunması gibi ritüelleri onu şahsına münhasır bir tenisçi haline getirdi. Röportajlarında kullandığı cümleler, analiz gücü ve kendine dönük eleştirel açıklamaları, tenis medyasında sıkça rastlanan klişelerin ötesinde; kendi duruşunu net şekilde ortaya koyuyor.
MÜTEVAZİ BİRİ
GEÇEN günlerde Indians Wells'te kazandığı maç sonrası röportajında Zeynep Sönmez'e günlük hayatında nasıl birisin, nelerden hoşlanırsın diye soruluyor: "Tarçınlı çörek yemeyi seviyorum. Tenis oynamanın dışında yapmayı en çok sevdiğim şey bu. Aslında oldukça sıkıcı bir insanım; kort dışında çok fazla şey yapmam. Evde olmayı seviyorum, gerçi çoğu zaman evde olamıyorum. Ailemle ve yakınlarımla vakit geçirmeyi seviyorum. Yani oldukça normal bir insanım. Sadece elimden gelenin en iyisini yapmaya ve kortta olduğum her saniyenin tadını çıkarmaya çalışıyorum." diye cevaplıyor. Yani oldukça mütevazi, kendi halinde ve işini iyi yapmaya çalışan bir genç sporcu. Daha sonra Tennis Channel kanalına konuk olan Zeynep, burada da: "Servisimi geliştirmem lazım. Herkes bunu söylüyor. Ben de farkındayım. Küçük eklemeler yapmaya çalışıyoruz; turnuva oynarken değişiklik yapmak kolay değil. Oyunumu etkilememesi için eklemeler küçük oluyor. Bence doğru yoldayız ama yavaş gidiyor. Bugünkü gibi maçlar güven veriyor" açıklamasında bulunmuş. Özeleştiri yeteneği bir sporcu için kritik bir öneme sahip.
TESADÜFTEN DAHA FAZLASI
TÜRKIYE'DEN dünya tenis sahnesine uzanan yol kolay değil. Çoğu oyuncunun dayanamadığı o uzun ve yalnız yolculuk, Sönmez'in kararlılığıyla birleşince bir başarı anlatısına dönüşüyor. Her turda kendini biraz daha geliştirmesi, rakiplerine karşı oyun planını soğukkanlılıkla uygulaması ve büyük sahnede asla ezilmemesi, onun gelecekte daha da yukarıları zorlayacağının göstergesi. Genç yaşına rağmen profesyonel tenis disiplinini, mental dayanıklılığı ve oyun vizyonunu aynı potada birleştirebilmesi de onu gelişen bir marka haline getiriyor. Kısacası çocukların rol modeli olabilecek, genç sporculara doğru değerleri gösterebilecek bir figür Zeynep. Kendi içinde tutarlı, topluma karşı sorumluluk hisseden ve rakiplerine saygıyı ilke edinmiş biri. Avustralya Açık'ta bu kadar yürekten desteklenmesi ve sadece Türk taraftarlar değil dünyanın her yerinden hayran kazanması kesinlikle tesadüf değil.

