Kıbrıs Barış Harekâtı'nın bu yıl 52'nci yıl dönümünü gururla kutluyoruz. Kıbrıslı Türklerin özgürlüğüne kavuştuğu, çekilen onca tarifsiz acının son bulduğu tarihtir 20 Temmuz 1974... Henüz 10 yaşındaydım, bir Temmuz sabahı radyodan çalınan marşlarla uyandım. O yıllarda herkesin evinde yoktu. Olsa bile sadece akşam saatlerinde tek kanal üzerinden siyah beyaz yayın yapıyordu. Dolayısıyla en sağlıklı haberleri 7'den 77'ye herkes TRT radyolarından takip ediyorduk. Radyo başında toplanarak heyecanla bültenleri bekliyorduk. Çalınan coşkulu marşların arasında spikerler Türk askerlerinin Kıbrıs'a çıktığını heyecanlı bir ses tonuyla aktarırken, artık Yunan mezaliminin sona erdiğini haykırıyordu. Çocuktum, yaşadığım coşkuyu anlatamam. Kendi yaptığımız tahta tüfeklerle tüm mahalledeki çocuklar sabahtan akşama kadar askercilik oynuyorduk. Ama ne hikmetse oyunda bile yalandan da olsa kimse Yunan askeri rolünü üstlenmek istemiyordu.
SIRAYA GİRİYORDU
Türk ordusunun Kıbrıs'ta çok hızlı bir şekilde ilerlediği haberleri göğsümüzü kabartıyordu. Muhalefeti, iktidarı tüm halk tek yürek olarak birleşmişti. Askerlik Şubelerinin önlerinde eli bastonlu dedeler bile "Ne olur beni de alın askere" diye komutanlara yalvarıyordu. Geceleri ise Yunan uçaklarının olası bir hava saldırısına karşı evlerde karartma uygulanıyordu. Ampullerin çevresi mavi kâğıtlarla kaplanıyordu. Evlerin pencereleri de en küçük bir ışık sızmasın diye siyah perdelerle sıkı sıkı örtülüyordu. Otomobillerin farları dahi maviye boyanıyordu. Mahalle bekçileri penceresinden ışık sızan hanelerin kapısını çalarak onları tatlı sert bir şekilde uyarıyordu. Çocukluğumun heyecan fırtınasının adıydı 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı...
EFSANE DEĞİL
Bizler böylesine heyecanlı günler geçirirken cephede ise adaya çıkan Türk birlikleri kahramanlık destanları yazıyordu. Türk askeri 31 gün süren harekât sırasında uyguladığı savaş taktikleri ve kahramanlıklarıyla tarihteki yerini çoktan almıştı bile. Tam 52 yıl önce 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında bir Türk tankının Beşparmak dağlarının zirvesine kadar tırmanıp orada kaldığından bahsedilir. Resmini görmeyenler hep onun bir savaş efsanesi olduğunu zanneder ancak bu yalın bir gerçektir. İşte Kıbrıs Barış Harekâtı'nın sembollerinden kahramanlık destanı yazan o tankın hikâyesi.
UNUTAMIYOR
O efsaneleşmiş tankın şoförü bu gün 73 yaşında ve Van'da hayatını sürdürüyor. Gazimizin adı Abdülkadir Kurt. Beşparmak Dağları'nda bin 024 metre yükseklikte dik ve sarp kayaların üzerinden ilerleyerek düşman tahkimatını püskürten ve bu yönüyle "efsaneleşen" tankı ile tarihe geçmeyi başaran bir kahraman. Vatani görevini yaptığı Ankara 28. Tümen Tank Taburu 2. Bölük`te tank şoförü olan Abdulkadir Kurt, aradan 52 yıl geçmesine rağmen yaşadıklarını unutamıyor. Kurt, her fırsatta silah arkadaşlarıyla verdiği destansı mücadeleyi yeni nesle aktarmaya çalışıyor. Erciş ilçesinde çiftçilik yapan Kıbrıs gazisi, bugün bile davet edildiği seminer ve konferanslara katılarak hatıralarını gençler ve çocuklarla paylaşıyor, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın önemini anlatıyor. Destek için 5 kişilik silah arkadaşlarıyla gittikleri Beşparmak Dağlarında düşmanı püskürttüklerini anlatan Kurt, duygularını "Emir geldi, Beşparmak Dağları`na iki tank ile komandolara desteğe gittik. Tüm hazırlıklarımızı yapmıştık. Sabah erken saatlerde dağlara doğru hareket ettik. Bir tank geride kaldı, dağı çıkamadı. Kullandığım tank öndeydi ve biz ilerleyebildik. Ateş ederek sürekli ilerledik. Bir ara üzerinden geçti ve paletleri zarar gördü. O an tankın içerisinde mahsur kaldık" şeklinde dile getiriyor.
SAVAŞI BIRAKMADI
Kurt, yaşadıklarını şöyle anlatıyor. "Her taraftan üzerimize delice ateş ediyorlardı. Adeta mermi sağanağının altındaydık. Biz de ateş edilen tarafa ateş ediyorduk. Karanlıkta düşmana büyük bir zayiat verdik. Dağa yol, geçiş yoktu. Tankı zor şartlarda oraya çıkardım. Mermilerimiz, cephaneliğimiz tükendi. Elimizde savaşacağımız bir şey kalmadı. Ayağımdan yaralanmıştım. Yine de o tankın içerisinde vatan ve millet için savaştım. Görevimi seve seve yaptım. Vatan, bayrak, millet için bugün de olsa seve seve göreve giderim. Her zaman vatanım, bayrağım için canımı vermeye hazırım. Harekâttan sonra memlekete döndüğümde herkes çok sevinmişti. Sağ salim döndüğümüze inanamıyorlardı. Kıbrıs`ta insanlar özgürlüklerine kavuşmuştu. O zaman jetlerin lastikleri yoktu. Türkiye üretemiyordu. Şimdi çok şükür İHA, SİHA, gemi, uçaklarımızı yapıyoruz."
ZİRVEYE ÇIKTI
Girne Beşparmak dağlarının üzerinde bu savaştan kalma, Türk Ordusu'nun tankı hâlâ hayretle seyredilmektedir. O tankı dağın zirvesine çıkaran personelin isimleri ise onbaşı Gürler Erdağ, Er Abdulkadir Kurt, Er Recep Doğan Yiğit'tir. Birliğin komutanı, tankın sürücüsü kahraman askere; "Evladım bu tankı buraya nasıl çıkardın?" diye sorunca, asker, "Komutanım, o anda gözlerimin önünde engelsiz dümdüz bir yol göründü. Rumlar kaçıyordu, ateş ede ede buraya çıktım" der. Komutan emreder: "Tankı indir", er cevap verir, "O yolu görmeden nasıl indireyim komutanım." Tank hâlâ o dağın zirvesinde durmaktadır.

