Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Hayat; varlık âleminin var olma mahiyetini ve önemini gösteren çok kıymetli bir sancaktır. Evet, hayat bir sancaktır! Biz hayatla düşünmeyi, akıl etmeyi, görmeyi, tatmayı, huzuru, acıyı ve neşeyi anlıyoruz. Hayat olmasaydı Güneş, Ay ve yıldızlar hiçbir mânâ ifade etmeyecekti. Çiçekler, ağaçlar, kuşlar kime o muhteşem hakikatleri anlatacaktı? Hayat çok güzel... Ve hayatın devamı için gayret eden irade elbette ki güzeldir. Terörsüz bir Türkiye de öyle güzel olacak ki... Kardeşlik ve dostluk çok daha sağlamlaşacak, güven ve huzur çok daha fazla artacaktır. Hayırlı olsun! Çünkü Rabbimiz, kardeşliğin ne demek olduğunu bize açıkça bildiriyor: "İnnemel mü'minûne ihvetün fe aslihû beyne ehaveyküm..." "Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin..." (Hucurât, 49/10)

YILLARDIR AKAN KAN
Kardeşlerin arasını düzeltmek, sadece iki insanın arasındaki bir kırgınlığı gidermek değildir. Bazen bir milletin yarasını sarmaktır. Bazen yıllardır akan kanı durdurmaktır. Bazen bir annenin gözyaşını dindirmek, bir çocuğun babasına kavuşmasını sağlamaktır. Öyleyse soruyorum: Yoksa siz; kınında duran tabancalardan, kurşun sıkmaktan haya eden tüfeklerden, ağlamayan analardan, acı çekmeyen babalardan hoşnut değil misiniz? Kanın durmasından, çocukların cıvıl cıvıl sokaklarda güvenle gezmesinden, insanların huzur içinde yaşamasından memnun değil misiniz? Nice akademisyenler, yazarlar ve vatan evlatları terörün kurbanı olmadı mı? Eşref Bitlis, PKK terörünün sona erdirilmesine yönelik çalışmaların gündemde olduğu bir dönemde şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmedi mi? Uğur Mumcu, terör ve derin yapılanmalar üzerine araştırmalar yaptığı bir dönemde bombalı suikastla öldürülmedi mi? Zulüm size lezzet mi veriyor? Sınırlarımızın güvende olmaması sizi mesut mu ediyordu? Akan kan şimdi duracaksa, şehit haberlerinin gelmediği bir Türkiye mümkün olacaksa, çocuklarımız korkmadan büyüyecekse bundan niçin rahatsız olalım? Türkiye, terörle mücadeleye harcadığı kaynakları bundan sonra daha fazla yatırım, eğitim, üretim ve refah için kullanabilecekse bundan daha güzel ne olabilir? Yarım asırdan fazla süren PKK mücadelesi sizi yormadı mı? Ondan öncesinde "sağ-sol", "anarşi" diyerek yaşanan kutuplaşmalar sizi hayatınızdan bezdirmedi mi? Yorulduk. Hem de çok yorulduk... İnsanı en çok ölümler yorar. Yaşamak hafifliktir, huzurdur. Hele şuurla yaşamak... Hele hayatın gayesini bilerek yaşamak... Kur'ân bize yalnızca kardeşliği değil, kardeşlerin arasını düzeltmeyi de emrediyor. Çünkü kardeşlik, kendi hâline bırakılacak bir duygu değil; korunacak, güçlendirilecek ve gerektiğinde yeniden tesis edilecek bir nimettir. Demek ki kardeşlik, sadece aynı sofraya oturmak değildir. Kardeşlik, birbirine kuvvet vermektir. Öyleyse terörsüz bir Türkiye, bu mânâda yalnızca güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda hayata sahip çıkma meselesidir. Terörle mücadeleye harcanan o milyarlarca doların artık milletin refahına, eğitimine, üretimine, yollarına, hastanelerine ve geleceğine yönelmesi hepimizi daha varlıklı kılmaz mı? Devletin terörü bitirmek için harcadığı para ve çaba; daha güzel bir Türkiye olmak, kardeşçe yaşamak için gerekli atılımlara dönüşmez mi? Anaların gözyaşları adeta üzerimize yağan kırmızı bir kar gibiydi. Ruhumuzu donduruyordu. Kahraman Mehmetçiğin şehit olarak evine dönmesi haberleri yarınlara endişeyle baktırıyor; analara, bacılara ve eşlere ağıtlar yaktırıyordu. Ya çocuklar? Çocuklar, babasız olmanın buruk sessizliğini yaşıyordu. Öldürmek pahalıdır; yaşatmak ise... Yaşatmaya vesile olmak ne kadar ucuz, ne kadar güzel ve ne kadar huzur vericidir! Bütün bu acılar, bomba ve kurşun sesleri bizi fazlasıyla yordu. Dağlarımız, sokaklarımız güven duygusundan uzaklaştı. Ayrılıkçı fikirlerin gölgesinde yaşamak zorunda kaldık. Şimdi ise terörle mücadeledeki kararlılığın meyvelerini görmeyi ümit ediyoruz. Türkiye tarihi bir gün yaşadı. 10 Ağustos 2026... "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Bu gelişme, terörün sona ermesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi hedefi bakımından tarihî bir eşik olarak değerlendirilebilir. Bu kabulleniş; Hayatlar devam etsin, ana babalar evlatları için endişeye kapılmasın, sokaklar ve yollar güvenli olsun, dağlar huzur bulsun, çocuklar korkmadan büyüsün, milletin enerjisi ve kaynakları yıkıma değil imara harcansın, kardeşlik güçlensin, Türkiye geleceğine daha güvenle baksın kabullenişidir. Artık yorulduk. Dış güçlerin hesaplarıyla, içeride yaşatılan terör belasıyla, yıllarca dökülen kanla, bitmeyen acılarla yorulduk. Bitsin artık! Yüzler gülsün. Çocuklar babalarına sarılsın. Anneler evlatlarını beklerken yollara korkuyla bakmasın. Bu milletin çocukları birbirinin cenazesine değil, düğününe gitsin. İşte bunun için terörsüz Türkiye'den memnun olmak gerekir. Hem de sadece siyasi bir tercihle değil... İnsan olduğumuz için memnun olmak gerekir. Çünkü hayat güzeldir. Çünkü kardeşlik güzeldir. Çünkü huzur güzeldir. Çünkü bir annenin ağlamaması güzeldir. Çünkü bir çocuğun babasına sarılması güzeldir. Ve çünkü yaşatmak güzeldir.
TEŞEKKÜR ETMELİYİZ
Atılan bu adım; Uğur Mumculara uğurlu olsun. Eşref Bitlislere selâm olsun. Merhum Turgut Özal'a selâm olsun. Ve bu sürecin gerçekleşmesinde sorumluluk alan, emek veren herkese, başta Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Devlet Bahçeli'ye, millet adına teşekkür etmek gerekir. Siyasi tercihleriniz farklı olabilir. Ama kanın durmasına sevinmek için aynı siyasî görüşte olmak gerekmez. Gözyaşının dinmesini istemek için aynı partiyi desteklemek gerekmez. Çünkü bunların üzerinde bir hakikat vardır: Hayat! Ve hayatın üzerinde de hayatın Sahibinin emri: Kardeşlerinizin arasını düzeltin. Terörsüz Türkiye, işte bu emrin toplumsal hayattaki mânâlarından birini gerçekleştirme yolunda atılmış önemli bir adımdır. Hayırlı olsun. Yeter ki bundan sonra kardeşliğin hukukunu koruyalım, adaletten ayrılmayalım ve terörsüzlüğü kalıcı bir huzura dönüştürelim.

