
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu münasebetiyle bulunduğu New York'taki Türkevi'nde gazetecilerle bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
BM Genel Kurulu'nun bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla toplandığını belirten Başkan Erdoğan, hitabında Türkiye'nin çok taraflılığa olan desteğini vurguladığını ve küresel sistemde reform ihtiyacını beş maddede dile getirdiğini söyledi. Erdoğan, Gazze'deki durum başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri ve Sıfır Atık Hareketi gibi iklim eylemi projelerini uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdıklarını kaydetti.
New York'ta yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüklerini aktaran Başkan Erdoğan, görevi sona erecek olan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yanı sıra aralarında Birleşik Krallık, Ukrayna, Irak ve Vietnam'ın da bulunduğu 15 ülkenin devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın davetiyle Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini bir araya getiren toplantıya iştirak ettiğini, ayrıca ABD iş çevreleri, düşünce kuruluşları ve Türk-Amerikan Müslüman toplumunun temsilcileriyle buluştuğunu ifade etti.
Gelecek yıl Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100. yıl dönümü olduğuna dikkati çeken Erdoğan, 2027 yılını iki ülke münasebetleri açısından bir referans haline getirmeyi hedeflediklerini bildirdi.
SORU: Bloomberg'de bir makaleniz yayımlandı. Bu makalenizde Birleşmiş Milletler'in reforma ihtiyaç duyduğunu ve bunun da ötelenemez olduğunu yazdınız. İlk kez de söylemiyorsunuz zaten bunu ama o makalede Birleşmiş Milletler'in bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladınız. Benim anladığım bölgesel Birleşmiş Milletler gibi her coğrafyanın sorunlarının farklı olduğu ve onlara özgü çözümler üretilmesi gerektiği yönünde vurgularınız vardı. Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz efendim? Nasıl bir BM düşünüyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir. Bunun için diyoruz ki; veto mekanizması kaldırısın; sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var.
SORU: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 16. konuşmanızı yaptınız. İlk konuşmanızdan bugüne kadar mazlumların ve daha adil bir dünya arayışının da sesi oldunuz. Son konuşmanızda, "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" dediniz. Aradan geçen yıllara ve dünyanın bugün geldiği noktaya baktığımızda, ilk konuşmanızdan bugünkü konuşmaya kadar olan uzun yolculuğu nasıl değerlendirirsiniz?
Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz. Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananlar benim dile getirdiğim gerçeği tekrar tekrar gösterdi. Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temelleri o yıllarda atıldı. Bölgemizdeki birçok mesele o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdü, kıvılcımlar adeta yangına döndü. O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas'ın üst üste iki yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablodur. Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir.
SORU: Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?
Hürmüz'deki tablo bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösteriyor. Biz bu konudaki tavrımızı en net şekilde ortaya koyduk. Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalması, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Orası küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemdedir. Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz açılmalıdır. Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır.

SORU: Dünya Hürmüz'e kilitlenmişken üst tarafımızda Karadeniz'de de Rusya-Ukrayna arasındaki savaş yeniden şiddetlendi. Karadeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar da yeniden arttı. Bu yüzden tahıl gemileri limanlarda bekliyor. Daha önce sizin girişimlerinizle inşa edilen Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesi gündeme gelebilir mi? Taraflarla bu konuda yaptığınız görüşmelerden umutlu musunuz? Ukrayna lideri Zelenski ile yaptığınız görüşmede bu konu gündeme geldi mi?
Karadeniz'de güvenlik meselesi hem bizim hem de bölgemiz için çok önemli. Karadeniz bu savaşın bir cephesi değildir, asla olmamalı. Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu.
SORU: Mekke Savunma İttifakı ile ilgili daha yolun başında çeşitli sınamalar söz konusu. Özellikle Suudi Arabistan üzerinde birtakım baskılar var. İttifakın geleceğiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Mekke Savunma Anlaşması doğru yolda atılmış güçlü bir adımdır. Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz; tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok. Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temelleri atılmıştır. Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz.
SORU: Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?
Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece "Gazze'de savaş dursun" demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir.
SORU: Bizler de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda hitabınızı dinledik. Özellikle Gazze konusunda yine çok ses getiren mesajlarınız için de ayrıca tebrik ediyoruz. Benim sorum F-35'ler üzerine. F-35'ler konusunda ABD Başkanı Trump söz vermişti. Aradan aylar geçmesine rağmen henüz bir ilerleme kaydedilmediğini görüyoruz. Bu konuyla ilgili son durum nedir? Sizden bilgi alabilir miyiz?
Sayın Trump ile bu konuyu NATO'da da görüşmüştük. Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz. Bu konuda temaslarımızı sürdürüyoruz. Netice alacağımıza inanıyorum. Sayın Trump ile ikili ilişkimiz Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdı. İki ülke arasındaki iş birliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız.
SORU: Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşama hakkında bilgi rica edeceğim Sayın Cumhurbaşkanım. Öncelikle örgütün silah bırakma safhasına geçip geçmediğiyle ilgili bizimle son bilgileri paylaşır mısınız?
Terörsüz Türkiye bizim için malum günübirlik bir mesele değil. Bu, Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesidir. Bildiğiniz gibi yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisi ortaya koydu. İlgili mekanizmalar kuruldu, kuruluyor. İlgili kurumlarımız sahada ve gerekli takipleri yapıyorlar. Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerekir. Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclisimiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılı kelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız.
SORU: Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Zeydi bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptı. Bu arada iki taraf arasında hem enerji hem de uzun yıllar duraklayan ama şimdi harekete geçen Kalkınma Yolu Projesi dahilinde de birtakım adımlar var. Ankara-Bağdat arasında ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biliyorsunuz Sayın Başbakan Ali Zeydi ilk ziyaretini Ankara'ya yaptı. Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum. Nitekim bugün Türkevi'nde Sayın Ali Zeydi ve arkadaşlarıyla yine bir görüşmemiz oldu. Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak.
SORU: Sayın Cumhurbaşkanım, Yunanistan'da seçimlere az kaldı. Mayıs'ta seçimler olacak. Yine ana gündem maddesi Türkiye. Siz daha önce Başbakan Miçotakis'i "aramızdaki ikili sorunları diğer ülkelere taşıma" diye uyarmıştınız ama yine işte F-35 satışı, Türkiye'nin F-35 almaya ihtiyacı vesaire çıkışlı açıklamalar geliyor. Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?
Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir; bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim; Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz.
SORU: Sayın Cumhurbaşkanım konuşmanızın başında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne atıfta bulunmuştunuz. Kasım ayında Antalya'da ev sahipliği yapacağımız COP31'de Türkiye'nin ana öncelikleri ne olacak? Bir de özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı konusunda talepleri var. Bu konuda hangi mesajları vereceksiniz?
İklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları bir defa görmezden gelemeyiz. Bu bizim için çok önemli. COP31'de, bu tedbirlerimizi, yol haritalarımızı, iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladığımızı ortaya koyacağız. Nitekim bugün Birleşmiş Milletler'de yaptığım konuşmada, genel kurul değil, bir de bugün ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili yaptığım bir konuşma oldu. Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur. Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmak ve onları desteklemek de gelişmiş ülkelerin sorumluluğudur. İklim değişikliğiyle mücadele artık söz değil, icraat gerektiriyor. Felaketler sınır tanımıyor, yangın, sel ve kuraklık ülke ayrımı yapmıyor. Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak.
SORU: Müsaadenizle son soruyu sormak istiyorum. Son günlerde gündemi meşgul eden konuların başında 455 bin yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren, artık kamuoyunda "fon krizi" diye bilinen bir tablo var. Soruşturma devam ediyor. Gözaltılar var, tutuklamalar var. Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?
Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk Borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor. Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı; bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim: Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız.